Peki, herkese annemin gününde neden yanında olmayacağını nasıl açıklayayım? diye sordu şaşkınlıkla adam.
Sağ ol, ellerine sağlık, çok lezzetliydi, deyip tabağını kenara itti adam. Aysun, seninle konuşmam lazım.
Bilal, konuşmak istediğin konuyu tahmin edebiliyorum aslında.
Gerçekten mi, neymiş?
Senin annenin doğum günü.
Evet, bugün ayın onuncusu, annemin doğum günü ise on sekizinde, dedi Bilal.
Yirmisinde de benimki. Unutmadın umarım? diye sordu Aysun.
Tabii ki hatırlıyorum, canım
Bilal, bak, baştan söyleyeyim, hayır! Hiç konuşma bile.
Ama bak daha ne önereceğimi duymadın bile, dedi adam.
Duymak da istemiyorum! Bilgine, cumartesi günü için restoranda on kişilik masa ayırttım. Sekizi benim davetlim, ikimiz de eklenince on ediyoruz. Gelmeyi tercih edersen birlikte oluruz. Eğer gelmezsen, biz kendi aramızda kutlarız.
Durumun garipliği şurada ki, kayınvalide doğum günü on sekiz Eylülde, Aysununki yirmisinde.
Ve üç yıldır eylül geldiğinde Bilalde yine aynı telaş başlardı iki kutlamayı nasıl ayarlayacak, ne annesini ne de eşini kırmadan. Ama bugüne kadar bir çözüm bulamamıştı.
Aysun, annem iki doğum gününü cumartesi günü kendi evinde birlikte kutlamamızı teklif ediyor. Aslında mantıklı da… Neden aynı hafta iki kez aileyi toplamak için masraf edelim ki? Üstelik perşembe, herkes için uygun olmuyor, ama cumartesi herkes müsait.
Bilal, kim dedi benim kendi doğum günümde senin annenin kuzenlerini, yeğenlerini, kardeşlerini görmek istediğimi? Ben arkadaşlarımı çağırdım, sen de hepsini tanıyorsun, dedi Aysun.
Annem üzülecek, iç çekti Bilal.
Peki ya ben? Geçen yıl da, ondan önceki yıl da kırıldım. Onlar sayılmıyor mu? Unuttun galiba?
O kadar da kötü değildi bence.
Kötü değildi mi, hadi hatırlayalım! Evleneli altı ay olmuştu, eylül geldi, annenin kutlaması vardı. O zaman ne demiştin?
Aysun, annem altmış yaşında, evde aile arasında kutlamak istiyor. Cumartesiye plan yapmayalım demiştim
Sonra izin alıp işten erken çıkıp, cuma öğleden sonra, cumartesi sabahı annenin mutfağında temizle, doğra, haşla, marine et Bitmek bilmedi.
Kutlama günü de salonla mutfak arasında garson gibi koşturdum. Ve dikkat et, kimse doğum günümü tebrik bile etmedi!
Nasıl etmedi! Zeynep kutladı, dedi Bilal.
Hayır! Sen kardeşine söylersen doğum günüm olduğunu, bir gülümseyip O geçti gitti. Şimdi konuşmanın anlamı ne? dedi.
Ama geçen sene annemle konuştum, seni masada tebrik ettiler.
Geçen yılın lafı açılmışken! Yine mutfakta aşçı ve bulaşıkçı gibi çalışan bendim cuma akşamı. Zeynepin neden yardım etmediğini sorduğumda, biliyor musun ne dedi annem?
Zeynep bugün el bakımına gitti, ellerini bozmak istemiyor. Yarın da sabah kuaförde olacakmış.
Hakikaten, Zeynep tam takım makyajla geldiydi anne kutlamasına… Ben ise daha üstümü değiştirirken misafirler girmeye başladı. O sene tebrik edildim ama
Sonra yine unutuldum. Ve şunu da bil ki, o yıl da önceki yıl da kimseden hediye almadım, sadece senden ve ailemden başka. Bu sene de, annene söyle benden artık bir şey beklemesin!
Ama o tek başına halledemez?
Bilal, Vildan Hanımın gelininin dışında da oğlu, yani sen ve kızı Zeynep var. Yardım edebilirsiniz, bence. Benim doğum günüm bu cumartesi ve kendi arkadaşlarımla kutlamak istiyorum.
Peki sana ne derim, annemin kutlamasında olmadığını sorarlarsa? dedi Bilal.
Bilal, küçük çocuk gibi davranma! Hiçbiri benim varlığımla ilgilenmeyecek. Ancak yenilen tabakların değişmesi gerekirse hatırlarlar. Sizin aile öyle birbirine kenetlenmiş ki, ben orada kenarda fazlalık gibi hissediyorum.
Aysun, eşini ikna etti. Kendi doğum gününü istediği gibi geçirme hakkı olduğunu söyledi. Ama annesi ve kız kardeşi, gelinin aileden kopamayacağını düşünüyorlardı.
Bu yüzden, yirminci güne kadar kalan zamanda anne ve kızkardeş, Aysunu aile geleneklerine uyması için ikna etmeye çalıştı.
Aysun, diye aradı Vildan Hanım, iki yıldır kutlamaları birleştirdik, çok güzeldi! Niye bu yıl böyle bir tavır takındın? Ne kusuru var ki?
Çok basit, Vildan Hanım: Birincisi, kendi arkadaşlarımla kutlamak istiyorum, ikincisi, bunu evde değil, bir kafede veya restoranda isterim mutfak ve salon arasında koşturmadan, misafirlerimle rahat rahat sohbet edeyim istiyorum!
Ama biz de evde çok güzel sosyalleşiyoruz! diye karşı çıktı kayınvalide.
O sizin için öyle, Vildan Hanım! Ben ise sürekli şunu getir, bunu götür halinde oluyorum. Böyle bir kutlama istemiyorum!
Hiç aklıma gelmezdi ki, bir kadın eşinin annesine yardım etmeyi reddeder! diye kırıldı kayınvalide.
Zeynep ise daha ısrarcı ve sertti:
Aysun! Gözünü aç artık! Annem menüyü planladı, babam pazara gitti, alışverişi yaptı. Hadi bakalım, ne pişireceksin, karar ver!
Annem market listesini Bilale attı zaten. Mırın kırın etmeyi bırak, eşinin annesiyle ters düşmeye ne gerek var? Cumartesi biter, sonra istediğin kadar arkadaşlarınla buluşursun.
Zeynep, inat ediyorum sanıyorsan yanılıyorsun, ama ben önceden söylemiştim bu yıl kendi programım var diye! Annenize rahatça yardım edersiniz.
En kötü Bilal durumdaydı: Hangi kutlamaya katılacak karar vermesi gerekiyordu. Ne annesini kırmak istiyordu, ne eşini.
Aysun doğrudan zorlamasa da, Bilal bilirdi ki, annesinin kutlamasında olursa eşi kırılır.
Fakat Aysun, bir daha cumartesiyle ilgili konuşmadı. Cuma öğleden sonra işteyken telefon çaldı:
Aysun, neredesin? Saçma restoran fikrinden vazgeçmişsindir umarım! Seni bekliyorum, başlayalım ki yarınki kutlamaya hazırlanalım!
Vildan Hanım! İşteyim! Dedim size, bu kez mutfağa gelmeyeceğim. Zeynep size yardımcı olur.
Umarım, Bilalin annesine ve ailesine böyle davrandığını bilmesini istemezsin, dedi kayınvalide.
Bakın, Bilalle evlendim diye, sürekli sizin ailenize kul köle olmak zorunda değilim!
Benim de kendi hayatım, kendi ilgi alanlarım, kendi arkadaşlarım var. Üstelik bunlar ortak arkadaşlarımız. Bütün bunlardan vazgeçip, size aşçı ve bulaşıkçı olamam!
Ve konuşma bu hüzünlü tonda bitti.
Cumartesi, Bilal hediyesini alıp annesinin yanına gitti. Aysun ise saat dörtte, önceden ayırttığı restorana geçti.
Misafirleri tam zamanında toplandı. Sadece yanındaki sandalye bomboştu. Kimse fazladan soru sormadı herkes durumu biliyordu.
Onu tebrik ettiler, hediyelerini verdiler, masada çok güzeldi, ama Aysunın gözü yine kapıdaydı içinin derininde, eşinin gelmesini bekliyordu.
Ve geldi de. Neredeyse bir saat gecikmeyle dalıverdi salona, elinde en çok sevdiği çay gülleri.
Aysun, zor kurtuldum! Neredeyse kaçtım. Bu arada, herkes seni konuşuyordu. Teyze Filiz, anneme Bugün o mantar salatası nerede, geçen yıl çok beğenmiştim, tarif alacaktım demiş.
Masada da çeşit azmış. Zeynep ise surat asıp oturdu yardım ederken iki tırnağını kırmış.
Sonraki iki yıl boyunca Aysun sadece danışmanlık yaptı, çünkü çok geçmeden bebek bekledi ve sonunda oğlunu kucağına aldı.
Vildan Hanım altmış beşinci yaşını ise restoranda kutladı.
Peki bu gelin ne isterdi ki? Her şey gayet güzeldi halbuki, ama böyle sorun çıkardı! diye tekrar tekrar yakınırdı kaynana
Sizce Aysun doğru mu yaptı? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşın, beğeni bırakmayı ve sayfayı takip etmeyi unutmayın yeni katılan her takipçiye ayrıca mutluluk duyarım!




