Sevgilisini arabadan indirip ona sıcak bir şekilde veda eden Bumin, evinin yolunu tuttu. Apartmanın önünde bir an durakladı; aklında birazdan eşine neler söyleyeceğini tartıyordu. Merdivenleri çıkıp kapıyı açtı.
Selam, dedi Bumin. Melike, evde misin?
Evdeyim, dedi karısı, sakin bir sesle. Merhaba. Ne oldu, gidip biftekleri kızartayım mı?
Bumin, kendi kendine karar vermişti; bu defa açık, kararlı ve erkek gibi davranacaktı! Çifte hayatına bir son vermeli, sevgilisinin öpücükleri dudaklarındayken, tekrar rutin, sıradan hayata batmadan önce net bir şekilde konuşmalıydı.
Melike, diye boğazını temizledi Bumin. Sana söylemeye geldim… Biz ayrılmalıyız.
Melike bu sözlere beklenenden fazla sakin tepki verdi. Gerçekten de Melike Bumini kolay kolay sarsamazdı. Hatta Bumin, bu özelliğinden dolayı ona Melike Buz lakabını takmıştı zamanında.
Yani nasıl? diye sordu Melike, mutfağın kapısından. Demek biftekleri kızartmayayım?
Sen bilirsin, dedi Bumin. İstersen kızart, istemezsen kızartma. Ben başka bir kadına gidiyorum.
Çoğu kadın böyle bir açıklamanın ardından eline tava alıp kocasının peşine düşerdi. Ya da büyük bir kavga çıkarırdı. Ama Melike o çoğunluktan değildi.
Abartma bakalım, ne fiyakalı işmiş, dedi Melike. Benim botları aldırdın mı tamirden?
Hayır, diye mahcup oldu Bumin. Eğer senin için bu kadar önemliyse hemen gidip alırım!
Eh… diye homurdandı Melike. Sen de böylesin işte Bumin. Bot almaya yollarsan eski ayakkabıları getirirsin.
Bumin kırıldı. Sanki bu ayrılık konuşması ona göre olması gerektiği gibi gitmiyordu. Ne duygu, ne öfke, ne de sitem vardı! Ama ne beklersin ki Melike Buz lakaplı bir kadından?
Sanki beni hiç duymuyorsun hayret Melike! dedi Bumin. Resmi olarak başka bir kadına gidiyorum diyorum, seni terk ediyorum diyorum, sen ise bot derdindesin!
Haklısın, dedi Melike. Benim botlarım tamirde olduğuna göre, sen her yere gidebilirsin. Senin ayakkabıların sağlam nasılsa, yürü dünyayı gez.
Uzun yıllar birlikte yaşamalarına rağmen Bumin hâlâ eşinin ne zaman ciddi ne zaman ironik konuştuğunu anlayamazdı. Aslında Bumini Melikeye çeken de onun bu sükûneti, kavga çıkarmaz halleri ve az konuşmasıydı. Üstelik Melikenin titizliği ve ince hatları da payını almıştı.
Melike bu dünyada otuz tonluk bir gemi çapası gibi güvenli, sadık ve soğukkanlıydı. Ama artık Buminin kalbi başka birine aitti. Hem de tutkuyla, günahıyla, tatlı tatlı! Sorunları çözmek, net olmak ve yeni hayatına yelken açmak istiyordu.
Melike, dedi Bumin, sesi hem ciddi hem mahcup hem de azıcık gururlu. Her şey için teşekkür ederim ama ben gidiyorum; çünkü artık başka bir kadını seviyorum. Seni sevmiyorum.
Vay canına, dedi Melike. Sevmiyormuş beni, yarım ayakkabı delisi! Annem de mesela komşuyu severdi, babam ise tavlaya ve rakıya aşıktı. Bak, sonunda nasıl şahane biri oldum!
Melikeyle tartışmanın zorluğunu iyi bilirdi Bumin. Onun her sözü ağırlık gibiydi. Zavallı çabası kaybolmuş, tartışma isteği kalmamıştı.
Melikecim, gerçekte sen şahane bir insansın, dedi Bumin asık suratla. Ama ben başkasını seviyorum. Hem de tutkuyla ve günahla. O kadının yanına gideceğim. Anlıyor musun?
O dediğin kim? diye sordu Melike. Necla mı, şu komşu Necla?
Bumin bir adım geri attı. Bir yıl önce Neclayla bir gönül ilişkisi yaşamıştı ama Melikenin onu tanıdığını bilmiyordu!
Sen Neclayı nereden diyecekti ki, sustu. Neyse önemli değil Melike, Necla değil.
Melike esnedi.
O zaman, belki de Figendir? Ona mı gönlün kaydı?
Buminin sırtından soğuk terler aktı. Figen de geçmişte hayatında olmuştu. Melike bunu biliyorsa neden hiç ses etmemişti? Ne de olsa o taş gibi kadındı, kolay kolay konuşmazdı.
Hayır, dedi Bumin. Ne Figen ne Necla. Bu başka biri; hayatımın zirvesi. Onsuz yapamıyorum artık, ona gidiyorum, beni vazgeçirme!
Demek ki yüzde doksan Elvan, dedi Melike. Off Bumin Organik kafalı adamsın sen. Sır değil ki. Hayatının zirvesi: Elvan Nuray Artan. Otuz beş yaşında, bir çocuk, iki kürtaj Değil mi?
Bumin başını ellerinin arasına aldı. Direkt hedefi bulmuştu! Gerçekten de Elvanla aralarında ilişki vardı.
Nasıl bildin? diyebildi Bumin. Kim söyledi, beni mi takip ettin?
Çok basit Bumin, dedi Melike. Babacım, ben deneyimli bir kadın doğum uzmanıyım. Bu şehirdeki bütün kadınları ben muayene ettim, sen anca kısmını! Nerede, kimle olduğunu bakınca anlarım, şaşkın herif!
Bumin toparlanmaya çalıştı.
Diyelim ki bildin! dedi bağımsız bir tavırla. Elvan bile olsa fark etmez, ben gidiyorum.
Aklın yok mu senin Bumin? dedi Melike. Bari bana bir sorsaydın. Ayrıca Elvanda öyle olağanüstü bir şey yok, ben doktorum, söylüyorum. Hayalindeki kadının sağlık geçmişine baktın mı hiç?
Y-yok dedi Bumin.
İşte bak! Önce hemen duş al. Yarın da Selahattin Beye telefon ederim, seni muayene kuyruğuna almadan baksın, dedi Melike. Sonrasını konuşuruz. Kadın doğumcunun kocası, sağlıklı birini bulamamış, ne ayıp!
Eee ben şimdi ne yapayım? dedi Bumin, hüzünle.
Ben biftekleri kızartmaya gidiyorum, dedi Melike. Sen de yıkan istediğini yap. Daha sağlıklı, hayalinin kadını mı arıyorsun, söyle, bulmamda yardımcı olurumBumin banyoya yönelirken bir an durakladı. Melike’nin arkasından, mutfağa yürüyüşünü, ağırbaşlı ve kayıtsız adımlarını izledi. O anda, birdenbire içinde garip bir boşluk hissettituhaf bir hafiflik, belki bir pişmanlık Biftek kokusu, yıllardır evin daimi kokusu gibi, koridoru kaplamaya başlamıştı.
Bumin, ellerini iki yana salarak aynanın önünde durdu ve yansımasına baktı. “Şimdi özgür müsün?” diye sordu kendi kendine sessizce. O anda kapının önünde Melike belirdi. Yüzünde alışıldık soğukkanlı gülümsemesiyle, gözleri bir an için Bumin’in gözlerine değdi.
Bumin, dedi sessizce. Kapıyı arkandan çekmeyi unutma. Hangi yöne gidersen git, anahtarını yanında bulundur.
Bumin başıyla onayladı. Aceleyle ceketini aldı, kapıya yürüdü. Elini kapı koluna koyduğunda, içeriden Melike’nin sesi ulaştı:
Yolun açık olsun. Biftekler güzel olacak, istersen döndüğünde bir tabak bırakırım.
Bumin kapıyı araladı, içeri sızan sıcaklık ve biftek kokusu burnuna doldu. Bir anlığına çıkmakta tereddüt etti, ardından kapıyı çekip merdivenlere yürüdü. Takırtılar arasında ayak sesleri aşağı inince birden geriye dönüp yukarı baktı. İçerden hafif bir kahkaha ve tavanı yalayan, evden yükselen sade bir cümle duyuldu:
Bazı insanlar yeni hayatının peşinde koşar, bazıları evde biftekle bekler.
Bumin sokakta yavaşça yürümeye başladı. Gökyüzü puslu, rüzgâr serindi. Hayatı ne yöne akarsa aksın, Melike’nin buz gibi serinliği ve mutfağından yayılan sıcaklık bir ömür yanında kalacaktı.
Hem de nereye giderse gitsin.




