Kocamın kız kardeşi yine hiçbir hazırlık yapmadan gelmeye alışkındı, ama bu sefer onu bomboş bir sofra bekliyordu
Yine mi cumartesi gelecekler? Hani bu hafta sonu baş başa geçirecektik, biraz şehir dışına çıkarız diyorduk. Bütün hafta aylık raporların stresinden mahvoldum!
Nazlı’nın sesi daracık mutfağın fayans duvarlarında yankılandı, hafif öfkeli bir tonda. Bulaşıkları yıkarken bir yandan da eşine omuz üzerinden sert bir bakış attı. Murat, masada oturuyor, gözlerini soğumuş çayında kaçırıyor, masa örtüsünün köşesini sinirli parmaklarla çekiştiriyordu.
Nazlı, ne diyeyim ki? Murat iç çekip arabulucu bir tonla cevap verdi. Duygu aradı, Ferhat da Melih de seni özlemiş, dedi. Uzun zamandır görüşmedik. Yeğen de dayısını görecekmiş. Sonuçta kardeşim, kapıdan çeviremem. Hem gelmeye niyetlenmişler bir kere.
Uzun zamandır görüşmemişiz, öyle mi? Nazlı suyu öyle bir hızla kapattı ki musluk çatırdadı. Ellerini havluyla kurulayıp kollarını göğsünde birleştirerek döndü. Murat, iki hafta önce de buradalardı. Nisan bayramında da üç gün boyunca kaldılar. Her defasında da aynı senaryo: Ellerinde boş poşetlerle geliyorlar, sofraya oturup günlerce uğraştığım bütün yemekleri silip süpürüyorlar, ardından arkalarında bir dağ gibi bulaşık bırakıp çıkıp gidiyorlar.
Murat istemsizce suratını buruşturdu. Ailesinin kültüründe akrabaların evde ağırlanmasına, onlara daima yardım edilmesine alışılmıştı, ne kadar yorulmuş, ne kadar plan yapılmış olunursa olunsun.
Başka insanların ağzındaki lokmayı neden sayıyorsun ki? diye homurdandı. Sonuçta kardeşim bunlar. Geçim derdi çekiyorlar şimdi. Ferhatın primini azalttılar. Duygu dert etti. Bırak gelsinler, sohbet ederiz. Bugün ben gider alışveriş yaparım, sofra da hazırlarım. Bulaşığı da ben yıkarım bu sefer, söz.
Nazlı acı bir gülümsemeyle cevapladı. Bu tip sözleri defalarca duymuştu. Murat markete gitse bile aldığı şey bir somun ekmek, iki şişe maden suyu, ucuz bir sucuktan öteye gitmezdi. Her seferinde mutfakta saatler harcayıp dolu dolu sofra hazırlamak, para ve yorgunluk yine Nazlıya kalırdı. Bulaşık da çoğunlukla Muratın ağır bir uykuya dalmasıyla yine ona düşerdi.
Altı senelik evlilikleri boyunca yaşadıkları ev Nazlının dedesinden kalmaydı, resmi olarak da kendi üzerineydi. Murat iyi kazanıyor ama maaşın çoğu araba kredisi ve emekli annesine-babasına yardıma gidiyordu. Nazlı ise büyük bir eczane zincirinin şube müdürüydü, evin temel ihtiyaçlarının, faturaların, tatillerin ve mutfak harcamalarının yükü onun maaşıyla karşılanıyordu.
Nazlı aslında misafirperver ve cömert bir kadındı. Evliliğinin ilk yıllarında Muratın ailesini içtenlikle ağırlar, börekler açar, zahmetli yemekler pişirirdi. Ama zamanla görmüştü ki Duygunun ziyaretleri bir tür hak görülmüş, utançsız bir alışkanlığa dönüşmüştü. Duygu, yüksek sesli, kendinden emin ve daima kendini özel zanneden bir kadındı. Evin yolunu ücretsiz bir restoran gibi görenlerden.
Cuma akşamı Nazlı için her zamanki süpermarket maratonuyla başladı. Ağır alışveriş arabasını listesiyle adım adım doldurdu. Duygu tavuk etine fakir yemeği diyerek burun kıvırırdı, bu yüzden bonfile almak şarttı. Melihin sevdiği çikolatadan pasta, birkaç çeşit peynir, taze sebzeler hatta bu aralar fiyatı uçmuştu listeye eklendi. Kasa fişine üzüntülü bir gözle baktı: Neredeyse altı bin beş yüz lira. Oysa bu parayı yeni bot almak için bir kenara ayıracaktı. Şimdi botu bir sonraki maaşa bırakacaktı.
Eve dönerken yorgunluktan ayaklarını sürüyordu. Kolları neredeyse kopacaktı. Murat arabayı servise bırakmış, elinde poşetlerle üçüncü kata asmaysız çıkmak zorunda kalmıştı.
Kapının önünde poşetleri bırakıp ayakkabılarını çıkarırken yatak odasında alçak gönüllü bir telefon konuşması duymaya başladı. Murat odada, hoparlörü açmıştı. Duygunun sesi kulaklarında çınlıyordu:
Şimdi tatil için erken rezervasyon indirimi var, hemen alın bak! diye gürlüyordu Duygu. Şilede o otele çoktandır gitmek istiyorduk. Ultra her şey dahil, denize sıfır. Ferhat dün avansı aldı, hemen ödedik. Yani bayağı para gitti, yüz kırk bin lirayı buldu, ama ne yapalım, bir kere yaşıyoruz!
Vay süper, Muratın sesindeki gerçek hayranlık duyuluyordu. Ama hani Ferhatın primi kesilmişti, ekonomik sıkıntı var diyordun?
Duygu, telefondan yüksek ve keyifli bir kahkaha patlattı.
Ay Muratcığım ya! Tabii ki kısıyoruz. İki aydır marketten en ucuzu alıyoruz, yok dışarıda yemek, yok özel ürünler. Ferhata makarna, sosis kaynatıyorum. Hafta sonu nasıl olsa size geliyoruz! Karın tabakla sofra kuruyor, ikramlar bitmiyor. İşte o et, bu peynir, türlü türlü salata Bir hafta sonu doyup, hafta içi yoğurtla idare ediyoruz. Çok hesaplı vallahi! Haa, kırmızı balık da unutma, Melih bayılıyor. Yarın bir gibi oradayız, aç geliriz!
Murat neşeyle bir şeyler mırıldandı, sonra telefonu yatağa bıraktı.
Nazlı, koridorda elleri kopacak gibi ağır poşetlerle donakaldı. Fiziksel yorgunluğu bir yana, içinden yükselen öfke ve kırgınlık onu boğuyordu.
Demek paraları yok? Makarna? Kırmızı balık alıp misafir diye önüne koyan Nazlı içinse kışlık bot hayal oldu, çünkü onlar tatil parasını kendi cebinden çıkarmayacak! Misafirde az harcamak için evini, emeğini, sağlığını kullanıyorlar.
Nazlı sessizce mutfağa geçti. Paketteki her şeyi tek tek çıkardı. Et, peynir, kırmızı balık, sosisi derin dondurucuya, özel bir kutuya ve dipteki tencere yığına gömdü. Pastayı ortadan ikiye bölüp bir kısmını yine kutuya sakladı.
Mutfak masası kupkura, tezgahta bir şey yoktu. Yıkalıp parlatılmış lavabonun içi bomboştu.
Akşamı aynı normale oynadı. Akşam graten, dünden kalan köfteyi ısıttı, sadece onları yediler. Murat fark etmemişti bile. Haftasonu için hazırlık yapılmamıştı, Murat eşinin hazırladığını farzetmişti.
Cumartesi sabahı evi sakinlik bürüdü. Nazlı geç uyandı, usulca duş aldı. Murat uykudaydı. Oysa bu saatlerde her zaman mutfakta fırın başında koşuşturur, salata doğrar, sos çırpardı. Bugün ise kendisine güzel bir Türk kahvesi yaptı, peynirden ufak bir dilim kesti, kitabını alıp pencere kenarındaki koltuğa geçti.
Öğleye doğru Murat uyandı. Mutfağa gelince yemek kokusu duymayınca şaşırdı.
Nazlı, yemek yapmıyor musun? Duygular bir saate gelirler. Fırın mı bozuk?
Bozuk değil, Nazlı kitaptan başını kaldırmadan cevap verdi. Bugün dinleniyorum. Benim izin günüm.
Murat odanın ortasında dondu. Duyduklarını tam anlamadı.
Yani dinleniyorsun? Misafirlere ne ikram edeceğiz?
Bilmem Murat. İstersen onlara da graten ısıtırsın. Bu arada iki köfte kaldı. Yetmezse hemen karşıdaki market açık, cüzdanın antrede.
Murat gülmeye çalıştı, şaka sandı.
Küslük yapacağına değmez. Bulaşığı da ben yıkayacağım demiştim! Nereye koydun dün aldıklarını, seni ağır alışverişle gördüm.
Karneval yuvarlansın diye değil, haftalık alışveriş yaptım. O ürünlerle, siz tatil bütçenizi benim omzumda denkleştirirken, sofra kurmam gerekmiyor, dedi Nazlı, kitabı bırakıp gözünü eşine dikerek. Sesi soğuk, net ve tartışmaya kapalıydı. Dün akşam Duygu ile konuşmanı duydum. Eksiksiz her kelimesini. O hayırsever sofra bizim evde sona erdi artık.
Murat’ın suratında kızarık lekeler belirdi. Tam ağzını açacakken kapı zili acı acı çaldı. Misafirler tam vaktinde kenarda bitiverdi.
Murat hemen antreye koştu. Kapı açıldı, ev bir anda kalabalık, yüksek sesler ve ucuz parfüm bulutuyla doldu.
Ya, sonunda geldik! Trafik rezalet! Duygunun sesi ortalığı inletti. Muratcığım, ayakkabılarımız nerede? Melih, duvara yaslanma telefonla!
Mutfakta Duygunun rüküş spor takımının içinde, saçları toplayıvermiş, yanında Ferhat kaba vücuduyla sinirli halde, Melih ise telefona gömülü olarak yayıldı.
Duygu sofraya bakıp sinirle burun kıvırdı.
Nazlı, selam. Hımmm, bu evde bir şey kokmuyor mu? Sofra hiç kurulmamış! Biz sana güvenip aç geldik valla. Melihin beslenme düzeni de bozuluyor!
Nazlı kitabı sakince kapatıp pencereye koydu, dönüp misafirlere baktı.
Merhaba Duygu, hoş geldiniz Ferhat. Biz yemedik, yemek hazır değil, hazırlamayı da düşünmüyorum.
Duygu şaşkın şekilde Murata baktı, o da bir köşede suskun kalmıştı.
Hazır değil mi yeterince? Murat, hazırlarını söylemiştin! Biz aileniziz, çocuğumuzun gelişimi var!
Melihin özel beslenmesi varsa çıkmadan evde bir şeyler yeseydiniz, diye cevapladı Nazlı sakin bir gülümsemeyle. Ya da yol üstü kafeye uğrayabilirdiniz.
Ferhat sinirle tabureye oturdu.
Şaka yapıyorsunuz sandım. Şehirde kaç saat yol geldik, aç geldik, sofraya bakıyoruz? Nazlı, hadi haydi çıkar salataları, açız biz.
Nazlı hiç sinirlenmeden sofranın başında gözlerini anında Duyguya dikti:
Salata yok, Duygu. Et de yok, kırmızı balık hiç yok. Dün gece tesadüfen bir telefon konuşmasını duydum. Meğer burası sizin tatil yemeğiniz için kaçamakmış. Bir bakıma ekonomik tatil fonu olmuşum.
Duygu sesiyle boğulacak gibi oldu. Bir anda suratları kireç gibi oldu. Murata kin dolu şekilde baktı.
Murat, hoparlörü açıp mı konuştun benimle?! Sinirle bağırdı.
Murat iyice başını öne eğdi.
Duygu, Nazlı koridordaydı, mutfaktaydı sandım
Sandın, sandın! Duygu bana döndü, saldırgan bir tavır takındı. Ee, ne olmuş yani? Evet, tatile gidiyoruz! Ekonomi yapıyoruz. Bundan doğallık ne var? Biz akrabayız, siz de ağırlayacaksınız! Sizin çocuğunuz yok, paranız var, bizim masraf çok, kardeşim bana destek olmalı! Bir tabak etten ne çıkar! Cimriymişsin be!
Nazlı derin bir nefes aldı. Yılların yorgunluğu ve kırgınlığı taş gibi kelimelere döküldü.
Bir: Bu evde kimse, kimseye mecburi hizmet vermiyor. Evi sen veya kardeşin almadınız, burası benim evim. İki: Cüzdanım sizin yurt dışı masraflarınızı karşılamak için yok. Son üç ayda sırf sizin gelişleriniz bana yirmi dört bin lira masraf ettirdi. Kendi kazandığım paramı, bana arkamdan gülecek insanlara yedirmek istemem.
Çocuğumun lokmasını mı sayıyorsun yani? Duygu yalancı bir üzüntüyle kalbini tuttu. Ferhat, görüyor musun nasıl küçük düşürüyor bizi?!
Ferhat öfkeyle kalktı.
Bak ev sahibi dedi tehditkâr bir tonda Haddini bil, burası kardeşimin evi.
Ferhat, lütfen! Murat araya girdi ve karısının önünde durdu. Kimse Nazlıya bu şekilde konuşamaz.
Onun evi mi? Duygu alaycı biçimde güldü. Sen hiç ses çıkarma! Karının kölesi olmuşsun! Söylesene, mutfağa koşsun da aileni doyursun!
Murat bir an durup Duyguya baktı. Kız kardeşinin yıllardır alıştığı mağdur, muhtaç hallerinin ardında kendini beğenmiş ve talepkar birini gördü. Hem karısından hem evliliğinden özür diler gibiydi.
Eşim kimseye minnet etmek zorunda değil, Duygu, dedi kararlı bir şekilde. Nazlı şaşırdı. Muratın sesi hiç olmadığı kadar sertti. Artık hizmet etmeyecek. Nazlı haklı. Sadece sofraya üşüşmek için geliyorsunuz. Hiç yardım teklif etmediniz, bir pasta bile getirmediniz.
Vay! Duygu başına vurdu. Kardeşini o hesapçı kadına sattın yani! Ben bu eve bir daha adım atmam! Anneme her şeyi anlatacağım, gör bak!
Dilediğini anlat, dedi Nazlı yüzünde buz gibi soğuk bir ifadeyle. Kapı orada. Dilerseniz uğrarken Melihe sosis de alırsınız. Hesabı bilirsiniz.
Duygu öfkesinden boğulur gibi oldu. Oğlunun elinden çekiştirerek fırtına gibi koridora yürüdü, Ferhat peşlerinden sürüklendi.
Kapı çarpıldı, antredeki anahtarlık sallandı.
Evde bir anda huzurlu ve alışılmamış bir sessizlik oluştu. Nazlı derin bir nefes verdi, omuzlarındaki yük gitmiş gibiydi. Ellerinin titrediğini duyumsasa da, yıllardır ilk kez içi tertemizdi; sanki dar bir ayakkabıyı çıkarmıştı nihayet.
Murat sessizce yanına yaklaştı. Suçlulukla elini omzuna koydu.
Nazlı özür dilerim. Ben gerçekten ne yaşattığımı fark etmemişim. Yıllardır akrabalar deyip hep sana yük olmuşlar.
Nazlı, eşinin gözlerinde gerçek bir pişmanlık gördü. O da Muratı anlıyordu, bu kopuş onun için hayli zordu. Ama Murat doğru olanı seçmişti. Ailesini.
Artık bunu anladığın yeterli, Murat, dedi yavaş ama kararlı bir şekilde. Akrabalarına karşı değilim, ama bana ve bu eve saygı istiyorum. Özür dilemeden, pasta getirmeden, iyi niyet göstermeden gelen misafir burada ağırlanmaz. O zamana kadar bu konu kapanmıştır.
Kapanmıştır, dedi Murat başını sallayarak. Sonra utangaçça gülümsedi. Aslında… Bugün kimse gelmeyecek, biz de bir yere gitmeyeceğiz. İster misin pizza söyleyelim? İstediğin gibi seçeceksin. Faturasını da ben ödeyeceğim, bulaşık da çıkmaz.
Nazlı uzun zamandır ilk kez kahkaha attı, içten ve ferahlatıcı şekilde.
Olur, pizza olsun. Hem uzun zamandır izleyemediğimiz filmi de aç.
Murat telefondan sipariş verirken Nazlı buzdolabına gidip kutudan sakladığı pastayı çıkardı, koca bir dilimi kesip taze kahveyle tertemiz masaya geçti. Önlerinde huzurlu, kimseye hesap vermedikleri, sadece kendilerine ait cıvıl cıvıl bir hafta sonu uzanıyordu.



