– Ne iyi kadın. Onsuz ne yapardık acaba?
– Ama ona sadece iki bin lira maaş veriyorsun.
– Seher, biz bu evi onun üstüne yaptık ya.
Mehmet yataktan kalktı, yavaşça yan odaya geçti. Gece lambasının loş ışığında, bulanık gözlerle eşine baktı.
Yanına oturup dinledi. Galiba her şey yolunda.
Kalktı ve ağır ağır mutfağa gitti. Biraz ayran içti, banyoya uğradı. Sonra kendi odasına geçti.
Yatağa uzandı. Uykusu kaçmıştı:
Biz Seherle doksan yaşındayız. Ne çok yaşadık, ne kaldı bilmiyorum. Yakında Allaha kavuşacağız, yanımızda kimse yok.
Kızları, Zeynep vefat etti, daha altmışı göremeden.
Oğulları Murat da yok artık. Çok savruk yaşadı Bir torun var, Derya, o da Almanyada yaşıyor yirmi yıldır. Dedesiyle ninesini hiç aramaz, soran eden yok. Onun da belki çocukları büyümüştür
Ne zaman uyuyakaldığını anlamadan dalmış gitti.
Bir elin dokunuşuyla uyandı:
Mehmet, iyi misin? dedi kısık bir ses.
Gözlerini açtı. Eşi eğilmişti başına.
Ne oldu, Seher?
Baktım, hiç kıpırdamıyorsun.
Yaşıyorum, merak etme. Sen de uyu hadi!
Seher Hanım mutfağa sürünen adımlarıyla gitti. Işık açılıp kapandı. Biraz su içti, banyoya uğradı, odasına geçti. Yatağa uzandı:
Yarın uyanırsam, bir bakacağım ki o yok. Ne yaparım? Gerçi belki ilk ben giderim.
Mehmet çoktan cenaze işlerini bile ayarladı. Böyle şeyin önceden organize edilebileceğini düşünmezdim. Ama yine iyi, başka kim ilgilenecek ki?
Torun bizi tamamen unuttu. Komşumuz Fadimeden başka kapımızı çalan yok. Evin anahtarı onda. Mehmet emekli maaşından bin lirayı ona veriyor. O gider alışveriş yapar, sütünü, ekmeğini alır. Zaten dördüncü kattan inip çıkacak halimiz yok ki.
Mehmet Bey gözlerini açtı. Güneş camdan bakıyordu içeri. Balkona çıktı, fesleğen saksısının üstüne eğildi. Yüzünde bir tebessüm belirdi:
Bak yine yaza eriştik!
Eşine uğradı. O, yatağına oturmuş dalgındı.
Seher, haydi kaldır şu kasveti! Bak sana bir şey göstereceğim.
Ah, hiç halim yok ki, yaşlı kadın güçlükle kalktı. Ne düşünüyorsun yine?
Gel bak, gel!
Onu omzundan tutarak balkona çıkardı.
Bak, fesleğen yeşermiş! Hani diyordun ya, yaza çıkamayız. Çıktık işte!
Gerçekten, dedi Seher Hanım. Hem güneş de içimizi ısıtıyor.
Balkondaki bankta yan yana oturdular.
Hatırlıyor musun, seni ilk defa sinemaya davet etmiştim lisede. O gün de fesleğenler coşmuştu.
Unutulur mu hiç? Ne çok yıl geçmiş
Yetmişten fazla Yetmiş beş yıl geçmiş, Seher.
Uzun uzun gençliklerini andılar. İnsanın yaşı ilerleyince pek çok şeyi unutuyor, çoğu kez dün ne yaptığını bile hatırlamıyor ama o gençlik yılları hiç silinmiyor.
Bak, kendimize daldık, dedi Seher Hanım. Daha kahvaltı bile yapmadık.
Çay demle hadi Seher! Yeter bu bitki çayları.
Doktor yasakladı ya.
Azıcık demli olsun, bir kaşık da şeker koy.
Mehmet Bey, hafif demli çayı yudumladı, yanında minicik bir peynir ekmekle o eski günleri hatırladı. Eskiden sabahlar çay koyu olurdu, yanında simit, bazlama eksik olmazdı.
Komşuları Fadime geldi, gülerek selam verdi:
Nasılsınız bugün?
Doksanlıkların hali ne olacak ki, dedi Mehmet Bey şakayla.
Şaka yapıyorsan iyisindir. Ne lazım size bugün?
Fadime, biraz et al! dedi Mehmet Bey.
Doktor yasaklamadı mı?
Tavuk eti olur.
Tamam, alırım. Size makarna çorbası yaparım!
Fadime evi topladı, bulaşıkları yıkadı. Sonra evden çıktı.
Seher, bir daha çıkalım balkona, dedi Mehmet Bey. Güneşi kaçırmayalım.
Tamam, çıkalım!
Bir süre sonra Fadime tekrar balkona başını uzattı:
Güneşi çok mu özlediniz?
İyi ki varsın, Fadime! diye gülümsedi Seher Hanım.
O zaman size burada kâseyle sütlaç getireyim. Sonra da çorbanız hazır olur.
Çok iyi kadın, onsuz ne yaparız bilmem, arkasından baktı Mehmet Bey.
Ama ona sadece iki bin lira veriyorsun.
Seher, bu evin tapusunu ona bıraktık.
Bunu bilmiyor o.
Öğlene dek balkonda kaldılar. Öğle yemeğinde tavuk çorbası vardı; incecik nohutlu, patatesli
Zeyneple Murat küçükken hep böyle çorba yapardım, dedi Seher Hanım iç çekerek.
Şimdi bize yabancı biri yapıyor yemekleri, dedi Mehmet Bey. Demek kaderimiz böyleymiş. Bir gün gideceğiz, kimsenin bile umrunda olmayacak.
Yusufçum, boşver, üzülmeyelim. Biraz kestirelim, güç toplayalım!
Yaşlılık da çocukluk gibi diyorlar.
Her şeyimiz aynı: ezilmiş çorba, öğlen uykusu, ikindi atıştırmalığı.
Mehmet Bey biraz kestirdi ama uyuyamadı, içi huzursuzdu. Hava değişiyor diye düşündü. Mutfağa çıktı. Fadime, iki bardak vişne suyu bırakmıştı masaya.
İki bardağı alıp, dikkatlice Seherin odasına gitti. Seher pencereden dalgın dalgın bakıyordu.
Ne oldu Seherim? dedi kocası gülümseyerek. Al, biraz su iç.
Kadın minik bir yudum aldı:
Sen de uyuyamadın mı?
Hava değişik ya.
Ben de sabahtan beri iyi hissetmiyorum kendimi, dedi Seher Hanım, başını hüzünle eğerek. İnşallah çok kalmadı artık vaktim. Beni güzelce uğurlarsın.
Seher, böyle şeyler deme. Ben sensiz nasıl yaparım ki?
Birimiz önce gidecek sonuçta.
Hadi, hadi Kalk, balkona çıkalım!
Akşama dek balkonda oturdular. Fadime akşam peynirli börek pişirdi, getirdi. Hep birlikte atıştırdılar, sonra televizyonu açtılar. Akşamları hep eski komedi filmleri ve çizgi filmler izlerlerdi. Yeni filmleri anlamakta zorlanıyorlardı.
O gece sadece bir çizgi film izlediler. Seher Hanım koltuktan kalktı:
Ben yatacağım, çok yoruldum bugün.
O zaman ben de yatarım.
Dur, bir sana bakayım doğru dürüst, dedi birden Seher Hanım.
Neden?
Sadece bakmak istiyorum.
Uzun uzun birbirlerine baktılar. Belli ki, gençliklerini, o ilk yılları düşünüyorlardı.
Gel, seni yatağına yatırayım.
Seher Hanım, kocasının koluna girdi, yavaşça odasına yürüdüler.
Mehmet bey titizlikle eşini battaniye ile örttü, kendi odasına geçti.
O gece içi çok buruktu, bir türlü uyuyamadı.
Kendini hiç uyumamış gibi hissetti. Elektrikli saate baktı, gece saat iki. Kalktı, eşinin odasına gitti.
Seher gözleri açık yatıyordu:
Seher!
Elini tuttu.
Seher, ne oldu! Seher!
O an kendi de nefes almakta güçlük çektiğini hissetti. Odasına döndü. Hazırlamış olduğu evrakları aldı, masanın üstüne koydu.
Tekrar eşinin odasına gitti. Uzun uzun ona baktı. Sonra yanına uzandı, gözlerini kapadı.
Bir rüyada; Seheri genç, güzel haliyle gördü, yetmiş beş yıl önceki gibi Seher uzaklardaki bir ışığa doğru gidiyordu. Mehmet koşup elini tuttu, birlikte yürüdüler o ışığa.
Sabah Fadime odaya girdiğinde, yan yana yatıyorlardı. Yüzlerinde tarifsiz mutlu bir gülümseme vardı.
Fadime hemen ambulansı aradı.
Gelen doktor, şaşkın bir ifadeyle başını salladı:
Beraber göçmüşler. Çok sevmişler belliki
Onları götürdüler. Fadime perişan bir halde, masanın kenarına oturdu. O sırada masadaki evrakları ve kendi adına bırakılmış vasiyeti gördü.
Başını ellerine gömüp ağladı
Hayat böyledir; sevgiyle yaşanır, iyilikle ve vefa ile tamamlanır. İnsan ardında kalana bırakacağı güzel bir iz, bir dua ve bir sıcak gülümseme ile unutulmaz.




