“Al bakalım, madem çok akıllısın çevir şunu!” diye güldü fabrika müdürü, temizlik görevlisine sözleşmeyi fırlatarak. Bir hafta sonra ise valizini topluyordu.
Nurgül, yeni sildiği linolyumun üzerindeki ayakkabı izine bakıyordu. Boğazında bildik çamaşır suyu ve ucuz sabunun tadı vardı. Otuz iki yaşındaydı, son beş yıldır hayatı yıkadığı merdivenlerin ve kovasının hacmiyle ölçülüyordu.
Uyudun mu orada Nurgül? “Anadolu Makina” fabrikasının müdürü Mehmet Beyin sesi kulaklarımı bir kırbaç gibi şaklattı. On dakika sonra toplantı salonunda Almanlar olacak. En ufak bir toz kalmış olmasın!
Nurgül sessizce doğruldu. Görünmez olmaya alışmıştı. Bu binada kimse onun mavi iş önlüğünün altında bir zamanlar Goetheyi orijinal dilinde okumuş, uluslararası hukuk kariyerine hazırlanan biri olduğunu bilmiyordu. Hayatı sessizce çökmüştü: annesinin kalp krizi, tekerlekli sandalye, rehabilitasyon için edilen borçlar, satılan ev ve yitip giden hayaller. Şimdi o Almancası, nöbet çizelgeleri arasında zihninin derinliklerine gömülmüştü.
Toplantı salonunda hava ağırdı. Nurgülün az önce parlatıp tertemiz yaptığı büyük masanın üzerinde pahalı görünümlü deri bir dosya vardı. İlk sayfa, yıllardır duymadığı bir dilde ince harflerle doluydu.
“Vertrag über die Übertragung von Anteilen…” Harfler kendi anlamlarını ortaya koyuyordu. Gözlerini satırlarda gezdirirken donup kaldı. Bu sadece bir kontrat değildi, fabrikanın idam fermanıydı. Mehmet Bey, teknik olarak şirketin tüm varlıklarını boşaltıyor, yatırımcılara borç ve boş kabuktan başka bir şey bırakmıyordu.
Ne oldu Nurgül, tanıdık mı geldi harfler? diye içeri girerken kravatını düzeltti müdür Mehmet Bey. Yanında baş mühendis Yavuz Bey vardı.
Nurgül mümkün olan en hızda başını kaldırdı. Gözlerinde bir an, gömülü sandığı gurur parladı.
Burada bir hata var, Mehmet Bey. On ikinci maddeye bakın. Almanlar, ödemeler ilk geciktiğinde kontrol hakkını alıyor. İmzalarsanız, sizi bir ayda kapı dışarı ederler.
Mehmet Bey dondu kaldı. Yüzü sağlıksız bir kızıllığa büründü. Mühendisine döndü ve salonun sessizliğini zehirli, küçümseyici bir gülümsemesi deldi.
Duydun mu Yavuz? Artık temizlikçimiz değil, uluslararası hukuk uzmanımız var! Haline bak üstü başı leke içinde, elinde kova… ama nasihat veriyor!
Yaklaştı, pahalı parfüm ve konyak kokusu Nurgülün yüzüne doldu.
Hadi bakalım, madem çok akıllısın çevir şunu! diyerek sözleşmeyi masanın üzerine fırlattı.
Yarın sabah sekize kadar masamda Türkçeye çevrilmiş, kendi düzeltmelerinle beraber ayrıntılı analizini bulamazsam… alet edevatı bırakır, dilenmeye çıkarsın. Annen suyla ekmekle bu işi daha ne kadar götürebilir?
Yavuz başını öteye çevirdi. Nurgül sessizce dosyayı kaldırdı. Çok ağırdı. Tıpkı hayatı gibi.
O gece Nurgül gözünü bile kırpmadı. Mutfakta, loş masa lambasının altında oturdu. Yan odadan annesinin uykuda inleyen sesi geliyordu. Önünde kontrat ve eski bir öğrenci sözlüğü duruyordu.
Çılgıncasına çalıştı. Her cümle, hukuktaki her tuzak anlamını çözdü. Gördü ki Mehmet Bey sadece kendisini değil, atölyelerdeki yüzlerce kişiyi ateşe atıyordu. Raporlarda “ölü” kredileri saklamıştı.
Sabah olduğunda Nurgül, paspası eline almadı. Sadece bir tane iyi sakladığı siyah, düz ve sade elbisesini giydi. Eyvah, sosyal yardıma başvurursa diye ayırdığı bir elbiseydi bu.
Saat tam sekizde Mehmet Beyin odasına girdi.
Buyurun çevirisi, Mehmet Bey. Bir de tavsiyem: bunu sakın imzalamayın. Orada, tüm mal varlığınızla şahsi sorumluluk maddesi var.
Mehmet Bey evraklara bile bakmadı. Pahalı sigarasından derin bir nefes alıp dumanı üfledi.
Yürü git, yerleri sil. Sana hâlâ izin vermedim kovulmana, çünkü yarın kimse merdivenleri temizlemez. Çıkabilirsin.
Ertesi gün heyet geldi. Başıda Schneider adında taş suratlı bir adam. Görüşmeler kapalı kapılar ardında sürdü ama Nurgül sessizce koridorun süpürgeliğini yaparken Mehmet Beyin sesi koridorda çığlık çığlığa yükselmeye başlamıştı.
Bir anda kapı hızla açıldı. Schneider elindeki belgelerle çıktı. Nurgülün gece hazırladığı evraklardı bunlar.
Wer hat das geschrieben? diye sordu, etrafa bakarak. Kim yazdı bunu?
Fabrikanın genç sözleşmeli tercümanı şaşkın, sessiz bakakaldı. Mehmet Bey ter içinde peşinden fırladı.
Saçmalık bunlar, Herr Schneider! Temizlikçi uğraşmış… Hemen atarım onu!
Schneider elini kaldırarak susturdu. Nurgülün elindeki beze baktı.
Siz mi? dedi, bozuk bir Türkçeyle.
Evet, kusursuz Almancayla yanıtladı Nurgül. Ayrıca, bana kalırsa yedek 4teki alacak analizine dikkat etmelisiniz. Oradaki rakamlar da gerçeklerle tutmuyor.
Mehmet Beyin yüzü gerildi. Yumruğunu kaldıracak gibi oldu. Ama Schneider onun kolunu tuttu.
Yeter, dedi soğukkanlı bir ifadeyle. Zaten kandırıldığımızdan şüpheleniyorduk. Ama bu teknik çözümleme en kötü korkularımızı doğruladı. Bay Mehmet, avukatlarımız hemen dava açacak. Sadece anlaşmayı değil, her şeyinizi kaybettiniz.
Yavaş yavaş Nurgülün sular içinde çatlamış ellerine baktı.
Fabrikayı içeriden bilen ve kanunlarımızı anlayan birine ihtiyacımız var. Geçici olarak yönetimi biz üstleniyoruz. Bizimle çalışır mısınız? Dürüst bir hukukî incelemeye ihtiyacımız var.
Nurgül göz ucuyla Mehmet Beye baktı. O ise kapı pervazına tutunmuş, birazdan olduğu yere çökecek gibiydi. Artık gözlerinde otorite yoktu, sadece korku.
Kabul ediyorum, dedi Nurgül sessizce.
Bir hafta sonra. Yeni müdür odasında sessizlik hâkimdi. Nurgül, bir hafta önce Mehmetin belgeleri fırlattığı masanın başında oturuyordu. Üzerinde avansla alınmış yeni bir takım vardı.
Kapı nazikçe tıklandı. Baş mühendis Yavuz içeri girdi.
Nurgül Hanım… şey… Mehmet Bey gelip eşyalarını almak istiyor. Güvenlik sizden izin bekliyor.
Nurgül koridora çıktı. Mehmet Bey asansörün önünde, elinde karton kutuyla duruyordu. Kutunun içinde birkaç heykelcik, çerçeveli bir diploma ve yarısı içilmiş bir konyak şişesi vardı. On yıl yaşlanmış gibiydi. Sakalları kırarmış, pahalı ceketi vücudunda çuval gibi duruyordu.
Onun yüzüne baktı öfkeyle değil, tükenmiş bir çaresizlikle.
Çevirmişsin demek, dedi kısık sesle. Mutlu musun?
Ben sadece fabrikanın çalışmasını istedim, Mehmet Bey, dedi Nurgül. İnsanlar maaşlarını alsın, siz de onların sırtından prim yapmayın diye uğraştım.
Başıyla güvenliğe işaret etti. Güvenlik kenara çekildi. Mehmet Bey asansöre bindi, kapılar yavaşça kapandı ve onu alışık olduğu dünyadan ayırdı.
Nurgül tekrar odasına döndü. Pencereye yaklaşıp fabrikanın avlusuna baktı. Girişte yeni bir temizlikçi kız, üzerinde aynı mavi önlük, çekinerek mermer zemini siliyordu.
Nurgül, içinde uzun zamandır sımsıkı duran bir şeyin gevşediğini hissetti. Bacakları birden güçsüzleşip koltuğa oturdu. Bu bir zafer değildi, sadece kendine dönüştü.
Telefonu çıkarıp evin numarasını çevirdi.
Anne, ben geldim. Evet, her şey yolunda. Yarın hastaneden gerçek bir doktor gelecek, endişelenme. Artık ilaçlarını eksik etmene gerek yok.
Telefonu kapatıp evrak yığınına baktı. Yapacak çok iş vardı. Ama artık yaşamak için değer bir işti bu.




