Hayatım, İstanbulda bir apartmanın sokağına bakan küçük bir kitabevinin içinde geçiyor. Sokak, liseye birkaç adım uzaklıkta. Son günlerde, yazın ağır sessizliğinden sonra kalabalık yeniden dönüyor: büyük sırt çantalı çocuklar, düğmeleri açık gömlekler, kahkahalar, telaşlı anneler, bisikletlerle öğrencileri köşede bırakan babalar Pek çok insan için bu sıradan bir manzara. Benim için ise göğsümde yankılanan bir tokat. Üç yıl önce, oğlum lisede onuncu sınıfı bitiriyordu, vefat etti. O günden beri, okulların açıldığı bu mevsim, bana en zorlu dönem artık.
Oğlum 16 yaşındaydı. O gece arkadaşlarıyla yemek yemeye gitmiş, sonra parkta biraz daha oturmuşlardı. Saat gece 10du, eve dönmek için sokaktan geçiyordu. Evde onu bekliyordum, her zamanki gibi. Bir sürücü, sarhoş ve umursamaz, kırmızı ışıkta geçti. Yavaşlamadı, durmadı. Oğlumun göz açıp kapayana dek bile vakti olmadı. Hastaneden aradıklarında, içimden her şeyin çekildiğini hissettim. Donuk bir şekilde dikildim, söylenenleri anlamıyormuş gibi.
Anne babamı kaybetmiştim. O acı, ağır ve kasvetliydi. Ama bir çocuğu toprağa vermek hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Bu, dünyanın düzenine ters bir şey. Öfke, acizlik, suçluluk hepsi üstüme çökmüştü. Neden onu dışarı gönderdim, neden erken gelmesini istemedim, neden Allah izin verdi, diye kendime sordum. Aylarca Allahla tartıştım, dua ettim, ağladım; adil değil, uyarı vermeden aldı, diye yakındım.
Uzun yıllardır kitabevi işletiyorum. Geçim kaynağım bu: defterler, renkli kalemler, tükenmezler satıyorum; fotokopi, çıktı, telefon yüklemeleri yapıyorum; ayrıca bankacılık işlemleri de aracılık ediyor, böylece gün boyu insanlar girip çıkıyor. Daha önce öğrencilere gülerek hizmet verirdim. Şimdi her okul forması, oğlumun formasını hatırlatıyor. Her çocuk, defter alırken oğluma aldıklarımı sarıyor ruhuma. Bazen fotokopi çekerken birden gözlerim doluyor.
O gittikten sonraki ilk yıl dükkânı neredeyse kapatıyordum. Perdeyi kaldıracak gücüm yoktu. Zorla kalkıyordum, çünkü yemek yemeli, kira ve faturaları ödemeliydim. Çoğu zaman insanlara sahte bir gülümsemeyle, yaralı bir kalple hizmet ettim. Kahkaha atan çocuklar içeri girince gözyaşlarımı tutmak için çabaladım.
Zamanla Allaha olan öfkem azaldı. Acı dinmedi, ama öfkenin beni mahvettiğini fark ettim. Dualarım değişti. Yakınmak yerine güç, huzur diledim. Yardım istedim; bu boşluğun içinde yaşamayı öğrenmek için destek sordum. Hiçbir şey dolduramıyor bu boşluğu.
Şimdi, okullar açılırken, kalbim yine sıkışıyor. Artık eskisi gibi ağlamıyorum, ama acı hâlâ orada sessiz, yerleşmiş, sabit. Onunla yaşamak mümkün, ama gidip gitmediğini asla hissedemiyor insan. Acının etrafından nefes almayı öğreniyoruz, onu silip atmayı değil.
Her sabah kitabevimi açıyorum. Öğrencilere hizmet veriyorum. Kapımdan geçen sırt çantalarını izliyorum. Dışarıdan güçlü görünüyorum belki, ama içimde hâlâ o anneyim Gece saat 10da oğlunun anahtar sesini bekleyen ve o sesin artık asla gelmeyeceğini bilen bir anneBir gün, okulların açıldığı sabahın erken saatinde, pencereden süzülen gün ışığı kitabevinin raflarını aydınlatırken bir çocuk kapıdan içeri girdi. Saçları oğlumunkine benziyordu, gözlerinde aynı merak vardı. Elinde bir kitap tutuyordu, okuldaki yeni yılı için not defteri almak istiyordu. Konuşurken sesinde bir umut, bir heyecan vardı; dikkatlice dinledim. Defterini uzatırken bir an durakladı, Burada kitaplar çok güzel kokuyor, insanın kalbini rahatlatıyor, dedi.
O an, içimde bir şey değişti. Oğlum yoktu, ama yaşadığı hayaller, sevinçler başkalarının kalbinde çoğalıyordu. Onun gülümsemesi, adımları başka çocukların yürüyüşünde devam ediyordu; sevgisi yalnızca bir anı değil, hayatın kendisiydi. Umudun ve acının yan yana durduğu bu kitabevinde, her sabah kapımı açtığımda oğlumun hayalini yaşatabiliyorum.
Ve sokağa bakan camdan dışarı bakarken, kalbim bir kere daha hafifledi. Belki bu acı hiç geçmeyecek, ama yeni hayatlar, yeni kahkahalar, yeniden başlayan sabahlar bana iyi geliyor. Artık, gelen her çocuğun gülüşünde bir parça oğlum var; okullar açılırken, hayat yeniden başlıyor.




