Oğlumun eşi kendi arkasını bile toparlayamıyor! Sonunda evimden taşındılar.

Sadece 22 yaşındayken eşimle yollarımız ayrıldı ve kucağımda küçük oğlum Emreyle tek başıma kaldım. Oğlum henüz iki yaşındaydı o zaman. Eşim, sürekli dertlerle uğraşmaktan, para kazanıp ailesine harcamaktan yorulmuştu ve arkasına bile bakmadan gitti.

Zaten, ailesine para harcamaktansa kendisine ve sevgilisine harcamak daha cazip geliyordu ona. Ne kadar kötü bir eş olursa olsun, benim için iş ayrınca biraz daha kolaylaştı. Eşi gidince her şey benim omuzlarıma yıkıldı. Emreyi anaokuluna verdim, kendim de işe başladım. Zaman zaman o kadar yoruluyordum ki, ayaklarımı hiç hissedemiyordum, ama evim hep tertipliydi, yemekler pişmiş olurdu, oğlum beslendi, temizdi.

Annem bana hep böyle öğütler vermişti ve bizim kuşak daha dayanıklıydı. Kabullenmeliyim ki oğlumu biraz fazla şımarttım. Emre şu anda 27 yaşında ama hala patates kızartmasını bile yapamıyor. Geçenlerde evlendiğini öğrendim, dedim ki Nihayet Emrenin bir eşi oldu, o da biraz ilgilenir bu tembelle, ben de kendi hobilerime vakit ayırırım, belki bir başka işe giderim, huzurla yaşarım. Fakat Emre bana Anne, birkaç ay evinde kalacağız dediğinde pek sevinmedim ama izin verdim, ne yapayım. Nasıl olsa eşi ona yemek yapacak, çamaşırlarını yıkayacak, ben de bir süre sabrederim dedim. Ama işler öyle olmadı.

Emrenin eşi Elif tam anlamıyla ilginç bir karakterdi. Sofradan kalkınca ardını toplamaz, bulaşık yıkamaz, ne kendisinin ne de Emrenin çamaşırlarını yıkamaz, hâtta odasını süpürmek bile aklına gelmezdi; hiçbir şey yapmazdı. Üç ay boyunca üç kişiye ben baktım. Bunu neden yapıyorum ki? Peki, gelinim ne yaptı? Emre ailesinin geçimini sağlamaya karar verdiği için Elif hiçbir yerde çalışmıyordu. Sabahın köründen akşama kadar, kıyıdan kenardan Emre işten dönene kadar ya arkadaşlarıyla çıkıyor ya telefonda zaman geçiriyordu. Ben ise çalışıyordum. Akşam eve döndüğümde ev harabe gibiydi, her yer dağınık, buzdolabı bomboş, hiç yemek yoktu. Markete gidip alışveriş yapmak, yemek pişirmek ve üzerine bulaşıkları yıkamak bana kalıyordu. Elifte zerre kadar vicdan yoktu. Hatta bir gün ben bulaşık yıkarken geldi, odasında günlerce tutmuş olduğu tabağı bana getirip bıraktı. Unutmuş, tabakta artık sinekler uçuşuyordu. Sonraki sefer gelinim tabak getirince ona dedim ki: Biraz vicdanın olsa, bari bir kere bulaşığı yıkardın.

Ne oldu dersiniz? Özür diledi, bir şey mi yaptı? Hayır, ertesi gün Emre ile beraber büyük bir kavga çıkarıp evi terk ettiler ve bir daire kiraladılar. Oğlum bana Sen bizim ailemizi yıkmak istedin dedi. Neyle? Gelinime yalnızca bulaşık yıkamasını söyledim diye mi? Neyse ki, artık huzurla ve temiz bir ortamda yaşayacağım ve kimsenin ardını toplamak zorunda kalmayacağım. Şimdiki gençler, açıkçası, çok tembel ve işe yaramazlar.

Rate article
Lifequest
Oğlumun eşi kendi arkasını bile toparlayamıyor! Sonunda evimden taşındılar.