Emekli olduğumda bundan yıllar önce, İstanbulun Kadıköy ilçesinde büyükçe iki odalı bir apartman dairesinde tek başıma yaşıyordum. O zamanlar bizim sitedeki pek çok emekli gibi, ihtiyaç duyduğumdan çok daha geniş bir evde kalıyordum. Evlatlar büyüyüp kendi yollarına gidince, o vakitler aile boyu aynı çatı altında yaşanan kalabalık günler için gerekli olan büyük ev, zamanla bomboş bir hale gelmişti. Oda oda yayılan o sessizlik ve yalnızlık duygusu, insana içli içli dokunuyordu. Evde artık tadilat vakti gelmişti ama ne gücüm, ne de elimdeki emekli maaşıyla yapılacak tamirata yetecek kadar param vardı.
O vakitler, gelen doğal gaz, elektrik ve su faturalarını ödeyebilmek için maaşımın neredeyse yarısını harcıyordum. Oysa dairenin yarısını bile doğru düzgün kullanmıyordum. Temizlik işi de ayrı bir dert olmuştucamları silmek, odaların yerlerini almak, üç odanın dört bir yanını temizlemek artık eski gücümle baş edebileceğim bir mesele değildi.
Taşınmam gerektiğini aklımda tartıp durduğum halde, karar vermem epey vakit aldı. Yıllar boyunca bu daireye, çevresine öyle alışmıştım ki, her şeyi geride bırakma düşüncesi bana huzursuzluk veriyordu. Bütün arkadaşlarım, hayatımın neredeyse tamamı bu semtteydi; gidip bambaşka bir hayata başlamak kolay değildi. Ama sonunda anladım ki; ne maddi, ne fiziksel olarak bu büyük evi idare etmem artık mümkün değildi. Yaş da ilerlemiş, kuvvetim de azalmıştı.
Kızım Feride ve damadım Kemal taşınma işini halletmem için bana her türlü yardımı yaptılar. Kendim bunları başaramazdım. Yeni bir ev bulmama yardımcı oldular, gerekli tadilatları üstlendiler. Elbette ki yeni evim daha küçüktü, ama verdiğim karardan asla pişman olmadım.
Yalnız yaşayan bir emekli için tek odalı (1+1) küçük bir apartman dairesi, aslında en uygunuymuş. Mecburi giderlerde ciddi şekilde tasarruf ediyorum; evi adam akıllı temizlemem bir saate bile varmıyor, sonrasında ise günlük on dakika ile evi toplu tutmak yeterli. Şimdi de ihtiyacım kadar eşyam, rahatça dizdiğim birkaç mobilyam ve hep kullandığım elektrikli aletlerim için gayet yeterli bir alanım var. Eskiden kalan, yıllarca kullanılmadan biriktirilmiş eşyaları, eski tabak çanakları, köşeye kaldırılmış mobilyaları ise elden çıkardımzaten yeni evde ne yeri vardı, ne de ihtiyacım.
Eski ev sahipleri bana köşede büyükçe bir gardırop bırakmışti, küçük kilerim oldu; bazı eşyalar balkonda duruyor artık. Oturma odasında ise sadece gerekenler: rahat bir çekyat, vitrin, sehpa. Fazlası gereksizmiş.
Pek çok kişinin tek odalı evlerin yaşamaya elverişli olmadığını düşündüğünü biliyorum. Tabii, misafirler yatıya gelse koyacak yer yok. Ama benim öyle misafirim olmuyor zaten, bir de başka biriyle aynı odada geceyi geçirmek istemem. Yıllar içinde kendi düzenimi, alışkanlıklarımı oturttum; evimde birinin kalması beni huzursuz ederdi. Evimde yatıya kalmak isteyen olmadı zaten ve ikinci bir yatak kurmak da istemembenim için yeteri kadar alanım var.
Kızım Feride ve ailesi yakında oturuyor, bana uğradıklarında birkaç saat sohbet edip akşam olmadan evlerine dönüyorlar. Komşularım ve eski arkadaşlarımsa gelip çayımı içip yine kendi evlerine gidiyorlar. Kimileri bazen kalmak istese bile ben istemiyorum, çünkü aynı odada bir yabancıyla olmaktan rahat etmiyorum.
Kimi insan, yaşlılığında ille de eski evinden ayrılmak istemez; kimi ise daha küçük ve mütevazı bir eve razı gelir. Benim içinse yaşlılıkta büyük bir ev gereksizmiş; sağlığım yerinde, param yeterse tek başıma bir odalı evde mutlu yaşarım.
Bence yaşlandığında kalacağın yeri seçerken yalnızca evin büyüklüğüne değil, diğer koşullara da bakmak lazım: Yakınında eczane, market, hastane olması; çocuklarının oturduğu yere uzak olmaması ki kolayca ziyaret edebilsin; ayrıca park ya da pazar yeri de yürüme mesafesinde olmalı. İşte böyle, yıllar sonra dönüp bakınca, verdiğim bu kararın huzurunu şimdi daha iyi anlıyorum.




