Üniversitenin son sınıfındaydım ve nişanlım Elif hamile kaldı. Elif, bu güzel haberi bana hemen söylememişti. Ancak beşinci ayında olduğunda öğrendim. Neden bunu benden sakladın? Benim prensiplerim gereği, çocuk sahibi olmamız ancak üniversiteyi bitirip, maddi olarak ayakta durduktan sonra olmalıydı dedim. O ise, Sorun yok, zaten ben hep söyledim: Okumak bana göre değil, büyük bir aile istiyorum diye karşılık verdi. Öfkeden ne yapacağımı bilemedim, elimdeki kitabı sinirle yere fırlattım.
Bir şekilde hallederiz, dedi Elif, Babanannenin apartmanında yaşarız, o da gelip çocukla ilgilenir. Sonra bir çocuk daha yaparız. Tabii önce bir an evvel düğün yapmamız lazım.
Sen ne dediğinin farkında mısın? dedim. Bunca zaman uslu numarası mı yaptın? Çantamı aldım, eşyalarımı toplamaya başladım. Neden beni bırakıyorsun? Evlenmek zorundasın benimle! Eğer gidersen seni tüm üniversiteye rezil ederim! diye bağırdı. Bu evde seninle yaşayamam. Bir ay yalnız kal, sonra ne istiyorsan yap! Çocuk doğunca DNA testi yapılır, resmi nafaka öderim! dedim ve evi terk ettim.
Aradan on yıl geçti. Artık bir şirkette ofis çalışanıydım. Bir gün bölüm müdürümüz, bir oğlumun olduğunu duymuş. Burak, oğlunu hiç arıyor musun? diye sordu. Hayır, aslında tanımıyorum bile, dedim utançla. Öğrencilere, bir zamanlar bir kız tarafından nasıl kandırıldığımı anlatmaya karar verdim. Yani onu çocuğuyla tek başına mı bıraktın? dediler. Hayır, bırakmadım. Para ile yardımcı oldum, dedim öfkeyle. Ama Elif, bir kuruş vermediğini söylüyor, dediler. Müdür ise şakayla, Bir de çocuğu dövmüşsün, dedi.
İçten içe öfkeliydim çünkü Elifi zamanında uyarmıştım. Bu sefer, resmiyete dökerek, maaş bordroma göre nafaka ödemeye başladım. Öncekinden daha az ediyordu. Elif bir yıldır evliydi, ama bana sorarsanız, çocuğu da tıpkı kendi gibi oldukça yaramaz bir çocuk olmuştu.




