Babamın tarlası için evrakları imzaladığım o günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Sabah ayazı iliklerime kadar işlerken, içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk ve sabırsızlık vardı. Kendime tekrar tekrar, doğru olanı yaptığımı söylüyordum. O zamanlar, insanın anı düşünmesi, hızlı fırsatlara atılması, hayatını değiştirecek paraların peşinden gitmesi gerektiğine emindim.
Tarla, köyümüzün çıkışında, babamın daha ben küçükken diktiği o eski ceviz ağacının dibindeydi. Orası toprak parçasından fazlasıydı. Orada büyüdüm, orada babama yazları yardım ettim; güneşin buhranlı öğlelerinde hiç şikâyet etmeden çalışırken yanında ter döktüm. Akşamları eve dönerken yorgun ama içimiz rahat bir huzur olurdu çünkü kendi emeğimizle bir şeyler başardığımızı bilirdik.
Babam vefat ettikten sonra tarla bana kaldı. İlk başta satmayı hiç düşünmedim bile. Ama şehirde hayat bambaşka dönüyordu. İşim yolunda gitmiyordu, bankaya borçlarım birikmişti. Çevremdeki herkes kolay yoldan para kazanıyor gibiydi. Bir tanıdık, bana cazip bir iş fırsatından bahsetmeye başladı. Yeter ki biraz sermaye koy, üçe katlarsın dedi. Kafamın içinde tek bir düşünce dönüp durmaya başladı: tarla.
Annem ne düşündüğümü anlamıştı. Satma fikrimi ilk ona söylediğimde gözlerinde tarifsiz bir acı gördüm. O toprak, onlara bir ömürlük anıydı. Ama ben, gözümü karartmıştım. Kendi kendime telkin veriyordum; bu sadece toprak, asıl önemli olan benim geleceğim.
Kısa sürede bir alıcı buldum. İlçeden gelen, civardaki tarlalara göz koymuş bir adamdı. Teklif ettiği para bana o an çok büyük göründü. Hiç düşünmeden, evrakları imzalayıverdim.
Noter çıkışı, elimdeki zarfla yürürken, ilk defa hayatta akıllı bir adım attığıma inanıyordum. Sanki bu para bana yepyeni bir hayat getirecekti.
Ama hayatın insanı yüzüstü bırakmak için her zaman bir yolu var.
Paranın neredeyse tamamını o çok övülen iş girişimine yatırdım. İlk başta her şey yolunda gibi görünüyordu. Kârlardan, büyümekten, büyük planlardan söz ediliyordu. Kendimi sonunda doğru yolu bulmuş biri sandım.
Aylar geçtikçe, işler sarsılmaya başladı. Ortaklar birer birer çekildi, borçlar çıktı, tartışmalar büyüdü. Sonunda, her şeyin sadece sözde kaldığı, boş bir hayal olduğu ortaya çıktı.
Paranın gelişi kadar hızlı gidişini izledim.
Elimde hiçbir şey kalmamıştı ve göğsümde kocaman bir boşluk vardı. Ama asıl acı, paranın kaybı değildi. Asıl acı, tarlayı düşünmekti.
Bir gün, neden bilmiyorum; belki yalnızca içimi ferahlatmak, belki de orayı bir kez daha görmek için köye geri gittim.
Tarlanın bulunduğu yere vardığımda gözlerime inanamadım. O ceviz ağacı yerinde duruyordu, fakat etrafı şantiye olmuştu. Toprak kazılmış, inşaat makineleri eski tarladan geriye ne varsa silip atmıştı.
Yolda öylece dikilip, yıllar önce babamla birlikte ellerimizle ekip biçtiğimiz toprağın üstünde kürek sallayan makinelere baktım.
O an, aldığım kararın ağırlığı tüm vücuduma çöktü. Satılan sadece bir toprak değilmiş O tarlayla birlikte anılarımı, babamın emeğini, ailemin bir parçasını da satmıştım.
Aynı gece annemin yanına döndüm. Yaşı hayli ilerlemişti, evin içinde bir sessizlik hâkimdi; daha önce hiç duymadığım türden bir sessizlik Babamın fotoğrafı rafta duruyordu ve ben o an, boğazım düğüm düğüm, utancın nasıl bir şey olduğunu iliklerimde hissettim.
İnsanın yaşarken çok sıradan sandığı şeylerin, kaybolduktan sonra ağırlığını nasıl da hissettirdiğini anladım.
Babamın tarlası yalnızca bir toprak parçası değildi. Sabır, alınteri, dürüstlük ve sahip olduğun değerlere saygı demekti. Babamın bakışıyla, hayatı anlamlandırma biçimiydi.
Ben ise kestirme yolu, kolay parayı seçmiştim.
O akşam neyi neye feda ettiğimi gerçek anlamda ilk kez o zaman kavradım. Bazı hataların bedeli, insanın tahmin ettiğinden çok daha ağır oluyormuş
Aradan yıllar geçti. O paranın izi kalmadı, fakat tarlanın hatırası içimde hep bir yara olarak duruyor. Hangi yolum köye düşse, her baktığımda bir kez daha babamın hayatta öğrettiği o sessiz hayat dersini hatırlatıyorum kendime:
Gerçek değer her zaman parada değil. Meğer bazen bir tarlada, bir ağacın gölgesinde, alın terinde saklıymış asıl zenginlik.
Ve insan, köklerini kolay yoldan satarsa, çoğu zaman daha büyük kayıplarla baş başa kalır.



