Bugün yine köşede oturup usul usul ağladım. İçimde tarifsiz bir boşluk var, neyin yanlış gittiğini anlamıyorum. Annemle babam neden beni bırakıp çocuk yuvasına bıraktı? Oysa onlara çok bağlıydım, her dediğini yapar, onları çok severdim
Biyolojik annem beni daha bebekken, doğum evinde terk etmiş. Ardından Gülseren ve Vedat isminde bir çift evlat edinmiş beni; kendi çocukları olmuyormuş, beni yuvadan alıp eve getirmişler. Fakat Vedat hiçbir zaman beni kendi oğlu gibi sevemedi. Hep başka birine ait olduğumu düşündü, hiç gerçekten bana babalık yapmadı. Gülseren ise, bana hep şefkatle yaklaştı, sarılır, üzerime titrerdi. Ama her şeye rağmen, bir türlü annelik hissi tam olarak çıkamadı ortaya.
Zaman geçti, ben de o ailede büyüdüm, onları sevdim. Sonra bir gün Gülserenin hamile olduğunu öğrendik, nasıl sevindi anlatamam. Bu haber Vedatı da çok mutlu etmişti.
O andan itibaren bana olan ilgileri azaldı. Yanlarında olmam onları rahatsız etmeye başladı. Vedat zamanla bana bağırıp çağırmaya, hatta birkaç kez de tokat atmaya başladı. Artık hiç istenmeyen biriydim evde. Sonunda beni tekrar çocuk yuvasına geri verdiler. Mahkemede velayetlerinden resmi olarak feragat ettiler.
Davadan sonra Gülseren yanıma geldi, artık yuvada kalacağımı söyledi. Ağladım, Anne gitme! diye çağırdım, ama arkasını dönüp gitti. Sadece beş yaşındaydım, en çok güvendiğim, sevdiğim insanlar tarafından ikinci kez terk edilmiştim. Önce biyolojik annem, şimdi evlat edinen ailem…
O ana şahit olan hakim kadın, – adı Sevilaydı – bir süre gözyaşımı izledi. Sonra yuvadaki görevliye yaklaşıp, beni evlat edinmek istediğini söyledi. Kalbi dayanamazmış bana yapılanlara. Sevilay Hanım işlemleri inanılmaz hızlı halletti, kısa sürede beni yuvadan çıkardı.
Beni hemen çok sıcak bir şekilde Keremcik diye sevmeye başladı. Onun yanında eski ailemi ve yaşadıklarımı unuttum, Sevilay Hanıma çok alıştım, ona bağlandım.
Yıllar geçti; okulda hep başarılı oldum. Liseyi takdirle bitirdim, sonrasında tıp fakültesine girdim. Okuldan mezun olunca iyi bir hastaneye kabul edildim. Bir gün, beklenmedik bir hasta geldi, gözlerim hemen tanıdı. O benim ilk evlat edinen babam, Vedattı. Karısı doğumda ölmüş, bebek de doğar doğmaz vefat etmiş. Ardından içkiye sarılmış, uzun süre kendini toparlayamamış. Sonradan birisiyle, yani Asumanla tanışmış, kadın ona destek olmuş, tedaviye gitmesini sağlamış.
Öyle yollarımız yeniden kesişti. Genç olmama rağmen bana yaptığı kötülükleri hiç unutmadım. Ama bir hekim olarak Hipokrat yemini aklıma geldi; ona en iyi şekilde yardım ettim. Hayat Vedat ve Gülserene fazlasıyla dersini vermişti. Herkes bilir: Yetimin kalbini kırmanın sonucu ağır olur. Ben ise yanlış yapmadım, öcümü almadım, hak ettiğini zaten yaşamıştıVedat birkaç hafta hastanede kaldı. Her gün vizitle yanına geldiğimde gözlerinden utanç, pişmanlık ve bir parça minnet okunuyordu. Bir sabah odasına girdiğimde, ellerimden tuttu. Sesi titriyordu: “Sana bir babanın yapması gerekeni hiçbir zaman yapamadım. Affetmeye hakkım yok, ama yine de… teşekkür ederim Kerem.”
Gözlerim doldu, geçmişteki hiçbir sözü, bakışı, hatırası içimde sızlamıyordu artık. Belki büyümüş, büyütülmüş, belki de iyileşmiştim. Ben size çoktan hakkımı helal ettim, dedim sessizce.
Yıllar sonra bir akşam, kendi evimde Sevilay annemle çay içerken gözlerinin içi gülüyordu. Sen bir mucizesin, Kerem, dedi, Kırılan bütün kalplerin bir gün şifasını bulmaya hakkı var. Gülümsedim, o şefkatli elleri ellerimdeydi. Aynı anda içimde huzur ve umut, eski yalnızlığımın yerini dolduruyordu.
Bazen hayat, kendi acımasızlığının içinde bir kapı açıp sana en güzel hediyesini sunar: Affetmek ve yoluna devam etmek. Ben de geçmişin acılarına sırtımı döndüm. Artık biliyorum ki; her terk edilişin ardında, yeni bir sevgiye açılan bir kapı var.




