Yıllar evvel, henüz çok gençken, bu zalim adamla tanışmıştım. O günleri hatırlayınca, bana nasıl iltifatlar ettiğini, bana adeta hayal ettiğim mükemmel erkek gibi davrandığını hiç unutmam. Fakat ne zaman ki isteklerine ulaştı, bir anda hayatımdan sessizce yok oluverdi. Ondan ayrıldığımda dünyam başıma yıkılmıştı, fakat asıl sonuçlarını o vakit tam anlamamışım. Uzun zaman sonra hamile olduğumu öğrendiğimde ise şaşkınlık içinde kalakaldım. Önceleri anneme güvenmeye cesaret edemedim. Lakin daha fazla saklamamın mümkün olmayacağını, karnımın artık iyice belirginleştiğini fark ettiğim anda, dört aylık hamileyken, zorlukla da olsa gerçeği ona söyledim. Annem duyunca durumu hemen babama aktardı.
O günden bana ne kaldı? Babamdan sadece suçlamalar, annemdense acı veren ifadeler: “Keşke seni hiç doğurmasaydım.” Koca köyde adımız kötüye çıkmasın diye korkuya kapılıp, beni canımdan çok sevdiğim evladımı aldırtmaya zorladılar. O zaman sağlığım için büyük bir tehdit olsa da boyun eğdim. Sonrasında günlerce gözyaşları içinde kaldım, işlediğim günahın ağırlığını bugün bile sırtımda taşıyorum. Rabbimden affını hala dilerim. O günden sonra hayatım sanki durdu. Ölsem bile yalnız manen değil, gerçekten de mutlu olabilirdim, ama ailem umursamazdı. Onların tek endişesi, kendi itibarlarıydı.
Bütün bu baskılar, ailemin bana sunduğu bu nefessiz, sevgisiz ortam; sonunda evden kaçmaya karar vermeme sebep oldu. Bu kararımdan iki yıl sonra, okuyup mezun oldum, ardından İstanbulda kendi ayaklarım üzerinde duracak bir hayat kurdum. Zamanla çoğu hayalimi gerçekleştirdim, işimde iyi yerlere geldim, paramla her şeyi alabildiğimi düşündüm. Ama almayı başaramadığım bir tek şey kalmıştı: bir aile. Paranın satın alamadığı tek mutluluk. Zira annelik şansımı çoktan yitirmiştim. Sonraları çeşitli erkeklerle tanıştım, bazıları evlilik teklifinde bulundu. Lakin ne zaman kısır olduğumu öğrenseler, ardıma bakmadan çekip gittiler.
Biliyorum, bunun asıl suçluları annem ve babamdır. Onlar yüzünden anne olma sevincini hiç tadamadım. Ne onları görmek ne de konuşmak istedim artık. Babam, kalp krizi geçirdiğinde annem bana gelip, “Babanı yalnız bırakma,” diye yalvardıysa da, reddettim. Bana verdikleri acıyı unutamadım, bugünkü acılarımın sorumlusu onlar. Yine de her ay onlara bir miktar para gönderiyorum, vicdanıma bir nebze su serpmek için. Fakat bir şeyden eminim: Bir gün kızım olursa, ona aynı zulmü yaşatmam. Anne-baba dediğin, hele böyle zor zamanlarda, çocuğunun yanında olmalı, ona kol kanat germeli. Benimkilerse, hayatımda bütün o büyük mutluluğu ellerimle çekip aldılar.




