Yararsız Anne

FAZLA ANNEM

Kerem, otur! Acilen konuşmamız lazım. Eşi, Esra, kararlı bir ifadeyle mutfak masasına oturdu.
Kocası onun karşısına geçti. Esra elindeki mendille gözyaşlarını silerken konuştu:
Annemle ne yapacağımı bilmiyorum. Artık yürümekte zorlanıyor. Bu kış o yıkık dökük evde sağ çıkamaz, ev de zaten her an yıkılacak gibi.
Peki, ne düşünüyorsun?
Bilmiyorum dedim ya…
Esra, her zamanki gibi benden çözüm bekliyorsun ama bu senin annen, kararı sen vereceksin.
Kerem, annemi evimize alamayız. İki odalı bir dairemiz ve iki oğlumuz var, ikisi de büyüdü. Buraya nasıl sığdıracağız annemi? Esra’nın annesiyle ilgili bir karar verdiği, şimdi de bunu kocasına en yumuşak şekilde anlatmaya çalıştığı belliydi. Şehirde özel bir huzurevi var.
Esra, sen anneni huzurevine mi göndermek istiyorsun?
Mecburuz, başka çaremiz yok. Duyduğuma göre fena değilmiş zaten.
Ama dediğin gibi, ücretli orası, adam şüpheyle gülümsedi. Ne kadar?
Günlüğü iki bin lira. Aylık peşin ödersen kırk bin liraya geliyor. Bakımla birlikte sağlık hizmeti de veriliyor. Bizim için büyük para ama, bir şekilde hallederiz.
Esra, bu bana çok acımasızca geliyor. Annen her zaman bize reçeller, turşular getirirdi; çocuklara hediyeler alırdı, hepsini gönülden yapardı. Bizse onu huzurevine yolluyoruz…
Kerem, sence benim içim yanmıyor mu? Başka yolumuz yok.
Of!.. Adam derin bir iç çekti. Hiç mi başka çare yok?
Düşündüm, evini satmayı. Annem tapuyu zaten benim adıma geçirmişti. Ama kış kapıda; o harabe evi kim alır, ne kadar verirler ki?
Annenle konuştun mu bu konuda?
Henüz hayır. Cumartesi gideceğiz, bahçesini temizleriz, orada konuşuruz.
Bahçeyi ben oğlanlarla temizlerim, Kerem başını salladı. Ama huzurevi meselesini benimle konuşmayın.
Kerem, bak, annem orada bahara kadar kalır, eğer memnun olmazsa baharda başka bir çözüm buluruz.
Esra, hissediyorum ki oraya gönderdikten sonra bu, onun için geri dönüşsüz olacak. Çok acımasız…
***
Bir haftadır Leman Hanım huzurevindeydi. Kızının çaresizliğini anlıyordu. Gerçekten de, yürümekte zorlanıyordu, tek başına yaşamak iyice imkânsızdı; seksenine gelmişti.
Ama böyle bir yaşlılık hayal etmemişti. Son günlerini ailesinin arasında geçirmek isterken, şimdi hasta halindeydi ve kime ne faydası olacaktı?
İçeri hemşire girdi:
Leman Hanım, torunların geldi!
Babaannenin yüzünde bir gülümseme parladı. Artık en küçüğü, Batu, ondan uzundu; Emre ise neredeyse bir kafa daha uzamıştı.
Hoş geldiniz çocuklar! Nasılsınız, burası nasıl geldi size?
İyi, burada yemekler güzel, hemşireler bakıyor, diye hızlıca karışıklık başladı. Hadi oturun, masaya geçin!
Çok kalamayacağız. Sana biraz yiyecek, bir de kalın şeyler getirdik.
Sağ olun yavrularım! hemen ardından sordu Okul nasıl gidiyor?
İyi, neredeyse aynı anda cevapladılar.
Derslerinize çalışın, Emre… Son senen. Karar verdin mi nereye gideceksin?
Bizim üniversiteye gideceğim.
Peki, anneniz babanız nerede? Sizi mi gönderdiler?
Babam evine gitti.
Ah, ona söyleyin de bütün havuçları toplasın, hava soğumadan, dertlendi. Lahanaları da kessin, başları iyice büyüdü.
Şimdi arıyorum!
Batu hemen telefonunu çıkarıp babasına ulaştı:
Baba, babaanne havuçları toplamanı, lahanaları kesmeni söyledi.
Tamam, babasının sesi ciddiydi.
Ver bakayım telefonu! Babaanne torununun elinden telefonu kaptı, damadına talimat vermeye koyuldu. Kerem oğlum, havuçları topladıktan sonra hemen kilerde bekletme, üç gün yayıp kurut, sonra indirirsin. Lahanaları sapıyla kes, hemen kilere indir. Her iki bölümde de kum var, lahanaları sapı aşağıya bakacak şekilde yerleştir, havuçları da büyüklerden koy, küçükleri kendine götür!
Tamam, merak etme anne!
Ayrıca, benim Minnoşu da bul, kediye yemek ver, yalnız kaldı zavallı!
Bulurum.
Al, telefonu geri verdi.
Babaanne, gitmemiz lazım, tamam mı? büyük torun ayağa kalktı.
Durun! cüzdanını çıkardı. Şurada size bin lira var. Bir şeyler alın kendinize.
Ama sen…
Alın alın, benim burada paraya ihtiyacım yok!
Sağ ol babaanne!
Çocuklar gitti, Leman Hanım uzun zaman pencereye yaslanıp onların gidişini izledi.
***
Kerem arabasını apartmanın pencerelerinin önüne park etti. Yanına komşusu Aydın, Fordu ile yanaştı. Keremin elindeki havuç ve lahana dolu poşetleri görünce:
Bahçeden mi?
Sayılır, kayınvalidenden kalanlardan topladım.
Biz de eşimle bahçe ev bakıyoruz, ya da küçük bir köy evi, şehrin uzağında. Çocuklar büyüdü, dağıldı.
Bak Aydın, dedi Kerem düşünceli bir şekilde. Senin dört odalı dairen yok mu?
Var, ikinci katta.
Belki bizim iki odalıyla değişirsin, o da ikinci katta. Üstüne kayınvalidenin bahçe evini de veririm. Yaşlı kadın, artık bakacak hali kalmadı.
Vay be! komşusu kafasını kaşıdı. İlginç fikir. Bir göreyim evi.
Eşinle konuş, akşam çaya uğrayın.
Konuşurum.
***
Kerem duşunu alıp yemek yedi, sonra yorgun bir şekilde uykuya daldı. Esra mutfağa geçti, akşam yemeğini hazırlıyordu. Yakında oğulları gelecekti, küçüğü spordan, büyüğü… büyüğü ise ilk kez âşık olmuştu.
Vakti geldi tabii, on yedi yaşında. Yeter ki yanlış bir şey yapmasınlar. Küçüğünü eve zor sokuyorum; tüm gün sokakta…
Kapıdan bir tıkırtı geldi. Esra ellerini silip koştu, kapıyı açtı. Karşılarında, son apartman girişinden komşuları Vildan ve eşi:
Esra, size misafirliğe geldik!
Hoş geldiniz! Hayırdır, Vildan?
Senin eşin hiçbir şey söylemedi mi?
Yok, Esra afallamıştı.
Kocalar daireleri değişmeye karar vermişler.
Vildan, ne diyorsun? Esra toparlanıp telaşlandı. Buyurun, buyurun!
Odaya koştu, kanepede uyuyan kocasını dürttü:
Kerem, kalk! Misafirimiz var!
Koca hızla fırlayıp banyoya koştu:
Bir dakika!
Misafir kadın ise evi dikkatlice inceliyordu.
Biri anlatacak mı, bu olan nedir şimdi?
Esra, bizim adamlar senin iki odalıyla annenin bahçe evini bizim dört odalıyla takas etmeye karar vermişler, tekrar etrafı inceledi. Eviniz de güzelmiş.
Kerem dönünce Esra ona yaklaştı;
Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Anlaşırsak onların dört odalıya geçeceğiz ve annen de bizimle kalacak.
Esra bir an düşündü, yüzünde hafif bir tebessüm dolaştı:
O zaman ne duruyoruz? Çay koyayım, eve bakmaya gidelim.
Leman Hanım, sade çay olmaz; böyle bir günde sofraya daha özel bir şeyler koy, dedi Kerem, hafif gülerek.
***
O gece Keremle Esra bir süre uyuyamadı, yeni büyük evde neyi nereye yerleştireceklerini planlayarak konuştular. Esra konuşurken Kerem neredeyse gözleri kapanıyordu.
Uyudun mu yoksa? Esra kocasının yanına hafifçe vurdu.
Esra, annene şimdi bir şey söyleme, yoksa mahvolur kadın. Biz yerleşince alır getiririz.
***
Yağmurlu bir sonbahar sabahı, Leman Hanım huzurevi odasının penceresinden hüzünle dışarı bakıyordu. Havası gibi içi de kasvetliydi:
Üç hafta oldu. Çocuklar beni unuttular galiba. Ben gereksiz bir anneyim artık. Torunlarım bir kez geldi, sonra onları da göremedim. Kızım iki kez aradı.
İlkinde evimi ya satmış ya da bir yere takas etmiş, sesi de çok neşeliydi. Neyse, hiç değilse paramı öderler, kırk bin lira az para değil. Zaten dönecek bir yerim de yok.
İkincisinde meşguller dedi, işleri bitince gelecekler. Gençlerin hep işi gücü olur tabii. Bugün cumartesi, belki gelirler. Keşke zamanında bir telefon alsaydım; ama kullanmayı da bilmiyorum ki.
Saatlerce oturdu kendi kendine kederli düşüncelerle. Birden, dışarıda Keremin arabası durdu:
Geldiler, unutmadılar! ama sevinci çabucak gölgelendi. Kerem tek başına, elinde de hiçbir şey yok. Yoksa bir şey mi oldu?
Merakla kapıya bakıyordu, sonunda kapı açıldı, damadı gülümsüyordu:
Merhaba anne!
Merhaba Kerem! Hayırdır, bir şey mi oldu?
Hadi hazırlan! yüzünde hafif bir sevinç vardı. Eve gidiyoruz.
Hangi eve, misafirliğe mi?
Hayır, sonsuza kadar. Bütün eşyalarını topla anne!
Ne diyorsun böyle kapalı kapalı?
Torunların bana hiç söyleme dedi, sürpriz olsun dediler.
Heyecanla toparlanmaya başladı. O sırada oda arkadaşı ve yeni dostu Hatice içeri girdi:
Leman abla, nereye hazırlık bu?
Hatice, damadım beni almaya geldi, sesi sevinç doluydu. Diyor ki: Sonsuza kadar!
Çok şanslısın! Benimkiler de beni buraya emanet etti, galiba hayatım burada bitecek.
Hatice, elbet seni de alacak çocukların. Yaşlılarla gençlerin işi zor.
***
Leman abla arabada yolda giderken, aklında kıyamet gibi düşünceler.
Niye aldı beni? Evleri iki oda, onlara da dar gelir. Ben nereye yatacağım? Hem ayakaltında olurum, geceleri uykularını kaçırırım. Sonuçta beni yine huzurevine geri gönderirler…
Kerem arabayı eski apartmanının altında değil, başka bir girişin önünde durdurdu. Leman Hanım şaşkınlıkla damadına baktı:
Haydi buyur!
İkinci kata çıktılar, bir dairenin önünde kapı açıldı, torunları sevinçle fırladı:
Babaanne koş! Artık evimiz burası! diye bağırdı Batu.
Leman abla içeri girince kızına sarıldı.
Anne, artık bizimle yaşayacaksın. Gel, kendi odanı göstereyim.
Küçük ama pırıl pırıl bir oda, yeni bir yatak, bir dolap… Gözlerine inanamadı, sonunda kızıyla, damadıyla, torunlarıyla yanında yaşayacaktı. Ayaklarının ucunda bir pıtırtı hissetti:
Minnoş! Leman Hanım mutluluk gözyaşlarıyla kedisini kucağına aldı.

Rate article
Lifequest
Yararsız Anne