Hiç aklıma gelmezdi ki bir gün kendi çocuğumu kıskanacağım.
Düşünürken bile kulağa kötü geliyor, değil mi? Ama işin aslı bu.
Kızım dünyaya geldiğinde 26 yaşındaydım. Gençtim, ürkektim ama mutluydum da. Bütün hayatım onun etrafında dönmeye başladı birden. İşimi bıraktım, Onu ben büyüteceğim! dedim. Eşim inşaatlarda çalışıyordu, sık sık şehir dışındaydı. Evde her şey bendim: anne, baba, arkadaş, her şey.
Yıllar gözüme çarpmadan geçti. Kızım büyürken, attığı her adımla ayrı bir gururlandım. Bayramlara yeni elbiseler aldım, sınav gecelerinde uykusuz kaldım, pazar sabahları ona en sevdiği böreği açtım. Resmen onunla yaşıyordum. O zaman farkında değildim.
Ergenliğe girince benden uzaklaşmaya başladı. Olur böyle, normal, dedim kendime. Büyüyor, tabii ki. Ama içimde, kocaman bir boşluk açıldı. Artık içini bana dökmüyordu. Sırları, arkadaşları, benden bağımsız bir dünyası oldu.
Sonra mezuniyet balosu geldi çattı. Merdivenlerden indi o elbisesiyle; nefesim kesildi. Işıl ışıldı, kendinden emindi, güzelliğiyle bütün salon dönüp baktı. Yanında bir delikanlı gözleri parlıyor, kızıma bir bakıyor ki sormayın! O an, sadece gurur değil, başka bir şey hissettim: Korku… Kaybediyorum mu diye düşündüm.
Üniversite için başka şehre gittiğinde, evimiz sessizliğe gömüldü. Sabahları kalkıp da okula yetişen birini görememek… Dağınık defterler, kahkahalar yok artık. Eşim, bu sessizliğe alıştı ama ben kendimi cezaevinde gibi hissettim.
Her gün kızımı arar oldum. Ne yedin, neredesin, kimlerle berabersin? O ise gün geçtikçe daha mesafeli oldu. Aradığımda bazen telefonu açmıyor. O zaman içerlenip, Hayatımı verdim sana, beş dakikanı ayırmıyorsun! diye dertleniyordum içimden.
Bir hafta sonu eve geldi. Farklıydı; hem özgüvenli hem de çok daha bağımsız. Yeni planlarından, stajdan, hayallerinden bahsetti. Ben de aferin demek yerine, başlamışım öğüt üstüne öğüt: Aman dikkat et, hayat zor, kolay değil, her şeye güven olmaz! Bir baktım, gözlerinin ışıltısı sönüverdi. O an şimşekler çaktı kafamda: Bu şekilde onu boğuyorum ben!
O akşam mutfakta tek başıma, Ben kimim ki başka, sadece anne miyim yani? diye sordum kendime. Uzun süre cevabımı bulamadım. Yıllarımı kızımın hayatını yaşamaya harcamışım; kendi kimliğimi unutmuşum resmen.
Muhasebe kursuna yazıldım. Hep rakamlarla aram iyiydi ama sıfırdan başlama cesaretim yoktu. Sonunda yarı zamanlı bir iş buldum. Yıllardır ihmal ettiğim arkadaşlarla buluşup kahve içmeye başladım. İlk başlarda zorlandım tabii, ama zamanla nefesim açıldı sanki.
Kızıma da davranışım değişti. Çocuk gibi sorgulamak yok artık. Yetişkin gibi dinliyorum. O da anlatmak istediklerini kendi seçiyor. Anladım ki; sevmek, birini devamlı yanında tutmak değil, ona uçmak için kanat vermekmiş.
Hâlâ özlüyorum. Diğer odada sesini, o evin hareketli halini, varlığını… Ama artık hayatını kıskanmıyorum. Hayatta yol alırken uzaktan gururla bakıyorum. Onun temellerini atmış biriyim, yoluna taş koyan değil.
Şunu öğrendim: Çocuklar bizim malımız değil. Onlar evimizin misafiri. Bize düşen, onlara burada kök, hayatları içinse cesaret vermek.
Ve bir şey daha anladım: Bir kadın kendini sadece anne olarak kaybetmemeli. Çünkü çocuklar büyüyünce, senin hâlâ dimdik ayakta kalman gerek.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



