İkizlerini doğar doğmaz bırakıp giden bir anne, 20 yıl sonra geri döndü… ama gerçekle yüzleşmeye hiç hazır değildi.
İkizler doğduğu gece, babalarının dünyası ikiye yarıldı.
Çocukların ağlamasından korkmadı aslında, annelerinin sessizliği titretti onu. Öyle ağır, öyle sarsıcı, öyle yabancı bir sessizlik… Anne, onları izliyordu uzaktan; gözleri boş, sanki karşısında kendi hayatından kopup gelmiş iki yabancı var.
Yapamam dedi usulca. Anne olamam ben.
Ne bir kavga çıktı, ne de ağız dalaşı. Sadece hızlıca atılmış bir imza, yavaşça kapanan bir kapı ve sonsuza dek açık kalmış bir boşluk. Sorumluluğun ağırlığı onu ezdiğini, korkudan nefes alamadığını fısıldadı ve gitti… Ardında iki minicik bebek ve “nasıl tek başına baba olunur”dan bihaber bir adam bırakarak.
O ilk aylar, babaları neredeyse ayakta uyudu. Titrer ellerle bez değiştirmeyi, gece yarısı biberon ısıtmayı, ninni söyleyip ağlamalarını susturmayı orada, o an öğrendi. Elinde klavuz yoktu; yardım eden de yoktu. Ama bolca sevgisi vardı. Hem de öyle bir sevgi ki, ikizlerle büyüdü, güçlendi.
O hem anneleri, hem babaları oldu. Hem kalkan, hem sarılacak kucak, hem de sığınaktı. İlk kelimelerinde, ilk adımlarında, ilk hayal kırıklıklarında yanlarındaydı. Hasta olduklarında, nedenini bilmeden ağladıklarında… Hiçbir zaman anneleri hakkında kötü konuşmadı. Hep bir tek şey söyledi:
Bazen insanlar kalmayı bilmedikleri için giderler.
Büyüdüler. Güçlendiler. Sırt sırta, gönül gönüle iki kardeş oldular. Dünya haksız olabilir ama gerçek sevginin asla terk etmediğini öğrendiler.
Bir gün, yirmi yıl sonra, sıradan bir öğleden sonra kapı çaldı.
Oydu.
Daha yaşlanmış. Yorgun. Yüzünde çizgiler, içinde pişmanlık. “Sizi tanımak istiyorum,” dedi. “Her gün aklımdaydınız. Keşke yapmasaydım. Çok genç ve çok korkaktım.”
Babaları kapının eşiğinde durdu, kolları açık ama kalbi sıkışık. Kendi için değil, çocukları için zordu olan.
İkizler sadece dinledi. Sanki geç okunmuş bir masal gibi baktılar ona. Ne nefret vardı gözlerinde, ne öfke. Sadece büyümüş, biraz sızlayan bir sakinlik.
Bizim zaten bir annemiz var, dedi yavaşça biri.
O’nun adı fedakârlık. Ve soyadı BABA, diye ekledi diğeri.
Hiçbir zaman sahip olmadıkları bir şeyi telafi etme derdine düşmediler. Eksik büyümediler çünkü. Tam aksine, sevgiyle büyüdüler.
Ve kadın belki de ilk kez tam olarak anladı, bazı vedaların geri dönüşünün olmadığını.
Bildi ki; gerçek sevgi doğurmakta değil…
Kalmaktadır.
Yanımızda kalan bir baba, binlerce söze, verilen ancak tutulmayan nice söze bedeldir.
Senin için gerçek ebeveyn ne demek? Yorumlara yaz!
Sadece bir ebeveynle büyüyüp, yine de tamam olan herkese gönder!
İkizlerini doğar doğmaz terk eden anne, 20 yıl sonra geri döndü… Fakat hakikate hazır değildi. İkiz…




