Dolapta bir keşmekeş, ütülenmemiş kıyafet yığınları ve buzdolabında ekşimiş çorba – Eşime nazikçe sitem etmeye karar verdim, ama sonunda suçlu ben oldum

Dolabın içinde bir karmaşa, sandalyelerin üstünde ütüsüz kıyafet yığınları ve buzdolabında ekşimiş bir çorba Benim hayalini kurduğum eş böyle biri değildi, ama zamanla tam olarak buna dönüştü.

Dolabın içinde bir karmaşa, dağ gibi ütüsüz kıyafet yığınları ve ekşimiş çorba tadı eşime nazikçe bir şeyler söylemek istedim, ama sonunda suçlu olan ben oldum.

Ayşeye hemen aşık oldum. Böyle güzellik gözlerden kaçmazdı. Uzun süre çok şanslı olduğuma inanmıştım: akıllı, çekici, tertipli bir kız. Biraz zaman geçmeden ona evlenme teklifi ettim.

Sonra birlikte taşınmaya karar verdik. Bu arada, Ayşe baştan şunu söylemişti: ev işlerine pek meraklı değilmiş ve tek şartı, görevleri yarı yarıya paylaşmakmış. Gösteriş yapacak biri olmadığım için kabul ettim. O zamanlar, çok akıllıca ve doğru bir karar diye düşünmüştüm ama sonunda çok hayal kırıklığı yaşadım.

Yeni hayatımızda kim ne yapacak, önceden plana bağladık. Eşim, sorumluluklarını kariyerle bir arada götürmenin çok zor olmayacağını, hayalini kurduğu başka işlerde çalışabileceğini söyledikçe karşı çıkmadım.

Ama altı ay geçmeden bir terslik olduğunu fark ettim. Hayat, kurallarımıza kendi dokunuşunu ekledi. Ayşe hiçbir zaman başarılı olamadı. Belli belirsiz bir firmada yarı zamanlı çalışıyor, saatleri düzensiz, maaşı ise belirsiz. Kazandığı parayı tamamen kendi keyfi için harcıyor. Ben sabah akşam işteydim. Ama sevgilim sorumluluk dağılımını hiç unutmadı. Ne yapmam gerektiğini hep hatırladı, ama kendi payını ise bazen görmezden geldi.

Ayşe başta görevlerini gerçekten özenle yapardı, fakat zamanla hevesi azaldı. Pek takmıyordum, ta ki gevşekliği iyice göze batana kadar. Her köşede bir dağınıklık. Sandalyeler ütüsüz kıyafet dolu, dolapta düzensiz yığınlar ama, bunu bana yüklemeyi başardı. “Ben de çalışıyorum, para getiriyorum, yardım etmen çok mu zor?” diye suçladı. Bu tavır beni kırdı. Hem iki kişi için belimi büküp çalışıyorum, hem de evin işlerini tek başıma yürütmek mi zorundayım? Başından beri dürüstçe paylaşmıştık ya her şeyi.

Dün ise buzdolabında ekşimiş bir mercimek çorbası buldum, kokusu böcek öldürür cinsten. Çocuğumuz doğunca Ayşe’nin toparlayacağını sanmıştım. Doğum iznine çıkacak, evde daha çok vakti olacak diye düşündüm. Fakat daha da kötüye gitti. Bazen, keşke eşim olmasaydı, daha kolay olurdu diyorum. Üstelik şimdi sürekli kavga da ediyoruz. “Eşim gibi düşünüp onun yerine kendimi koymam gerekmiş.” Ama beni kim anlayacak? Ben her gün tatil köyüne gitmiyorum, işe gidiyorum. Ofiste çalışıyorum, sonra eve gelip uzak çalışıyorum, ayrıca evin bütün haline göz kulak olmak zorundayım. Tek istediğim ise azıcık dinlenmek.

Eşim doğum iznindeyken tüm gün ne yapıyor, bana akşam yemeği hazırlayamıyor? Veya en azından eşyaları yerleştiremiyor. Gerçekten bu kadar zor mu? Bebek henüz sadece 7 aylık, günün büyük kısmında uykuda. Bu arada en azından toz alınabilir. Peki ikinci çocuğumuz olunca ne olacak? Adalet ve yardımlaşma hâlâ benim ilkem. Her şeyi kabullenmeye ve desteklemeye razıyım, ama karşılığını da görmek istiyorum. Nedense Ayşe bunu anlayamıyor.

Aileyi dağıtmak istemiyorum, çünkü bebeğimizi çok seviyorum. Ama bu gösteri nasıl devam edecek, bilmiyorum. Sabır ipim yakında kopacak gibi.

Bu rüya gibi hikayede sen kimin tarafındasın?

Rate article
Lifequest
Dolapta bir keşmekeş, ütülenmemiş kıyafet yığınları ve buzdolabında ekşimiş çorba – Eşime nazikçe sitem etmeye karar verdim, ama sonunda suçlu ben oldum