Mahallede Çarşamba Günü Atmosferi

Çarşamba Günü Apartmanda

Üçüncü kapının önündeki bankta sıkıca bağlanmış bir naylon poşet duruyordu, üzerinde yapışkan bantla tutturulmuş beyaz bir kâğıt parçası: alabilirsiniz. Nermin Hanım, marketten dönerken elindeki torbayla bir an duraksadı, sanki birisi adını söylemiş gibiydi. Poşet, buraya ait olmayacak kadar özenli, çöp olamayacak kadar temizdi. Çünkü bu apartman girişinde yabancı bir nesne uzun süre tutunamazdı.

Bir basamak çıktı ve poşete dokunmadan dikkatlice baktı. İçinde yuvarlak poğaçalar belli oluyordu, hâlâ sıcaktılar, naylonun içinde buharla terlemişlerdi. Apartman kapısı çarptı, beşinci daireden genç Seda kulaklığını çıkarırken çıktı ve o da durdu.

Bu neden burada, bir tuzak mı? diye sordu Seda, kulaklığını boynuna indirerek.

Ne bileyim kızım, belki birisi yanlışlıkla bıraktı, dedi Nermin Hanım, omuz silkerek.

Seda, bir an bankta poşete baktı, gözleriyle pencereleri yokladı. Birinci katta perdeler çekilmiş, ikinci katta birisi camı aralamıştı. Her zamanki gibi herkes duymuş ama görmemiş gibi yapıyordu.

O esnada kuryelik yapan, dördüncü kattaki yaşlı Feriha Teyzenin odasında kiracı olan Barış koşarak geldi.

Vay, harika, dedi Barış ve hemen elini uzattı.

Sakın dokunma, dedi Seda sertçe. Belki zararlıdır.

Barış elini tencerenin kenarından çekmiş gibi geri aldı.

Amma abarttınız, dedi. Üzerinde not var işte.

Not da olmaz mı, dedi Nermin Hanım, bu sözlerin ağzından nasıl çıktığına kendisi bile şaşırarak. Kimseyi hemen kötü düşünmezdi ama bu apartmandan öğrenmişti: Dikkatli olacaksın.

Birlikte biraz daha beklediler ve herkes kendi bahanesini bulup uzaklaştı. Seda çöp bidonlarına, Barış ise koşa koşa apartman geçidine gitti. Nermin Hanım ise eve çıktı ama merdiven başındaki pencereden dönüp dönüp bakıyordu. Poşet hâlâ banktaydı, sanki bir soru gibi.

Akşam çöp atmaya indiğinde poşet yok olmuştu. Bankta sadece kâğıdın izi kalmıştı ve Nermin Hanım, içini kaplayan tuhaf bir hayal kırıklığını fark ettisanki önemli bir şey olmamış gibi hissediyordu.

Bir sonraki çarşamba, poşet yine ortaya çıktı. Bu sefer bankta değil, birinci ve ikinci kat arasındaki, genellikle kullanılmayan kavanozların ve broşürlerin bırakıldığı pencere kenarında. Üzerindeki kağıt yine aynıydı: alabilirsiniz. Nermin Hanım, sabah poliklinikten dönmüş, cebinde reçete, bitkin ve moralleri bozuktu. Poşetin içinde sekiz eşit parçaya ayrılmış, her biri peçeteye sarılmış bir börek vardı.

Merdivenlerde sürekli elinde çantasıyla gezen, altıncı dairenin muhasebecisi Şule Hanım duruyordu.

Gördünüz mü? dedi Şule Hanım sessizce, sanki camide konuşuyor gibi. Yine bırakmışlar.

Gördüm, dedi Nermin Hanım.

Bir cemaat işi mi acaba, dedi Şule Hanım, gülümsemeye çalıştı ama gözleri ciddiydi.

Nermin Hanım bir şeyler söylemek istedi ama kelime bulamadı. Sadece böreğe bakıyordu ve birinin akşamını harcayıp hamur yoğurduğunu, içini hazırladığını ve hepsini özenle sardığını düşündü. Bu kadar insan işi bir şeyin tuzak olamayacağını hissetti.

Şule Hanım ani bir kararla bir dilim aldı ve çantasına attı.

Ben… çocuklara, dedi ve hemen yukarı yürüdü.

Nermin Hanım ise yerinden kıpırdamadı. O da alabilirdi ama eski alışkanlığı canlandı: Teşekkür edemeyeceği şeylerden almamaya çalışırdı. Teşekkürü adresleyemeyince, anlamı kalmıyordu ona göre.

Bir saat sonra tekrar indiğinde iki dilim kalmıştı. Pencere önünde, ikinci kapıdan Mustafa Amca, apartmanın bütün arızalarını çözen ve her fırsatta apartman yönetimine kızan emektar oturuyordu.

Ne var ne yok, Nermin, yine bir yardım kampanyası başlamış, dedi Mustafa Amca.

Belki biri sadece börek yapmayı seviyordur, dedi Nermin Hanım.

Yapıp sessizce bırakıyor, dedi Mustafa Amca başını sallayarak. İlginç, ama fena bir börek değilmiş, diyorlar.

Aldı bir dilim ve hemen ısırdı. Yavaşça çiğnedi, adeta uzman gibi.

Elmalı tarçınlı bu, dedi. Market işi değil.

Nermin Hanım hafifçe gülümsedi; bu gülümsemede sevinçten çok bir rahatlama vardı.

Üçüncü çarşamba, küçük lor peynirli tatlı çörekler geldi. Eski bir ayakkabı kutusuna özenle yerleştirilmiş, yağlı kâğıt serilmişti. Kağıt parçası artık defterin kenarından kopartılmıştı: lütfen alınız. O minicik lütfen kelimesi, Nermin Hanımı küçük tatlıdan daha çok etkiledi.

Sabah süt almak için çıktığında, dokuzuncu dairede oturan minik Yusufu gördü. Okul formasındaki cılız vücut ve sırt çantasıyla kutunun önünde duruyordu. Korkarak bakıyordu.

Alabilirsin, dedi Nermin Hanım.

Ama peki ya yasaksa? dedi Yusuf çekinerek.

Üzerinde yazıyor zaten.

Yusuf bir tane çörek aldı, hızla cebine attı. Cebi bir anda şişti.

Sağ olun, dedi ama ona değil, boşluğa konuşuyordu sanki; sonra koşup gitti.

Nermin Hanım ilk defa bir çörek aldı. Sıcacık poğaçayı peçeteden hissetti. Eve çıktı, çay koydu, tabak getirdi. Çörek yumuşacıktı, lor peyniri hafif şekerli, içinde kuru üzüm vardı. Yedi ama tadından çok, apartmanda birileri tarafından düşünülmenin tuhaflığını hissetti.

Aynı akşam sekizinci daireden Melike Hanımla asansörde karşılaştı; elinde ilaç poşeti vardı.

Siz aldınız mı? dedi Melike Hanım, aşağıya işaret ederek.

Aldım, dedi Nermin Hanım dürüstçe.

Ben de aldım, dedi Melike Hanım, içini çekti. Utanıyorum ama ne yapalım. Maaş belli, kendiniz de bilirsiniz.

Nermin Hanım başını salladı. Biliyordu. Ve bu itirafla asansör daha samimi gelmişti.

Dördüncü çarşamba artık beklenen bir gün halini almıştı. Nermin Hanım fark etti ki, sabah ekmek almak için çıkar çıkmaz pencereye bakıyordu. O gün pencere önündeki tepsinin üstü tülbentle örtülüydü, üzerinde yine alabilirsiniz yazıyordu. Altında ise küçük haşhaşlı çörekler vardı.

Tepsinin yanında Seda bekliyordu. İlk gün korkudan tuzak olabilir diyendi. Şimdi çörekten birini tutmuş gülümsüyordu.

Ne dersin, cemaat işi mi, dedi Seda.

Hiç sanmıyorum, dedi Nermin Hanım.

Ben sizin bıraktığınızı sanıyordum, dedi Seda da dikkatle bakarak. Siz her şeyi fark edersiniz de

Mesela?

Hep apartmanda olan biteni görürsünüz, dedi Seda utanarak. Sanki siz pişiriyorsunuz sandım.

Nermin Hanım hafifçe güldü.

Benim elimden sadece çay gelir.

O zaman kim?

Nermin Hanım omuz silkerek cevapladı. Ve o anda hissetti, bilmemek daha güzel. Böylece iyilik borca dönmüyordu.

Ama beşinci çarşamba pencere boştu. Nermin Hanım kapısını iki kere kilitleyip birinci kata indi, alıştığı pencereye bakındı. Ne poşet ne kutu ne not. Sadece bir pizza broşürü ve unutulmuş bir eldiven.

Bir müddet durdu, apartmanı dinledi. Üstten biri telefonda bağırıyor, alttan bir kapı çarpıyordu. Dışarı çıktı, bank boştı. İçinde bir huzursuzluk kabardıbörekten ötürü değil de, getiren kişi adına. Getirmiyorsa, demek başına bir şey gelmişti.

Kapıda, üzerinde Sigara İçilmez tabelası olmasına rağmen sigara içen Mustafa Amca duruyordu.

Yok bugün, dedi, sormadan.

Evet, dedi Nermin Hanım. Kim yapıyor, siz biliyor musunuz?

Kim bilsin kızım, dedi Mustafa Amca sigarasını çöp kutusuna bastırırken. Belki sıkıldı, belki hasta oldu.

Ya da dedi Nermin Hanım devam edemedi.

Ya da, diye onayladı Mustafa Amca.

Sessizce yan yana dikildiler. Nermin Hanımın aklına Melike Hanımın ilaçları, Yusufun cebine sakladığı çörek, Şule Hanımın çocuklara demesi geldi. Birileri için o çarşambalar sadece güzellik değildi.

Ben Melike Hanıma uğrayayım, nasıldır bakayım, dedi Nermin Hanım.

Doğru, dedi Mustafa Amca. Ben de on beşinci dairedeki Merte bakayım, dün sesi çıkmıyordu.

Nermin Hanım merdivenleri çıkarken asansör yine bozulmuştu. Sekizinci kata kadar merdivenle uğradı. Kapıyı tıklattı. Açılması biraz sürdü.

Nermin Hanım? dedi Melike Hanım, solgun, saçları dağılmış, sabahlıkla. Ne oldu bir şey mi var?

Sadece yoklamak istedim, dedi Nermin Hanım biraz mahcup bir şekilde. Nasılsınız?

Melike Hanım başını eğdi.

Tansiyonum yükseldi, dün ambulans çağırdım. Oğlum şehir dışında çalışıyor, karşı komşu annesine gitmiş. Yalnızım.

Nermin Hanım içeri geçti, botunu çıkardı, torbasını tabureye koydu. Evin içi ilaç ve hafif mayalı bir koku yayıyordumasada yarısı içilmiş ayran. Pencerede boş çay bardağı.

Bir şeyler yemeniz lazım, dedi Nermin Hanım.

İştahım yok, yemek de yapmadım, dedi Melike Hanım el sallayarak.

Nermin Hanım buzdolabını açtı. Yumurtalar, bir parça tereyağı ve bir kavanoz reçel vardı. Yumurtaları çıkardı, tavaya koydu, ocağı yaktı. Evindeki gibi alışık hareketlerle yapınca Melike Hanımın yüzünde çaresizlik silindi.

Börekler Ben yapıyordum, dedi Melike Hanım aniden.

Nermin Hanım dönüp baktı.

Siz mi?

Evet, dedi Melike Hanım utangaçça tebessüm ederek. Elim işteyken daha rahattım. Bırakınca kimse sormaz dedim. Yardım edilmesini hiç sevmem. Böyle olunca, sanki bir şey yapıyormuşum gibi oluyor.

Nermin Hanımın boğazı düğümlendi; acıma değil, tanıdık bir duygu. O da kolay kolay istekte bulunmazdı.

Bugün yapamadınız, dedi.

Yapamadım, dedi Melike Hanım. Başım döndü, dışarı bile çıkamadım.

Nermin Hanım tabağa yumurtayla bir dilim ekmek koyup önüne bıraktı.

Yiyin, dedi. Çarşamba konusunda bir yolunu buluruz.

Çıkarken akşam olmuştu. Mustafa Amca yine merdiven başında bekliyordu.

Ne oldu? dedi.

Börekleri Melike Hanım yapıyormuş. Kendini kötü hissediyor, yalnız, dedi Nermin Hanım.

Mustafa Amca ıslık çaldı.

Demek oymuş. Ben de gençler şaka yapıyor sanmıştım.

Nermin Hanım evine indi, sadece oğluna arada arada ulaşmak ve fatura ödemek için kullandığı cep telefonunu aldı. Apartman sohbet grubuna sessizce girip, yaz tuşuna bastı.

Parmakları korkudan değil, bu sefer alışılmış gölgesinden çıkmanın heyecanından titriyordu.

Komşular, Melike Hanım (8. daire) çarşambaları börekleri yapıyordu. Şimdi biraz rahatsız, yardıma ihtiyacı var. Fazla soru sormayalım. Yarın ona alışveriş yapacağım. Kim yardım edebilecekse, lütfen yazsın ne getirebilir.

Metni okudu; yapılan yardımın duygusu, ne emir ne acındırma, sade bir cümleydi. Göndere bastı.

Yanıtlar hemen gelmeye başladı. Seda: İşten çıkınca uğrarım, ilaç da alırım. Şule Hanım: Banka hesabı verin, para göndereyim. Barış: Sabah paket taşırım. Biri çorba yapmayı teklif etti, biri tansiyon aleti ihtiyacını sordu.

Nermin Hanım, telefona bakıp için için eridi ve bir yandan da acaba fazlaya mı kaçtı, diye tedirgin oldu.

Ertesi gün listesini alıp markete gitti. Bir kilo bulgur, süt, ekmek, muz, çay aldı. Kasada duraksadı, yanında bir de bisküvi aldı, çayın yanında iyi gider diye düşündü. Poşetleri ağırdı. Çıkarken Barış yetişti.

Yardım edeyim, dedi ve poşetlerden birini hemen aldı.

Nermin Hanım poşeti verdi. Barış dikkatlice taşıdı, hazırlıklı davranması, bunun bir alışverişten fazlası olduğunu anlamış gibiydi.

Melike Hanımın kapısında Seda ile karşılaştılar, onun elinde de ilaç poşeti. Seda utangaçça baktı.

Ben getirdim, dedi. Yazdığınız ilaçlar var.

Sağ ol, dedi Nermin Hanım.

Melike Hanım kapıyı açınca önce itiraz etmek istedieliyle gerek yok der gibi kaldırdı.

Gerek yok, dedi. Ben hallederim

Siz yeterince yaptınız, dedi Nermin Hanım, sakince. Şimdi sıra bizde.

Melike Hanım elini indirdi ve aniden ağlamaya başladı; sessiz, içten, haftalardır biriken bir tansiyonu bırakıyordu sanki.

Bir hafta sonra çarşamba, Nermin Hanım elinde tepsiyle merdivene çıktı. Uzun zamandır ilk kez börek yapmıştı, çocukluğundaki gibi kenarını kıvırarak. Çok güzel olmadı ama içtendi. Yanına küçük bir kâğıda yazdı: alabilirsiniz. Sonra düşündü, isterseniz gelecek hafta ne isterdiniz, not bırakabilirsiniz de yazdı.

Tepsiyi pencereye koydu, bir adım geri çekildi. Kalbi sınavdan çıkmış gibi çarpıyordu. Bunun bir zorunluluğa dönüşmesini istemiyordu ama sessizce geçen komşuluğa da dönmek istemiyordu.

Yarım saat sonra yine çıktı, önemsizmiş gibi yaparak. Tepside birkaç börek kalmıştı. Yanında bir kâğıt vardı. Açıp okudu:

Teşekkürler. Şekersiz de olur mu? Annemin şekeri var, diye titrek bir yazıyla yazılmıştı.

Kâğıdı özenle katladı, sabahlığının cebine koydu. O sırada yukarı çıkan Yusufu gördü.

Şimdi siz mi yapıyorsunuz? dedi Yusuf.

Sıra sırasına, dedi Nermin Hanım. Birlikte devam edeceğiz.

Yusuf başını salladı, bir börek aldı ve gitmeden önce,

Notları ben toplayabilirim. Zaten merdivenden aşağı yukarı çıkıyorum, dedi.

Anlaştık, dedi Nermin Hanım.

Akşam Melike Hanıma uğradı. Artık pencere başında, başında örtü, yüzü daha sağlıklı görünüyordu.

Devam etmeyeceğinizi sandım, dedi Melike Hanım.

Yola birlikte devam edeceğiz. Herkes bir şey yapacak, dedi Nermin Hanım.

Melike Hanım gülümsedi, küçük bir defter uzattı.

Buraya tarifleri yazmıştım, dedi. Lazım olursa alın.

Nermin Hanım defteri aldı, sayfalar ellerinin sıcaklığındaydı.

İşe yarar, dedi.

Merdivene çıkınca, pencereye bir başka not sıkıştırılmıştı, eski bir apartman anahtarlığının mıknatısıyla tutturulmuş: Önümüzdeki çarşamba elmalı kek getireceğim, diye iri harflerle yazmıştı biri.

Kimin yazdığını bilmiyordu. Yine de doğru olan buydu. Bu anonimlik, insanları birbirinden uzak tutmak yerine, onlara açıklama yapmadan paylaşma hakkı tanıyordu. Üzülen olursa da, kapıyı çalmak artık o kadar zor gelmiyordu.

Rate article
Lifequest
Mahallede Çarşamba Günü Atmosferi