Düğünüme sadece sekiz gün kalmıştı ki babam bu dünyadan göç etti. Uykusunda vefat etmiş. Ben işteyken hastaneden aradılar, artık yapılacak bir şey olmadığını söylediler. Koridorda yere oturdum, nasıl tepki vereceğimi bile bilmiyordum. Annem yıllar önce hayatını kaybetmişti ve babam benim için kalan tek kişiydi. Evine bakan kadın, anahtarı olduğu için onu bulmuş.

Düğünüme sekiz gün kalmıştı ki babam, bir gece rüyasında, sessizce bu dünyadan göçtü. O an Galatadaki iş yerimdeydim, bana hastaneden bir telefon geldi. Söylediler ki, artık yapılacak bir şey yok; kelimeleri havada asılı kaldı, tıpkı eski İstanbul sabahlarının sisinde kaybolan tramvaylar gibi. Koridorun soğuk taş zeminine oturdum, ne düşüneceğimi bilemedim; annem yıllar önce ayrılmıştı, babam benim kalan tek limanımdı.

Babamın evini temizleyen Ayşe Teyze, anahtarı olduğu için onu ilk bulan oldu. Ben onun şımarık, tek çocuğuydum; aramızdaki sohbetler, sabahları bana Kahvaltı ettin mi oğlum? diye sormasıyla başlar, akşamları Eve vardın mı, iyisin mi? diye bitirdi. Her gün, her gün arardı, sabırsız bir baba sevgisiyle.

Sonraki günler bir türbülans gibiydimevlid, cenaze, başsağlığı için gelen akrabalar, tanıdıklar Uyku bana küsmüştü, geceler iki saatlik uykudan ibaretti. Telefonum elimden düşmüyordu; sanki babam yine arayacakmış gibi sürekli ekrana bakıyor, cevapsız çağrılarla avunuyordum. Nişanlım Zümrüt, ilk gün yanımdaydı; sonra, sanki evdeki kederli hava onu ürkütmüş gibi uzaklaşmaya başladı.

Cenazenin üçüncü günü Zümrüt mesaj attı: Düğün hakkında konuşmalıyız. Ben ise, Bu haldeyim, başımda duman var, konuşamam, dedim. Ama o ısrar etti; aynı gün buluştuk. Sanki rüyadaymışım gibi, kelimeleri soluk ve garipti: Ne yapacağız? Her şey ödendi, düğün salonu, müzik, gelinlik ve yemek menüsü O kadar liramızı yok sayamayız. Baktım, duyduklarım gerçek mi diye. Ben babamı toprağa verdim, yas içindeyim, şenlik ve dans için ruhum yok, dedim.

O ise, acımı anladığını ama mantıklı olup parayı çöpe atamayacağımızı söyledi; Liralar önemli, deyip durdu. Koltuktan kalkıp, ona verdikleri paraların hesabını sordum; annesi, babası, o ve benim ne kadar verdiğimi. Gelecekteki evimiz için biriktirdiğim tüm parayı çektim ve ona zarfa koyup teslim ettim. Burada bitiyor, dedim, En ağır günümde, benim acımdan çok düğünü düşünen biriyle ev kuramam.

Sessiz kaldı, sonra ağlayarak Abartıyorsun, dedi; Öfkene kapılıp pişman olacaksın. Ben ise, Sadece bir akrabamı değil, hayatımdaki son kişiyi, babamı kaybettim; bunu göremiyorsan, bu yolla gitmek istemem, dedim.

Her şey iptal edildi. Davetlilere haber verdik; düğün olmayacaktı. Çoğu anladı, bazıları ise Sadece erteleseydiniz, düğünden sonra yas tutardınız, dedi. Ama ben, kameralar önünde gülümseyip kadeh kaldıracak durumda değildim, elimden gelmiyordu. Zaman geçip, yine rüyadaki gibi akıp gitti. Babamın arabasını sattım, evini toparladımo bölüm kapandı.

Yakın zaman önce öğrendim: Zümrüt, artık başkasıyla evli. Bizden bir yıl sonra Sosyal medyada düğün fotoğrafları gördüm: beyaz gelinlik, kocaman bir davet, gülüşler ve berrak şaraplarla yapılan kadeh kaldırmalar.

Bazen düşünüyorum, fazla mı serttim? Belki biraz daha düşünebilirdim. Ama o günü hatırladığımdabirbirimizin karşısında oturmuşken o paradan bahsediyor, ben ise içimde parçalanıyordumne kadar gerçek dışı ve kaybolmuş hissetsem de, doğru olanı yaptığım inancı içimi ısıtıyor.

Rate article
Lifequest
Düğünüme sadece sekiz gün kalmıştı ki babam bu dünyadan göç etti. Uykusunda vefat etmiş. Ben işteyken hastaneden aradılar, artık yapılacak bir şey olmadığını söylediler. Koridorda yere oturdum, nasıl tepki vereceğimi bile bilmiyordum. Annem yıllar önce hayatını kaybetmişti ve babam benim için kalan tek kişiydi. Evine bakan kadın, anahtarı olduğu için onu bulmuş.