Hatırladıkça gülümserim; eşimle tesadüfen tanıştık, üniversite yıllarında yurtta oda arkadaşı olmuştuk. Arkadaşlığımız zamanla daha özel bir boyuta ulaştı ve sonunda evlenmeye karar verdik. Eğitim hayatımız boyunca yurtta yaşamak hoşumuza gitse de, artık kendi yuvamızı kurmanın zamanı gelmişti. Gelirimiz arttıkça bir apartman dairesine yatırım yapmaya karar verdik. Bunun için yurt odalarımızı satmamız gerekiyordu.
Bütün bu planlarımızı gizli tuttuk, yeni aldığımız daireyi tadilat yapıp yakınlarımıza eğlenceli bir ev partisiyle sürpriz yapmayı istiyorduk. Fakat eşimin ağabeyi bizim satış planlarımızdan haberdar olmuş ve bize bir teklifle gelmişti:
“Neden odaları biraz daha uygun fiyata bana satmıyorsunuz? Sonuçta ailedeniz; ben ödemeleri taksit taksit yapabilirim, iki çocuğum var,” diyerek durumu istismar etmeye çalıştı. Hatta odaların pek değeri olmadığını söyleyip neredeyse ödeme yapmaması gerektiğini ima etti. Oysa oda satışını çoktan gerçekleştirmiş ve elde ettiğimiz parayla İstanbul’da bir apartman dairesi almıştık.
Eşimin ağabeyi de planımızı açık etti ve yeni daireden bahsetti. Beklediğimiz mutluluğu göstermedi, aksine açıkça kırılmıştı ve tek kelime etmeden yanımızdan ayrıldı. Aslında durumdan faydalanmak istemişti, ama bizim tedbirimiz onun hilebazlığını geçmeye yetmişti. Şimdi o günleri düşündükçe, Türk insanının kimi zaman akrabalık ilişkilerini çıkar için kullanabileceğini ve buna rağmen alttan alınmanın bizde de önemli olduğunu hatırlar, huzur ve evimizin sıcaklığı için şükrederim.




