Hastaneden çıkarken, Meryem kapıda bir adamla karşılaştı.
Affedersiniz, dedi adam, ona bir an dikkatlice bakarak.
Bir sonraki saniye bakışı küçümseyici bir hal aldı, adam Meryeme dönüp arkasını döndü ve onu anında unuttu sanki.
Kendisine böyle kaç bakış yakaladığını artık sayamıyordu. Uzun boylu, ince kızlara erkekler bambaşka gözlerle bakıyordu. Güzel, zarif birini görünce gözler boş ve kayıtsız olmaktan çıkıyor, açgözlü ve yapışkan bir hal alıyordu. Meryem için bu haksızlık dayanılmazdı. Ne yapsındı, kendisi böyle dünyaya gelmişti.
Küçükken herkes yanaklarına, tombul bacaklarına ve yuvarlak poposuna hayrandı. İlkokulda beden eğitimi sırasında sıraya dizilirken hep kızların başına koyarlardı. Ona tombul, şişko, Çizgi Filmden “Peppa Domuz” ya da “Balkabağı” diye takılırlar, Meryem de susar katlanırdı. Daha kötü isimleri ise hatırlamak dahi istemezdi. Malum, çocuklar acımasızdır. Öğretmenler alay edildiğini görse de bir şey yapmazdı.
Meryem türlü diyetler denedi, ama sürekli açlık hisseder, bırakırdı. Verdiği kilolar hemen geri dönerdi. Aslında yüzü çok sevimliydi ama kilolu olması her şeyi gölgelerdi.
Meryem aslında öğretmen olmak istiyordu, fakat çocuklar yine ona arkasından kötü lakaplar takar diye bu hayalinden vazgeçti. Mezun olduktan sonra sağlık meslek lisesine gitti. İnsanların acısı varken, onlara yardım edenin nasıl göründüğü kimsenin umurunda olmuyordu.
Sınıfta erkek yoktu, kızlarsa kendi dertlerinde, âşık olup evlenmeyi konuşuyorlardı. Meryem ise hep yalnızdı. Derste kızlar, Meryemi ilk sıraya oturmaya ikna ederdi, kendileri ise geniş sırtının arkasına saklanır, hocaların dikkatinden kaçarlardı.
Meryem, mağaza vitrinlerinde duran güzel elbiselere hasretle bakardı. Onları bir gün giyeceğine hiç inanmazdı. Hep bol kazaklar, geniş etekler giyer, kilolarını ve vücudundaki kusurları gizlemeye çalışırdı. Dersleri çok iyi, iğne yapmada da ustaydı. Yaşlı hastalar bu yüzden onu çok severdi.
Bir gün, arkadaşlarıyla birlikte buz patenine gittiler. Gençler ona alaycı laflar ediyordu. Bak, et kombinası varmış da acele yetişiyor, diye gülüşüyorlardı. Arkasından yükselen kahkahalar Meryemin içini acıttı, ağlamak istedi.
Annesi, kızını kendi arkadaşlarının oğullarıyla tanıştırmaya uğraştı. Birkaç kez Meryem buluşmaya bile gitmişti. Birisi onu görünce, orada kimseyi beklemiyormuş gibi davranmış, arkasını dönmüştü. Diğeri ise daha adını bile sormadan ona dokunmaya kalktı. Meryem itip uzaklaştırınca, adam sırt üstü su birikintisine düştü. Ne tantana çıkartıyorsun? Sana jest yaptım, senin gibi birini kim ister? diye bağırdı ardından. Meryem gözyaşlarıyla eve döndü. Bir daha buluşmalara gitmedi, kimseyle tanışmayı kabul etmedi. Yalnız yaşamayı tercih etti.
Sosyal medyada ise profil fotoğrafı olarak “Shrek”ten Fionayı koydu. Birisi yorumda nasıl göründüğünü sorunca, Aynen Fiona gibiyim, sadece yeşil değilim, diye cevapladı. O kişi şaka sandı. “Herhalde çok fazla istenmeyen ilgi görüyorsun, o yüzden böyle bir fotoğrafla insanları kaçırmak istiyorsun,” diye yazdı ve buluşmayı teklif etti. Meryem hemen konuşmayı kesti.
Bir gün, koridorda altı yaşlarında bir çocuk ona çarptı.
Nereye koşuyorsun? Burası hasta yeri, sessiz olman lazım, dedi, çocuğun elini tutarak.
Linolyumda kaymak istedim, diye dürüstçe cevapladı çocuk.
Kiminle geldin?
Babamla, babaanneme. Tuvalet nerede? diye sordu çocuk.
Gel, dedi Meryem, onu koridorun ucuna götürdü. Yardım edecek misin?
Çocuk ona ukalaca baktı. Bu minik adama hiç alınmadı. Bir süre sonra kapı ardından su çekme sesi geldi ve çocuk Meryemin yanına geri döndü.
Şimdi gel, bana hangi odada yattığını göster, dedi Meryem.
Çocuk derin bir iç çekti ve yanına takıldı. Bir odanın önünde durdu. Ciddi bir yüzle dudağının kenarına parmağını götürdü. Meryem onu izlerken gülümsememeye çalışıyordu.
Burası galiba, dördüncü odayı işaret etti çocuk.
Galiba mı? Odanın numarasına bakmadan mı kaçtın? Belki sayıları bilmiyorsun? dedi Meryem, çünkü orası erkek hasta odasıydı.
Hepsini biliyorum, küçük değilim. Harfleri de biliyorum. Bak, şu kapı, dedi beşinci odayı göstererek çocuk.
Aferin sana yaramaz, dedi Meryem, yapmacık bir öfkeyle.
Çocuk kahkaha attı. Senin adın ne?
Emir, dedi çocuk. Beşinci odanın kapısı açıldı, uzun boylu, yakışıklı bir adam kapıda belirdi.
Ciddiyetle Emire baktı.
Emir, neden bu kadar geç kaldın? dedi. Sonra da Meryemi fark etti.
Kısa bir bakışla Meryemin görüntüsünü süzdü ve ilgisini çekmeyip hemen uzaklaştı. Yaramazlık mı yaptı? diye sordu adama.
Meryem bu kayıtsız ve küçümseyici bakışları hep görmüştü.
Hayır, hiç yaramazlık yapmadı. Onu azarlamayın, dedi Meryem nazikçe ve uzaklaştı.
Gel bakalım, babaannenle vedalaş, gitmemiz lazım, dedi adam, Meryemin arkasından.
Ertesi gün Emir ve babası, tekrar babaannesini ziyarete geldiler. Adam Meryemin yanından geçerken bir kez bile bakmadı. Meryem ona arkasından dil çıkardı. O sırada Emir ona döndü, gülümsedi ve baş parmağını havaya kaldırdı. Meryem ona el sallayarak karşılık verdi.
Sessizlikten sonra Meryem beşinci odaya girdi.
Bugün iyi görünüyorsunuz, Hatice Hanım. Torununuz geldi mi? diye sordu Meryem.
Gördünüz mü? Değil mi müthiş bir çocuk? Biraz daha görebilsem, nasıl büyüyecek, merak ediyorum.
Ölmek size erken, torun torbaya bakmaya devam edeceksiniz, dedi Meryem gülerek.
Allah nasip etsin. İçim ona çok yanıyor. Annesiz büyüyor, dedi Hatice Hanım.
Annesi
Yok, ölmedi. Kaçtı, oğluna bizi bıraktı.
Bıraktı dediniz şaşırdı Meryem.
Emir benim öz torunum değil. Ama biz onu öz evladımız gibi seviyoruz. Oğlum bir güzelle evlendi. Evlendikten sonra kadının çocuğu olduğunu söyledi. Başlangıcı yalan olan evlilik olur mu? Kocam neredeyse kalpten gidiyordu, şimdi ben hastanede yattım.
İki yıl önce Emirin annesine yurt dışından iyi bir iş teklifi geldi, hemen gitti. Modellik yapıyordu, çocuk ise ona engeldi. Oğlumun görüştükleri hep aynısı: güzel ve bencil kadınlar. Emir hiçbiriyle anlaşamaz.
Hatice Hanımın anlattıklarından Meryem bütün gün etkisinde kaldı. Odaya iğnesini yapmak için girdiğinde Hatice Hanım burnunu çekiyordu.
Hatice Hanım, heyecanlanmak, üzülmek yok, hatırlayın, dedi Meryem ciddi bir sesle.
Yok üzülmüyorum. Bakın şunu, dedi kadın bir kağıt göstererek.
Bir çocuk, el ele tutuşmuş bir kadın ve bir adam çizmişti. Emir ve ebeveynleri olduğu belliydi.
Emir kendisine anne arıyor. Bence sizi çizmiş, Meryem.
Hayır. O annesini çizmiş, dedi Meryem.
Annesi zayıftı. Ama burada annesi kocaman, babadan da uzun. Emin olun, bu sizsiniz. Bakın, tekrar burnunu çekti Hatice Hanım.
Meryem hemen çizimde annenin babadan büyük olduğunu fark etti. Çocuk bile benim yapılı olduğumu anlıyor, diye geçirdi içinden. Yakışıklı biri benim gibi birine bakmaz zaten. Hayal kurma, Meryem, diye kendini uyardı.
O günden sonra, Meryem Hatice Hanıma iğne yapmaya her gelişinde birkaç kelime konuştular. Sonra Emir tekrar hastaneye geldi, hemen Meryemin yanına koştu.
Merhaba. Elleriniz güvenli mi? diye sordu.
Bilemiyorum, dedi tereddütle Meryem.
Babaanne, güvenli ellerde olduğunu söyledi. Yakında taburcu olacakmış doğru mu? Haftaya benim doğum günüm, hepsini bir anda söyledi Emir.
Gerçekten de babaannen yakında taburcu olur bence. Kaç yaşına gireceksin?
Altı olacağım, dedi gururla, Sizi doğum günüme davet ediyorum.
Çok teşekkür ederim. Gelirim tabii ama babandan izin almalısın, dedi Meryem.
Hemen sorarım, dedi Emir, odaya koştu.
Meryemi bir şey çağırdı, Emir ve babasını çıkarken görmedi. Ertesi gün, Emir ve babasını hemşire masasının yanında beklerken buldu.
Baba, söz verdin, dedi Emir, Meryem yaklaşınca babasının elinden çekerek.
Unutmadım, dedi adam ve Meryeme döndü. Sizi oğlumun doğum gününe davet ediyoruz. Altı yaşında olacak. İşte adres ve telefon numaram. Cumartesi günü, saat birde bekleriz, başka planınız yoksa tabii, dedi.
Zaten bilgileriniz bizde kayıtlı, dedi Meryem kızararak. Hafta sonu başka planım yok.
Ben düşünemedim. Emir sizi çok bekleyecek. Gelmezseniz, üzülür, annem de üzülür, o da heyecanlanmaya gelmez, siz dediniz.
Bir hafta! Ne yapıp edip biraz daha kilo vermeliyim, diye geçirdi Meryem içinden.
Eve gidip annesine Emiri anlattı.
Mutlaka git. Çocuklar yetişkinlerden çok şey anlar, kim bilir, belki babasıyla da bir şeyler olur. Bana bakma, çocuk annesini arıyor.
Babası bana bile bakmıyor ki, dedi umutsuzca Meryem.
Abartma. Bence onun için sadece kendi duyguları değil, çocuğun mutluluğu da önemli. Başka türlü çoktan yine başka bir modelle evlenirdi.
Cumartesi günü, sabah saçını özenle taradı, elbise seçti, kirpiklerini hafif boyadı. Aynada kendine bakınca yine memnun değildi. Ne kadar süslensen de daha ince olmuyorsun, diye söylendi kendi kendine.
Hediyesini bir hafta önceden almıştı. Emir bekliyor, mecbur gideceğim, dedi, aynadan uzaklaştı.
Zile bastığı anda kapı hemen açıldı, kalbi deli gibi attı.
Meryem geldi! diye bağırdı Emir ve küçük kollarıyla sarıldı.
Kısa saçlarına okşayarak hediyesini verdi.
Rengarenk kutu karşısında Emirin gözleri ışıl ışıl oldu.
Ortada büyük bir masa özenle hazırlanmıştı. Masada Emirin babası Kemal, yanında çok güzel sarışın bir kadın, bir de yaşlı bir adam oturuyordu. Demek ki Emirin dedesi, diye düşündü Meryem.
Sarışın kadın bir kaşıyla yukarıdan aşağıya Meryemi süzdü.
Tanışalım, bu benim kurtarıcım Meryem. Bu da eşim Nihat Bey. Oğlumu biliyorsunuz. Bu da… Kemal’in tanıdığı, Sevda, dedi Hatice Hanım, sarışına bakmadan.
Sarışın tekrar kaşını kaldırdı. Hatice Hanım salata koymaya çabalarken, birden şarabı kadın üzerine döküldü. Kadın sinirle kalkarken sandalye devrildi, karışıklık çıktı.
Ne kadar özür dilense de, kadın hemen toparlanıp gitmeye başladı. Kimse durdurmaya çalışmadı. Meryem de gitmek istedi.
Sizi kırmak istemem ama dedi Kemal.
Bana bir şey dökülmedi ki, niye kırılacak olayım? dedi Meryem. Zaten gitmeliyim.
Annem meşhur böreğinden yaptı, onu kaçırmayın. Sonra da sizi eve bırakırım.
Yolda arabada sessizce oturdular.
Sizi bırakmaya gerek yoktu, kendim dönerdim, dedi Meryem sessizliği bozarak.
Annem kızardı bırakmasaydım. Sık sık karşılaşıyoruz, sanki annem bizi evlendirmek istiyor gibi, dedi adam gülerek.
Ben sizi sevmiyorum, siz de beni. Sizinle evlenmeyi düşünmüyorum, dedi Meryem, sesi titreyerek. Merak etmeyin, bir daha yolunuzu kesmem.
O anda araba durdu. Meryem kapıyı açmaya çalıştı, ama kapı kilitliydi.
Kapıyı açın lütfen, dedi kızgınca.
Birden Kemal ona eğildi ve onu öptü. Meryem atılıp onu itti.
Siz ne yapıyorsunuz? Güzel sarışınlardan sıkıldınız mı, benim gibi birini denemek mi istediniz? Tabii ki, sizin ilginize minnettar olmalıyım! diye gözleri öfkeyle parlayarak bağırdı.
O an nasıl güzel göründüğünün farkında değildi. Kemal ona hayranlıkla baktı. Sarışınlar kendilerinden emindi, soğuk ve mesafeliydiler.
Affedin, gerçekten bilmiyorum bana ne oldu. Sizi incitmek istemedim, sadece sanki siz…
Evet, hayatımda beni bir adam hiç öpmedi, sadece biri mutlu etmek istediyse hariç. Bana acıyan, yüzüme bakmadan reddeden çok oldu, dedi Meryem öfkeyle ve arabadan indi.
Ağustosun sonunda aniden soğuklar başladı, yağmurlar ve rüzgârlar geldi. Yapraklar dökülüyordu. Emirin doğum gününden beri üç hafta geçmişti. Meryem, Kemali görmemişti.
İşten eve dönüp, ayakkabılarını çıkardı, derin bir nefes aldı.
Sana genç bir adam geldi, dedi annesi antreye gelirken.
Kim?
Çok şık, hoş bir adam. Biraz tedirgin gibiydi. Seni aramasını istedi.
Meryem hemen mutfağa geçip Kemalin numarasını aradı.
Ben size geldim. Emir hasta oldu. Ona bir dizi iğne yazıldı, gelebilir misiniz?
Hemen geliyorum! dedi ve kapı önünde montunu giydi.
Apartmandan çıkarken yolda eczaneye uğrayıp tüm malzemeleri aldı.
Emir Meryemi görünce çok sevindi. Terden ıslanmış saçları ateşi düşmeye başladığının işaretiydi. Meryem ellerini yıkayıp iğnesini hazırladı. Emire antibiyotik ve vitamin verilmişti.
Ellerimin güvenli olduğunu hatırlıyorsun değil mi? O zaman korkma, dedi Meryem, Emirin gözlerindeki korkuyu fark ederek.
Çocuk sıkıca gözlerini yumdu. Sonra gülerek Azıcık acıdı, dedi.
Kemal, onu gözlerinden süzüyor, ilgisini gizlemiyordu. İlk defa biri ona böyle bakıyordu. Kızardı, utandı, iyice güzelleşti. Kalbi mutlulukla çarptı.
Kemal onu tekrar eve bıraktı.
Meryem, bir gün bir kafede buluşalım, konuşalım.
Bunu Emir için mi yapıyorsunuz? Hiç gerek yok. Ben yanlış anlarım, siz ise bana asla âşık olamazsınız. Kimse beni sevemez. Ben şişmanım.
Ne şişmanı? Siz sıcacık, yumuşacık ve şefkatlisiniz. Çocukların kalbi yanılmaz. Hem Emir sizi seviyor. Ben de. Bence çok güzel bir aile olabiliriz.
Ya Emirin annesi dönerse?
Dönmez. Yurtdışında evlenmiş, velayetten de boşanma izniyle vazgeçti. Oğlum şimdi benimle. Benim ailem sensiz eksik. Benimle randevuya gelir misin?
Evet, dedi Meryem sadece.
Dünyada herkesin ona ait bir eşi, bir ruh eşi vardır. İster iyi, ister kötü olsun, onsuz yaşamak daha da zordur. Dış görünüş hiç önemli değildir. Ancak bazen yollar kesişmez. Ya da kesişse bile, insanlar birbirini fark edemez; çünkü çok zaman ruh eşini göremez. Belki de gerçek aşk, bir ördekte kuğu, kilolu bir genç kızda koca bir sevgi ve şefkat görebilmektir. Bazen insanı özel kılan, sadece ona özel bakan bir çift gözdür.




