Ali Rıza bir türlü inanmak istemiyordu ki Derya onun öz kızıydı. Eşi Gülizar, kasabada markette çalışıyordu. Dedikodu çoktu; Gülizarın sık sık depoda yabancı adamlarla kapandığı konuşulurdu. O yüzden Ali Rıza da minik Deryanın kendi kızı olduğuna asla inanmadı. Çocuğun yüzüne bakmaya gönlü olmadı. Bir tek dedesi, torununa sahip çıktı ve köydeki evini ona miras bıraktı.
Derya’yı sadece dedesi severdi
Derya çocukken çok hastalanırdı. Zaten zayıftı, narin yapılıydı. “Ne benim ailemde, ne de seninkinde böyle ufak biri yok,” derdi Ali Rıza. “Bu çocuk saksıdan iki karış anca uzun.” Zamanla babasının sevgisizliği annesine de geçti.
Deryaya gönülden bağlı tek kişi vardı: Dede Kâmil. Onun evi köyün en ucunda, ormanın dibindeydi. Kâmil hayatı boyunca orman bekçiliği yaptı. Emekli olunca da ormandan kopamadı, neredeyse her gün gider, meyve, şifalı ot toplar, kışın da hayvanlara yiyecek bırakırdı. Kâmil biraz tuhaf bulunur, hatta köylüler ondan çekinirdi. Bazen bir laf eder, olurdu. Ama şifalı ot ve ilaç isteyen, yine onun kapısını çalardı.
Kâmilin eşi yıllar önce vefat etmişti. Onun tek tesellisi orman ile bir de torunu Deryaydı. Kız okul çağına gelince çoğu gün dedesinin yanında kalırdı. Dede Kâmil ona otların, köklerin mucizelerinden söz eder, Derya da hemen kapardı. “Ne olmak istersin büyüyünce?” diye soranlara, “İnsanları iyileştireceğim,” derdi. Annesi ise, “Okuman için param yok,” derdi. Dedesi ise, “Üzülme, kızım. Ben aç değilim. Gerekirse inek satarız, okutacağım seni,” diye avuturdu.
Dedesinden ev ile mutluluk kaldı yadigâr
Gülizar, Kâmilin kızıdır; babasını kolay kolay görmeye gelmezdi; ama bir akşam ansızın kapısına dayandı. İstediği babasından para koparmaktı; çünkü oğlu şehirde kumarda iflâs etmiş, dayak yemiş, bir şekilde borcunu öde diye tehdit edilmişti.
“Bak şimdi canın yanmış, kapıma geldin, yıllarca yüzünü göstermedin,” dedi dede Kâmil. “Andacın borcunu ödeyecek halim yok. Dedem dedik ya, torunumu okutacağım daha.” Böylece kızına yardım etmedi.
Gülizar öfkeden çıldırdı: “Sizden soğudum! Benim ne babam var, ne kızım var!” deyip fırladı gitti evden. Derya, sağlık lisesine başladığında annesi ve babası kuruş yardım etmedi. Yalnızca dedesi destek oldu. Okulda da başarılı olunca devletin bursunu almaya hak kazandı.
Okul bitmesine yakın Kâmil hastalandı. Son günlerinde torununa evini miras bıraktığını, ne olursa olsun köye gelip evi yaşatmasını tembih etti; “Evde hava, ateş sönmesin. İyi kötü burada seni talihin bulacak,” dedi yaşlı dede, bir de ekledi: “Sen mutlu olacaksın. Korkma.” Herhalde bir şeyler biliyordu.
Kâmilin kehaneti gerçekleşti
O sonbahar dede hayata gözlerini yumdu. Derya kasabanın devlet hastanesinde hemşire olmuştu. Boş günlerinde köydeki dedesinin evine gider, soğuktan korumak için sobayı yakardı. Dede Kâmil ona yıllık odun hazırlamış, evi düşünmüştü. Hava iyice bozmuştu. Derya iki gün izinliydi ve şehirde kiraladığı akraba evinde kalmak istememişti.
O akşam köyde evi ısıtmış, gece fırtına başlamıştı. Sabah rüzgâr hafiflemiş ama kar yolları kapamıştı. Bir anda kapı tıklandı. Derya tereddütle kapıyı açtı. Kapısında, yabancı bir genç adam duruyor: “Merhaba. Arabamı kara gömdüm, sizin evin tam karşısında. Lopa var mı?” dedi adam. “Kapının yanında, buyurun alın. Yardım ister misiniz?” dedi Derya. Kocaman adam minik kıza bakıp gülümsedi: “Sizi de karın altından kazımayalım bari.”
Genç adam becerikliydi, arabasını çıkardı ama biraz ileride tekrar mahsur kaldı. Derya ona tekrar çay içmeye davet etti. Belki tipi diner, yol açılır, zaten buradan sık sık araç geçiyor.
Adam tereddüt etti, sonra omuz silkip evi girdi. “Ben olsam burada tek başıma korkardım,” dedi. Derya ona hafta sonu geldiğini, şehirde çalıştığını, büyük ihtimalle ulaşım olmayacağını anlattı. Adam da, “Ben de ilçe merkezine gidiyorum, sizi bırakabilirim,” deyince, Derya memnun oldu.
O hafta sonu işler değişti. Derya eve dönerken Stas adındaki bu yabancı yolda yine ona rastladı. “Çayınızda bir sihir olmalı,” diye şaka yaptı. “Tekrar görüşmek istedim. Hem belki bir fincan daha çay içeriz?”
Düğün olmadı, Derya istemedi. Yabancı Giysi ilk başta ısrar etti, sonra vazgeçti. Ama aşkları çok gerçekti. Derya sonunda anladı ki kitaplarda yazılan erkeklerin eşlerini el üstünde tuttuğu masallar gerçekmiş. İlk çocukları doğduğunda hastane personeli şaşırdı; narin Deryadan bu kadar güçlü, sağlıklı bir oğlan! İsmini soranlara Derya şöyle dedi: “Adı Kâmil olacak, çok iyi bir insanın hatırası için.”




