Elif, kapının eşiğinde durmuş, Melihin elini sımsıkı tutuyor. Gözlerinde derin bir korku okunuyor, dizleri hafiften titriyor.
Anne, bu benim sevgilim, Elif, diyor Melih, başka bir iş seyahatinden yeni dönmüş halde.
İki haftadır şehir dışındaydı ve bu sefer eve tek başına dönmüyor. Melih ve ailesi İstanbulun bir mahallesinde iki odalı mütevazı bir apartman dairesinde yaşıyor. Akşamları Elif, Melihin odasında uyuyabiliyor; Melih ise mutfakta yatıyor.
Nereden buldun bu kızı? diye soruyor annesi. Şimdiki gençlerin hepsi rengârenk giyiniyor, kaşlarında piercing var.
Anneciğim, ben şanslıydım. Onu kaldığım yurtta tanıdım. Elif bir çocuk yuvasında büyümüş, diyor Melih.
Ertesi sabah, Melihin ablası da annesini ziyarete geliyor.
Nerede gençler?
Nüfus müdürlüğüne gittiler, bir dilekçe verecekler, diyor annesi.
Senin Melih daha çok genç. Sonra, bu yetim kızı neden başına sarmış? Tüm takılarını iyi sakla, kim bilir neler geçiyor aklından, diyor abla fesatça.
Ne diyorsun sen? diye çıkışıyor Melihin annesi.
Ben de çocuk yuvasında büyüdüm. Şimdi ben farklı mı oldum? derken, Melihin babası Elife sahip çıkıyor.
Dur bakalım, vakti gelince gerçek huyları ortaya çıkacak, diye devam ediyor ablası.
Elif hakkında böyle konuşmaya cüret etme! diye sesini yükseltiyor babası.
Melihin ailesi, oğullarının kararlarına saygı duymanın doğru olduğuna inanıyor.
Bu yüzden hayatlarına fazla müdahale etmiyorlar. Gençler, önce aileyle birlikte yaşamaya, sonra kendi evlerine taşınmaya karar veriyor. Gerçi Elif, ev işlerinde pek başarılı sayılmaz. Kayınvalide bazen pes edecek gibi oluyor; ama kayınpeder daima Elifin yanında duruyor.
Bir müddet sonra Melih, Elifin üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı okumak istediğini söylüyor. Şimdilik aileyi yalnızca Melih geçindirecek gibi duruyor. Bu da kayınvalideyi mutsuz ediyor; ama elinden bir şey gelmiyor. O da biliyor ki, bu devirde diploma olmadan yol almak imkânsız.
Bir süre sonra gençler kendi dairelerine taşınıyor. Elif, yarı zamanlı olarak bir okulda öğretmenlik yapmaya başlıyor.
Kayınvalidenin içi evladına biraz da olsa yanıyor. Gençler işlerini oturtana kadar onlarla birlikte yaşamalarını teklif ediyor. Ama kayınpeder, oğlunun ve gelinin kararlarına saygı duyuyor.
Bir gün, kayınvalidenin ablası iki adet tava getiriyor.
Bak, biri sana, biri çocuklara. İstersen birini al, diğerini onlara ver. Herkesin ekonomik durumu ortada, onlar daha da zor durumda, diyor abla.
Benim çocuklarım gayet iyi idare ediyorlar. Elif hem okuyor hem evi çekip çeviriyor, yemekleri de güzel yapıyor, diyor kayınvalide.
Kayınvalide, tavalardan birini hemen gelinine hediye ediyor. O anda da nasıl kullanılacağını anlatıyor: Sadece tahta kaşıkla karıştır.
Bir hafta geçiyor. Kayınvalide gençlerin evine uğruyor. Elif mutfakta gözyaşları içinde.
Köfteler yandı, tava da çizildi. Tel fırçayla yıkamıştım. Halbuki senin hediyendi, diye ağlıyor Elif.
Dur, canım, ağlama! diyerek genç kızı sakinleştirmeye çalışıyor kayınvalide.
Melih ikisini de yerde buluyor. Önce bir şey demek istiyor, sonra elini sallayıp bırakıyor: Birbirleriyle anlaşıyorlar nasılsa diye düşünüyor.
O günden sonra tam 18 yıl geçiyor. Elif, okulda müdür yardımcısı oluyor. Bu zaman zarfında kayınvalidesi ona öz kızı gibi bağlanıyor. Fakat ablası hayatı boyunca aralarındaki bu bağı kıskanıyor.
Bir insanın nerede büyüdüğü önemli mi, eğer yüreği temiz ve niyeti iyiyse?




