Günlüğümden bir sayfa: Üç ay sonra nişanlım Mehmetle evleneceğiz. Benim ailem, düğünleri sade yapmayı sever: nikah, yemekler, müzik, biraz dans, herkes memnun olur. Ama Mehmetin ailesinin kendine göre bir geleneği var: düğünde gelin, damadın anne ve babasına özel bir konuşma yapıp onları ailelerine kabul ettikleri için teşekkür etmeli ve küçük bir hediye sunmalı. Yalnızca gelin yapıyor bunu. Damada gerek yok.
Mehmetin annesi ilk kez bu gelenekten bahsettiğinde, dalga geçtiğini sandım. Ama ciddiydi; yıllardır böyleymiş, gelin aileye girdiği için kapının açıldığına teşekkür etmeli dedi. Açıkçası bana biraz sınav gibi geldi. Dedim ki, ikimiz birlikte bir konuşma yapsak, hem kendi ailelerimize teşekkür etsek daha güzel olmaz mı? Hafifçe gülümsedi, Bunlar modern işler. Bizim adetimiz böyledir, dedi.
Mehmet bu mevzuya ilk başta pek kafa yormadı. Ama sonraki aile yemeğinde babası, Bizde geleneklere saygı vardır, diyerek konunun üstünde durdu. Annesi ise, Her şeyi değiştiren bir gelin istemiyoruz, deyince… O ‘istiyoruz’ sözcüğü beni rahatsız etti. Sanki bir iş başvurusu yapıyorum gibi hissettim.
Eve dönünce Mehmetle konuştum. Ona, teşekkür konuşmasından kaçmadığımı, ama sadece bana dayatılan bir rolü istemediğimi söyledim. O da, Bu sadece küçük bir jest, dedi. O zaman neden karşılıklı olmuyor? diye sordum. Cevabı yoktu. Ailemle problem yaşamak istemiyorum, dedi.
Ben de başka bir çözüm sundum: birlikte ailelerimize bir konuşma yapalım, ikisine de hediye verelim. Bu bana daha anlamlı geldi. Ama ailesine bu fikri sunduğumuzda, annesi konuyu ciddiye alıp yüzünü astı. Bu, geleneğin özünü kaybettirir, dedi. Babası da, Şimdi böyle başlarsan, sonra her şeyi yönetmek isteyeceksin! diye ekledi.
O anda bir şey dank etti. Burada mesele sadece konuşma değildi. Kontrol ve alan meselesiydi. Durum büyümesin istedim, Düğünden önce özelce yapabiliriz, dedim. Ama annesi, Tüm davetlilerin önünde olmalı, saygı açıkça gösterilmeli, diyerek kabul etmedi.
İçimde bir şey kabardı. İnsanlara saygı duyarım. Ama kimsenin bana dayatıldığı, aşağılayıcı bir jest yaptırmaya hakkı yok. Mehmet, Köyümüzde böyle alışılmış, huzur için kabul et, diye ricada bulundu. Ona da dedim ki, Her seferinde huzur için hep ben taviz verirsem, bu huzur değil. Kontrol olur.
Şimdi Mehmet, benimle ailesi arasında kaldı. Annem, Kayınvalidenle kavga ederek başlaman yanlış, diyor. En yakın arkadaşım ise, Şimdi taviz verirsen, ileride daha kötülerinde de taviz verirsin, dedi. Kayınpeder ve kayınvalide şimdiden problemli ve saygısız olduğumu söylüyorlar.
Bana göre olay net. Teşekkür edebilirim, evet. Ama sadece bana dayatılan bir kurala evet diyemem. Bir gelin olduğum için, niye benim için tek geçerli kural olsun ki? Açık konuşmak gerekirse… bu geleneği onların istediği gibi sürdürmeyi reddettiğim için hata yapıp yapmadığımı bilmiyorum.
Bugün şunu anladım: Kendi sınırlarımı çizmek, bazen sevdiğin insanlarla bile çatışmaya sebep oluyor. Ama uzun vadede, insan kendine ve değerlerine sadık kalmalıyoksa gerçek huzur zaten mümkün değil.



