Yeni aldığım kıyafetlerle gelinimi başka bir adamla buluşmaya gönderdim… ve bana kötü bir anne dediler. İnanamadım. Kendi ailem bana kötü bir anne dedi, ne yaptığımı öğrenince.
Ama önce her şeyi anlatayım, sonra yargılayın.
Birkaç ay önce, oğlum Oktay ve gelinim Şule’yi ziyarete gitmiştim. Zile bastım, içeriden hafif bir ağlama sesi duydum. Kapıyı açan Şule’nin gözleri ağlamaktan şişmiş, kucağında benim torunum minik Emir, öyle zayıf ki içim cız etti.
Kayınvalide… iyi ki geldiniz dedi boğuk bir sesle.
Güzel kızım, ne oldu, neden ağlıyorsun? diye sordum içeri girerken.
Ve her şey ortaya çıktı.
Oğlum… o aptal çocuk, ben büyüttüm… Şule’ye yemek parası vermiyormuş. Yeterince yok diyormuş. Oysa her hafta sonu arkadaşlarıyla kafelerde, meyhanelerde gezip tozuyormuş. Bir de, sonra öğrendim ki başka kadınlara da gidiyormuş.
Şule… ne yiyorsunuz siz? diye sordum dehşetle.
Kek yapıp mahallede satıyorum kayınvalide… dedi, gözlerinden yaşlar akarken.
Ama Oktay dışarıda çalışmama izin vermiyor. Bebeğe bakmalısın diyor.
O kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadım ki, neredeyse yere yıkılacaktım. Ben mi oğlumu böyle yetiştirdim? Kendi ailesini aç bırakan bir adam mı oldu?
Topla çantanı. Ve Emir’in eşyalarını. Bana geliyorsunuz dedim düşünmeden.
Kayınvalide… ya oğlunuz?
Oğlum işe yaramaz. Sen benim gelinimsin. O bebek benim torunum. Son nokta.
O gün ikisini yanımda götürdüm. Oktay büyük kavgalar çıkardı. Ailem, akrabalarım: Aklını mı kaçırdın?, Bunlar eşler arası mesele, Sen karışma dediler.
Eşler arası mesele mi?
En iyi avukatı buldum. Birikimim olan bütün parayı harcadım. Ama değdi. Şimdi o boş gezen oğlum Emirin bakımına her ay para, Türk lirası ile nafaka ödemek zorunda. Ödemezse, mahkemeler peşinde!
Şule evimde solmaya değil, çiçek gibi açtı. Tekrar gülümsemeye başladı. Emir tombik, sağlıklı bir bebek oldu. Şule de bir ofiste işe başladı. Hep akıllı, çalışkan, güzel bir kızdı; oğlum onu öylesine kısıtlamıştı ki neredeyse kendini unutmuştu.
Ve işte, bana kötü anne denmesinin nedeni buradan geliyor.
Geçen hafta alışveriş merkezine gittim, ona üç harika kıyafet aldım. Bir masmavi elbise, üzerindeki çok hoş duruyor. Şık bir pantolon ve beyaz bir bluz. Bir de günlük ama yine hoş bir takım.
Kayınvalide… bunlar neden? diye şaşkın sordu.
Hatırlıyor musun, benim komşum Aytenin oğlu Engin? Mühendis olan. Onunla konuşurken senden bahsettim, seni kahveye davet etmek istiyor.
Kayınvalide! Ama hala Oktayla evliyim…
Sadece kağıt üstünde, kızım. O evlilik çoktan bitti. Şimdi canını acıtan geçmişi geride bırakıp güzel bir hayat kurabilirsin. Engin iyi bir adamdır, çocukluktan tanırım. İşi var, terbiyeli… Fotoğrafını gösterdim, Çok güzelmiş, dedi.
Şule utandı, yanakları kızardı. Ama gözlerinde aylar sonra ilk kez bir umut ışığı gördüm.
Bilmiyorum kayınvalide… Ya insanlar ne der?
İnsanlar mı? Ne isterlerse söylesinler. O insanlar oğlum seni aç bırakırken susuyordu! Git o kahveye, güzel kıyafetlerini giy, gülümse, yeni insanlarla tanış. Bunu hak ediyorsun.
Oktay öğrendiğinde delirdi, arayıp bağırdı: Nasıl böyle bir şey yaparsın? Telefonu yüzüne kapattım. Kız kardeşim Evliliği yıkıyorsun! dedi. Eniştem Karışman yanlış, dedi.
Ama ben başka bir şey gördüm.
Şule o kahveden ışıl ışıl döndü. Bir hafta sonra Engin gelip sinemaya götürdü onu. Emir küçük Emir, Engin ona peluş ayıcık getirince gülerek oynadı.
Oktay ağladı, yalvardı, değişeceğine söz verdi çünkü gerçekten kaybettiğini anladı.
Biliyor musunuz, hiçbir şey için pişman değilim.
Evet, onun annesiyim. Ama ondan önce ben bir kadınım. Ve hiçbir kadın oğlumun yaşattığı acıyı hak etmiyor.
Şimdi siz söyleyin: Gelinimin yeniden mutlu olması için yardım ettiğim için kötü anne miyim?



