Burada, ne yapacağını bilmeyen ve çıkış yolu göremeyen bir yalnız annenin hikayesini okudum. Ben de kendi hikayemi anlatmak istedim. Kimseyi yargılamak için değil, çünkü çocukların ve ihtiyaçların olduğunda, paranın gökten düşmesini bekleyemezsin. Bana kimse hiçbir şey vermedi. Her şeyi kendi başıma kazandım.

Bir zamanlar, burada yalnız bir annenin çaresizliğini anlatan hikayesini okumuştum. O an, ben de kendi yaşadıklarımı anlatmak istedim. Kimseyi yargılamak için değil; çünkü çocukların olduğunda ve bir şeye ihtiyacın varsa, öylece bekleyip paranın gökten yağmasını umamazsın. Bana hiçbir şey verilmedi. Her şeyi kendi tırnaklarımla kazandım.

On altı yaşımda evden ayrıldım. Biraz inat, biraz ergenlik heyecanı; kendimi büyümüş sanmıştım, sevgilimle birlikte daha iyi yaşayacağımıza inanıyordum. İstanbulda küçük bir daireye taşındık; mutfağı salonun hemen yanı başında, oda ince bir duvarla ayrılmış, banyosu ise dışarıda küçücük bir avluda. Lüks değildi, ama bizimdi. İki yıl sonra, on sekizimde ilk çocuğuma hamile kaldım. Başlarda her şey yolundaydı. O taksi sürüyordu, pazardan alışverişe para getiriyordu, kiramızı ödüyorduk. Fazla bir şeyimiz yoktu, ama aç da kalmıyorduk.

Oğlum neredeyse bir yaşındayken fark ettim, artık eve daha az para getiriyor. Hep bir mazereti vardı: müşteri az, rekabet çok, araba sorun çıkarıyor. Ona inanmıştım. Sonra ikinci kez hamile kaldım kızımla. Dördüncü ayında, bir sabah, hiç haber vermeden birkaç kıyafetini aldı, bir başka kadına gitti. Sessizce çekip gitti.

En zor olan, sadece terk edilmek değildi. Sonrasında mahalle, akrabalar, komşular konuşmaya başladı. Meğerse aylardır onu o kadınla gören varmış; köşede bekliyormuş, yanında kalıyormuş. Benimle olduğu sürece kimse bir şey söylememişti. Her şeyi ben yalnız ve hamile kaldığımda öğrendim.

Tamamen kaybolmuştu. Çocukları hiç sormadı, tek kuruş vermedi, bez veya süt için bile. Bir gece yere oturup ağladım. Buzdolabı neredeyse boş, süt bitiyor, ikinci bebek yolda, kira yaklaşıyor, ne giysi vardı ne yatak. Ağladım. Ama ertesi gün kalkıp dedim ki: böyle bekleyemem.

Aynı evde başladım. Bakkaldan borca malzeme aldım. Meyveli jöleler, bardakta tatlılar, kekler yaptım. Telefonla fotoğraflarını çekip WhatsApp ve Instagram hesaplarıma yükledim. Hiç yalan söylemedim. Gerçeği yazdım: Tatlı satıyorum, çocuklar için süt ve bez almam lazım. İnsanlar almaya başladı. Kimisi acıyarak, kimisi beğendiği için. O parayla pazar alışverişini, kirayı biriktirdim, en lazım olanı aldım.

Sonra siparişle ev yemekleri yaptım pilav, mercimek, tavuk yahnisi, kıymalı yemekler. Mahalleden bir bey motoruyla siparişleri dağıttı, ona yol parasını ödedim. Sabaha karşı beşte kalkıp yemek pişirdim, karnımda bebeğim, yanı başımda küçük oğlum. Öyle günler oldu ki, tabureye oturup sessizce ağladım yorgunluktan. Ama ertesi sabah yine ocağı yaktım.

Kuruş kuruş biriktirdim. Doğum yaklaşınca annem aradı, yanlarına gitmemi istedi, yalnız kalmayayım diye. Kızım orada doğdu. O günden beri anne ve babam en büyük destekçim. Beni geçindirmiyorlar ama arkamda duruyorlar; çocuklarla ilgileniyor, sipariş olduğunda yardım ediyorlar.

Şimdi oğlum altı yaşında. Kızım hızla büyüyor. Annemle küçük bir pastacılık kurduk. Büyük bir şirket değil; küçük bir dükkanda doğum günü pastaları, etkinlik tatlıları, özel siparişler yapıyoruz. Zengin değiliz, ama aç da yatmıyor, çocuklarıma ne vereceğim kaygısıyla uyumuyorum.

Biliyorum, bir erkeğin çocuklu bir kadını bırakmasının acısı başka. Adil değil. Ama başka bir şeyi de öğrendim: kurtarıcını bekleyemezsin. Kimse gelip beni kurtarmadı. Çocukların varsa, vazgeçmek gibi bir lüksün yok.

Rate article
Lifequest
Burada, ne yapacağını bilmeyen ve çıkış yolu göremeyen bir yalnız annenin hikayesini okudum. Ben de kendi hikayemi anlatmak istedim. Kimseyi yargılamak için değil, çünkü çocukların ve ihtiyaçların olduğunda, paranın gökten düşmesini bekleyemezsin. Bana kimse hiçbir şey vermedi. Her şeyi kendi başıma kazandım.