Kızım, boynuma sarılarak hıçkırıklarla ağlıyordu: Anne, ben bir daha asla babaanneye gitmek istemiyorum. Lütfen anne, nolur götürme beni bir daha.
Oysa sadece üç günlüğüne çocuklarımı, kayınvalidemle kayınpederime bırakmıştım. Onlar Egenin küçük bir kasabasında, tek katlı eski bir evde yaşıyorlardı. En küçük kızım dört, büyüğü ise altı yaşında. Kayınpederim, çocukların orada kalmasına o kadar ısrar etmişti ki, nedenini sonradan öğrenecektim.
Neval, yani ben, hiçbir zaman eşimin anne ve babasıyla iyi geçinememiştim. Özellikle kayınvalidem, yıllardır bana oğluna layık olmadığımı açıkça hissettirirdi. Buna katlanmaya çalışsam da, asla içimden gelerek o evde oturmaz, orada kaldığım günlerde üzerime tuhaf bir ağırlık çökerdi. Eşim bile anne ve babasını ziyaret ettikten sonra uzun süre kendine gelemez, içine kapanırdı.
Zamanla onlar bizi, biz de onları sadece bayramdan bayrama görmeye alışmıştık. Ancak, kayınpederimin yuvarlak bir doğum günü vardı; çocuklar dedelerini, babaanneyi çok özlemişti, bu yüzden ziyarete gitmeyi, çocukların da dedede birkaç gün kalmasını reddedemedik.
Kutlama gayet sakindi. O gün, alışılmışın dışında, kimse beni kıracak tek bir kelime etmedi. Kayınpederim, torunlarına kar üstünde ATV gezisi vaat etti. Çocuklar bu fikre bayıldı, Anne, lütfen bırak bizi burada, söz veriyoruz uslu duracağız, diye bana yalvardılar. O güne dek kayınvalidem çocuklarıma bir kez olsun çikolata bile almamıştı ama neyse ki, evde tadilat yapmam gerekiyordu ve çocukların evde olması işimi zorlaştırıyordu. En baştan bilebilseydim…
Çocuklar eve dönünce adeta erimiş gibiydi. Küçük kızım ağlamaya başladı, sonra büyüğü de. Annelerine uzun süre bir şey anlatmadılar; ama bir zaman sonra her şey ortaya çıktı.
Kayınpeder, çocukları ATVyle dağ yoluna çıkarmış, onlara kartopu oynatmış. Ama kayınvalidem, evdeyken, kızlarımın yanında bana hakaretler yağdırmış. Büyük kızım beni savununce, kayınvalidem aniden onu yakasından tutup köpek kulübesine sürüklemiş. Kızım hala ev pijamalarıyla, hava da buz gibiyken… Küçüğü de dışarı çıkarmış, ardından kapıyı suratlarına çarpmış.
O sırada kayınpeder garajdaymış, ağlama seslerini duyunca koşmuş. Gördükleri karşısında o kadar şaşırmış ki, hayatında ilk defa elini karısına kaldırmış. Çocuklara yalvarmış: Aman, babanıza annenize sakın bir şey söylemeyin. Sizi çok seviyorum, bir daha göremem diye korkuyorum, demiş.
O sabah kabus gibi uzaklaştı, her şey tuhaf, rengarenk bir rüyaydı; kasabanın sessizliğinde, evimizin duvarı sanki incecik bir tül gibi titriyordu ve her şey, sabun köpüğüne dönüşen bir gökyüzü altında usulca dağıldı.




