Kaderin Hediyesi: Dilekleri ve Hayalleri Yıllarca Ertelenmiş Bir Kadının, Aşkı ve Annelik Sevgisini …

Kaderin Hediyesi

Antalyada geç saat olmuştu. Kerem, annesine misafirliğe geldiğinde kapıdan girerken bile bu geç kalışına kimse şaşırmadı; annesi özellikle hiç. Boşandıktan beri Kerem tek başına yaşıyordu, oğlu Batu ise annesiyleydi.

Batu seni bekledi, söz vermiştin bugün buz pistine gidecektiniz. Az önce uyuyakaldı, sakın uyandırma. Şimdi sana şöyle güzel bir çorba koyayım, karnını doyur, sonra yatarsın.

Kerem yemeğini yedikten sonra Batunun yanına, odasına geçti, onunla birlikte uzandı. Bir türlü uyuyamıyordu. Nedense aklı sürekli ilk eşi Gülçinde dolaşıyordu. Ondan sonra iki evlilik daha yapmıştı ama hiçbiri içini ısıtmamıştı.

Gülçini hiç unutmamıştı. Onlarla aynı mahallede büyümüşlerdi, kreşten beri yan yanaydılar. Okulda aynı sınıfta, üniversitede de aynı bölümdelerdi. Evlenince de şaşıran olmadı. Herkes bu çiftin bir arada olmasına alışmıştı. İki tarafa da hayırlı gelin, damat gözüyle bakılıyordu.

Herkes onları parmakla gösterirdi, örnek çift derlerdi. Hayat güzel akıyordu; Gülçinin anneannesinden kalan evde yaşıyorlardı artık. Tek sorun, çocuklarının olmamasıydı. Doktorlar her şeye bakmıştı, sağlıklılar fakat çocuk bir türlü olmuyordu.

Bir arkadaşları Gülçine deniz kenarında bir devlet hastanesinde tedavi önermişti, fakat Kerem rahat durmamıştı.

Yani, seni oralara gönderip sonra yanında başka birinin bebeğini mi bulayım, Gülçin? dedi, şakayla karışık ama aslında canı sıkkındı.

Kerem, bana güvenmiyor musun? diye Gülçinin gözleri yaşardı.

Her iki tarafın ailesi de O halde bir çocuğu evlat edinelim, dediler ama Kerem dinlemek dahi istemedi.

Benim çocuğum olsun istiyorum, bunun ötesi yok!

Gülçin ile evliliklerinin 10. yıl dönümü için bütün akrabalar toplanmıştı, herkes Keremi bekliyordu. Ama o ortalarda yoktu. Gecikmesi bir yana, herkes sofrada kendine yer bulamadan moral bozuk dağıldı, dolu masa olduğu gibi kaldı.

Kerem o gece eve uğramadı. Gülçin sabaha kadar gözyaşı döktü. Zaten bu gidişatı az çok tahmin ediyordu. Son zamanlarda Kerem çok değişmişti. Sabah ev geldiğinde hayatının şokunu yaşatan bir haber verdi. Bir kadınla kaldığını, o kadının ona çocuk doğuracağına söz verdiğini ve doğan çocuğu da birlikte büyüteceklerini söyledi.

Ya Kerem, sen kafayı mı yedin? Bana bunu nasıl yaparsın! Hem bana sormadan, hem de beni aldatıp Hayır, buna asla tahammül edemem. Git! Ama önce bana çocuk esirgeme kurumundan çocuk evlat edinmeme yardım et, diye yalvardı Gülçin.

He iyi ya, yarın öbür gün çocuğa benim soyadımı verirsin, senden nafaka mı alacak?

Gülçin için terk edilmek çok zordu. Neyse ki akrabalar, kadın arkadaşlar, iş yerinden dostları vardı. Ama tek kamış yalnız bir kadına evlatlık vermiyorlardı ki!

Kerem çıkıp giderken Gülçin kapıyı kapattı, bir daha da açmadı. On yıl On sene ümit, bekleyiş, iğrenç ilaçlar, iğne kokusu, hastane koridorları, sessizlik. Ve Keremin İşin bitti der gibi vedası:

Affet Gülçin, yoruldum artık.

Altı ay sonra, ortak bir arkadaşlarından Keremin bir oğlu olduğunu duymuştu. Dünya batmadı o anda; sadece soldu, sanki eski bir fotoğraf gibi silikleşti.

Bir yıl boyunca hayatı otomatiğe bağlandı: iş, ev, uykusuzluk Sonra bir gün, yağmurdan kaçıp sığındığı bir kafede, Keremin eski arkadaşı Okanı gördü. Neşeli Okan gitmiş, yerine elinde boş fincan döndüren, yorgun, bitkin bir adam oturuyordu.

Selam Okan, dedi Gülçin, masasına yanaştı. Okan başını kaldırdı, Gülçini görünce güçsüzce gülümsedi.

Gülçin? Vay be, sen de mi buradasın?

Sohbet koyulaştı, dertler döküldü ortaya.

Gamzeyle ayrıldık, dedi Okan, biliyorsun o parayı çok seviyordu. Benim işlerde yangın çıktı, iflas ettim. Beni kapı dışarı etti. Ana-babam da yıllar önce rahmetli oldu, kalacak da yerim yok

Gel bana, dedi Gülçin, kendi de sesine şaştı.

Bu, acıma değil, bir dostun zor zamanında tutulacak bir eli uzatmasıydı. Ne aşk, ne destansı kurtuluş. Sadece, yokluğun koridorunda birinin daha ayakta kalmasına vesile olmaktı.

Rahat olur mu? Ya Kerem?

Sen bilmiyorsun galiba, ayrıldık biz. O benden çocuk bekledi, ben veremedim, kendi yoluna gitti

Okan şaşkındı.

Ah Gülçin, ben bilmiyordum. Demek kaderimiz böyleymiş.

Alışıyorsun, dedi Gülçin.

Okan bir köşede koltukta kalmaya başladı. İlk günler adeta gölge gibi dolaşıp, aldığı her dilim ekmek için bin kere özür diledi. Sonra evin musluğunu tamir etti, dağılmış kitaplığı toparladı, akşam yemeği yaptı. O kadar sakin, o kadar huzurlu biri çıktı ki! Artık sessizlik bile dost olmuştu.

Her akşam sohbet ettiler. Gülçin, Okana kendi ofisinde iş buldu. Okan çok sevindi. Böylece yavaş yavaş, farkına bile varmadan bir arada yaşamaya başladılar. Sonra nikahlarını kıydılar.

Bir gün, sokakta Okanın eski karısı Gamze ile karşılaştılar. Gamze hem aşağılayıcı hem de kıskanç bakışını eksik etmedi.

Kullan kızım kullan, bana yaramadı, belki sana çocuk yapar, dedi, sanki Okan ortalarda yokmuş gibi.

Allah yazdıysa bozsun, Gamzeciğim, iyi dileklerin için sağol, dedi Gülçin, ironiyle gülümsedi.

Okanla gerçekten mutluydu; artık ona da birinin gözü gibi baktığı, değer verdiği bir hayatı vardı. Gülçin yıllar sonra ilk kez içten, kahkahayla gülüyordu. Sabahları birlikte kahvaltı sofrası kuruyorlardı hayalleri, tartışmaları, beraber izlenen dizileri vardı.

Öyle bir gün geldi ki, ciddi bir konuyu açtı Okan.

Gülçin, dedi, neden çocuk esirgeme kurumundan bir çocuk evlat edinmiyoruz?

İlk başta kulaklarına inanamadı Gülçin. Şaşırdı, sevindi, gözyaşı doldu.

Ciddi misin Okan? Gerçekten ister misin?

Elbette Gülçinciğim, dedi Okan, gülümseyerek.

Benim için dünyalara bedel olurdu, dedi Gülçin. Ben uzun zamandır istiyorum ama bir türlü açıp konuşmaya cesaret edemedim. Ne desem az, içimi okudun adeta

Okan çok mutlu oldu eşini bu kadar şaşırtabildiği için.

O zaman hemen başvuralım, dedi, ikimizin de en çok istediği bu.

Kısa sürede başvurular başladı; evraklar toplandı, onay beklenmeye başlandı. Çocuk esirgeme kurumuna gidip tanıştılar, çocuklara bakmaya başladılar. Bir süre sonra Gülçinin hayatı tam anlamıyla değişmişti. Bir ay boyunca kendini garip bir şekilde farklı hissetti. Ne olur ne olmaz diye eczaneden test aldı. Sonuç iki kalın, kocaman pembe çizgi. Adeta Al sana hayat! der gibiydi.

Şaşkın ama sevinçli odaya koştu.

Okan, bak, inanmayacaksın ama dedi, hamilelik testini gösterdi. Çocuk bekliyoruz!

Vay canına, Gülçin! Gerçek mi, kesin mi? Hemen yarın doktora!

Doktor da onayladı. Gülçinin yıllardır hayalini kurduğu mucize gerçek olmuştu.

Karı koca hayatlarında bambaşka bir dönemece girdiler. Okan o kadar koruyucu oldu ki, Gülçinin bir şey kaldırmasını bile yasakladı. Canı ne isterse aldı, neye heves ederse hemen koşturdu markete. O evde artık yeni bir hazine vardı: kızları…

Doğum zamanı geldiğinde, ışıl ışıl gözlü, sağlıklı minikleri Asu dünyaya geldi. Okan kızını ilk defa kucağına alışında gözyaşını tutmadı:

Sonunda evimiz tamamlandı. Artık bizi çok uzun, çok mutlu günler bekliyor, dedi hıçkırarak.

Evin havası bambaşka oldu. Ağlayan, gülen, gece uyutmayan ama her anına neşe katan Asunun varlığı her şeye bedeldi. Zorluklar olmadı değil: uykusuzluk, tartışma, yorgunluk… ama bir yandan da, eski pınar gibi, köklü ve sağlam bir huzur vardı.

Bir yaz günü, Asunun bebek arabasıyla parkta gezerlerken, karşılarına bir anda Kerem çıktı. Yalnız başına, eski enerjisinden eser kalmamıştı. Elinde bira şişesi, gözleri uzaklarda. Bir anlık sessizlik oldu.

Selam, dedi nihayet Kerem.

Bakışları Gülçinin parıltılı yüzünde, Okanda ve Asunun arabasında gezdi.

Duydum iyi gidiyormuş hayatınız.

Hem de çok iyi, dedi Gülçin kısaca. Sen nasılsın?

Eh İki kere daha evlendim, yürümedi. Oğlan annemle yaşıyor, ziyaretine gidiyorum. Ne diyeyim Şans yokmuş.

Sesinde ne öfke vardı ne de umut; sadece alışılmış bir burukluk. Okana baktı, kısa bir hımm deyip başını salladı.

Neyse, sizi tuttum, dedi ve uzaklaştı, güneşli, insan dolu parkta yalnızlığıyla baş başa.

Okan, Gülçini omzundan sardı.

Hadi gidelim güzelim, dedi fısıltıyla. Asu birazdan uyanır, eve yetişelim.

Gülçin bebek arabasının tutacağını kavradı, omzunda ailesinin ağırlığı ve huzuruyla, yollarına devam ettiler. O ev; kusursuz değildi belki ama hayallerin kırık dökük duvarları üstüne, gerçekçilikle inşa edilmişti; ve tam bu yüzden, gayet gerçek, gayet sağlamdı.

Okuduğunuz için teşekkürler, hepinize sağlık ve huzur dolu günler!

Rate article
Lifequest
Kaderin Hediyesi: Dilekleri ve Hayalleri Yıllarca Ertelenmiş Bir Kadının, Aşkı ve Annelik Sevgisini …