Saat sabah 8 civarı, Mehmetin tüm ailesi, İstanbuldaki bir noterin ofisinde toplandı. Herkes, varlıklı bir akrabalarından önemli bir miras kalacağı umuduyla heyecan içindeydi. Noterin gecikmesiyle içerideki gerginlik arttı. Mehmetin en büyük kızı, Zeynep, vasiyette adının geçip geçmediğini merakından yerinde duramıyordu.
Haydi hala, biraz saygılı ol lütfen. Yas tutman gerekirken bu halin ne? Sonuçta babamız artık aramızda değil, dedi Mehmetin küçük oğlu Emir.
Bana hala deme. Henüz gencim, adımla hitap et, diye biraz alınmış bir şekilde cevapladı halası Seher. Senin genç kalmak için makyajdan ve estetikten medet ummanı komik buluyorum, diye çıkıştı Emir.
Sonunda noter içeri girip ofise adım attı. Çevresine kısa bir bakış attıktan sonra, komodinin üzerindeki bir dosyayı eline aldı. Hazır mısınız vasiyeti okumama? diye sordu. Herkes başlarıyla onayladı. Noter gizemli bir tebessümle Mehmetin son isteğini okumaya başladı.
Tüm mirasımı size bırakıyorum. Fakat hepinize verilmeyecek. Annemin bana ve kardeşlerime yaptığı gibi sizler için gerçek bir hazine avı yapmaya karar verdim. Yolculuğa, memleketim olan Balıkesirin o küçük köyünden başlamalısınız. Ailemiz dar gelirliydi, ama birlikte huzurla yaşardık. Ben, en büyük çocuk olarak, annemden bir sandık miras kaldı. İçinde sizin hazineniz var, ama en dikkatli olan anahtarı bulacak. Anahtar evde bir yerde; bulması hiç de kolay değil, sadece bol şans diliyorum! Birkaç dakika boyunca odada tam bir sessizlik hâkim oldu; herkes, merhumun ölümünden sonra bile bir oyun bırakmış olmasına şaşırıyordu.
Sessizliği Seher Hala bozdu. Eşim, çocuklarım ve ben şimdi köye gidiyoruz, anahtarı bulmak için gelmek isteyen var mı?
Emir ve ben ne sandık ne anahtar arayacağız. Babamızı az çok biliriz; sakladığı şey illa para değildir, mutlaka başka bir sır vardır. Biz parayı düşünmüyoruz, dedi Mehmetin küçük kızı, Elif.
Zeynep, eşiyle ve birkaç akrabasıyla birlikte köyün yolunu tuttu. Biraz sonra hayvanlara bakmak için ahıra girdiler, samanların arasında ipucu aradılar, bahçede çitlerin üzerinden atlayıp sağa sola baktılar. Köylüler ilgilenerek onları izliyordu. Bu arada Zeynepin pahalı tasarım elbisesi paramparça oldu. Nihayet anahtarı buldular. Sandığı açınca herkesin ağzı açık kaldı. Sandığın içinde bir not ve koca bir torba rengarenk akide şekeri vardı.
Bütün birikimimi hayır kurumlarına bağışladım. Sizler ise asıl hak ettiğiniz şeyi buldunuz. Köyümün insanlarına bu neşeyi yaşattığınız için teşekkür ederim, yazıyordu, rahmetli babasının imzasıyla.




