Neredeyse iki yıl önce, eşimden duyduğum bir cümle aklımdan asla çıkmıyor. Bana şöyle dedi: Hayatını öyle öngörülebilir yaşıyorsun ki, senden sıkıldım. O, hayatımızın sıkıcı olduğunu düşünüyordu ama ben ise buna mutluydum. Her sabah erkenden kalkar, güzel bir kahvaltı yapar, sporumu yapar ve işe gitmek için hazırlanırdım. Önceliğim, eşimi işe hazırlamaktı çünkü o benden önce çıkardı. Ardından kendi hazırlığımı tamamlardım. Tüm öğünleri evde hazırlardık; ikinci kahvaltımızı da kaplara koyar, hem kendime hem eşime işlerimize götürmek için yanımıza alırdık. Akşam eve dönerken genellikle markete uğrar, sonra yemek pişirir, evi toplar, çamaşırları yıkardım. Yatmadan önce de birlikte bir film izleyip uyurduk.
Her şeyin yolunda gittiğinden emindim. Eşim bakımlı, karnı tok, evimiz ise düzenli ve huzurluydu. Bundan daha ne isteyebilirdim ki? Her cumartesi evi baştan aşağı temizler, kek ya da börek yapar, güzel tarifler denerdim. Akşam ise arkadaşlarımızı misafir eder veya onlarla dışarıda buluşurduk. Pazar günleri ailelerimizi ziyarete giderdik. Günün yarısını kendi ailemizde, diğer yarısını ise eşimin ailesinde geçirirdik. Onlara yardım eder, sohbet eder, birlikte güzel vakit geçirirdik.
Akşamları ise sadece dinlenirdik. Hiç tartışmaz, birbirimize bağırmazdık. Evimizde huzur ve uyum hakimdi. Ama işte bir gün, eşim sıkıldığını söyledi. Saatlerce bana mutsuz olduğunu anlattı, örnek olarak da arkadaşlarının daha eğlenceli, maceralı bir hayat sürdüğünü gösterdi. Onlar hayatını yaşıyor, biz ise sadece rutine saplandık. Tartışmamız bile yok, dedi. O gün sabahtan akşama kadar dışarıda kaldı.
Ben ise hayatımızdan oldukça memnundum, hiçbir şeyin değişmesini istemiyordum. Ama sevdiğim adam için değişmeye, yeni bir şeyler yapmaya karar verdim. Öncelikle kendime yeni bir görünüm kazandırdım. Dolabımdaki tüm sade ve eski kıyafetleri kaldırdım. Biriktirdiğim parayla yeni elbiseler aldım, hatta saçımı kısa kestirip rengini bile değiştirdim. Artık sıradan bir kadın gibi görünmek istemiyordum. Sonra işimi de değiştirdim. Artık masa başında klasik bir işte çalışmıyor, organizasyonlarda çalışıyordum ve yeni işim sayesinde bambaşka eğlencelerle tanıştım.
Bir hafta sonra eşim eve döndüğünde karşısında bambaşka biri buldu. O günden sonra onu temin ettim: Artık apayrı bir hayatımız olacaktı. Dediğimi de yaptım. Artık evde çok az vakit geçiriyorduk; sürekli hareket halindeydik. Bir sürü yeni arkadaş, sürekli bir etkinlik… Her akşam ya bir kafede, ya bir restoranda, ya bir partide, ya bir arkadaşımızın evinde ya da şehir dışında oluyorduk. Bazen kamp yapıyor, bazen bisiklet sürüyor, bazen hafta sonu başka şehirde geçiriyorduk.
Birkaç ay sonra, bu tempolu yaşamdan sonra eşim aniden şu sözleri etmeye başladı: Keşke biraz daha huzurlu bir hayatımız olsa, evde vakit geçirsek. Özlediğim evde pişen yemekler, börekler. Artık mutfağa girecek zamanım kalmamıştı. Kendim bile alışık olmadığım yeni biri olmuştum ve eşim eski beni özlemiyordu bile.
Bir hafta sonra eşim artık bu kadar tempoya dayanamadığını, huzurlu eski günleri istediğini, sakin bir evde akşam geçirmek, hafta sonu ailelerimize gitmek ve taze ev yemekleri yemek istediğini söyledi. Dışarıdan ısmarlanan ısıtılmış yemekleri yemek istemiyordu.
Ama ben bu arada eski hayatımıza dönmek fikrinden tamamen uzaklaşmıştım. Yıllarca yetişkinliğin sorumluluklarına alışmaya uğraşmış, sonunda kendimi bulmuştum; şimdi ise arkamı dönüp her şeye veda etmeye hiç niyetim yoktu. Şu anki hayatımı sevmiştim. Eğer eskiye dönmek mecburiyetinde olsam dahi, artık bunu istemiyordum. Bu sefer, eşim her şey eskisi gibi olsun dediğinde evde büyük bir kavga çıktı.
O günden sonra işler iyice karıştı. Nazar boncuğu gibi sandığımız ev sarsıldı, komşular kapıyı çaldı, hatta polis bile geldi. Eşim, eşyalarını alıp annesinin evine taşındı. Muhtemelen, eski beni evde bulabileceğini sanıyor. Ama bu kez değişen bir film karakteri değiliz; öyle pat diye eski halimize geri dönemeyiz. Bir gün döndüğünde masanın üstünde boşanma dilekçelerini ve tek bir not bulacak: Ben de artık senden sıkıldım. Seninle bir daha yaşayamam.Belki de hayat, kaçınılmaz olarak değişimin ta kendisiydi. Kimi zaman huzuru, kimi zaman heyecanı ararken kendi benliğimizi unutuyor, sırf bir başkasının isteğiyle yolumuzu değiştiriyoruz. Ama sonunda görüyorum ki, baştan yazdığım bu hayat, bana ait olan tek hikâye. Mutfakta, rafta unuttuğum bir fincanı elime alıyorum. İçinde eski halimden kalan son kırıntılar var; hafif bir tebessümle pencereyi açıyor, içime derin bir nefes çekiyorum.
Dışarıda, yeni bir sabah başlıyor. Artık kimse için değişmek, bir role girmek zorunda değilim. Kendi adımla, kendi heyecanımla yürüdüğüm bu yolda, belki yalnızım ama hiç olmadığım kadar özgür hissediyorum. Kapanan bir kapının ardında, kendime açtığım yepyeni bir dünyadahayatımın başrolü sonunda bana ait. Ve bu sefer, canım ne isterse onu yaşayacağım.




