Gelinin kapıya bir tabela asmış: “Lütfen önceden haber vermeden gelmeyin.” Oysa ben apartmanın üç dakika uzağında oturuyorum.
Başta görünce şaka sandım.
Oğlumun dairesinin kapısında, elimde sıcak çorbayla öylece dikildim. Oğlum grip olmuştu, telefonda sesi berbattı dün.
Anne olmak böyle bir şey. Unutulmuyor.
Ama kapıda bembeyaz bir tabela asılıydı.
“Lütfen önceden haber vermeden gelmeyin.”
Bir süre öylece baka kaldım.
Sanki “Buraya hoş geldin değilsin,” demişler gibi.
Zili çaldım.
Birazdan kapı hafifçe açıldı. Karşımda gelinim Esra.
Bakışı önce tabelaya, sonra bana kaydı.
Aa görmedin mi yoksa?
Sesi şirin ama buz gibiydi.
Gördüm, dedim sessizce.
Çorbayı uzattım.
Akif için çorba getirdim.
Hemen almadı.
Bir dahaki sefere önceden haber ver lütfen.
“Bir dahaki sefere.”
Bir an sanki bir kurye gibiyim.
Arkadan öksürük sesi geldi. Oğlum.
Anne?
Beni görünce gözleri ışıl ışıldı.
Gel içeri!
Ama Esra zaten kapının önünde durmuştu.
Akif’in dinlenmesi gerekiyor.
Oğlum kaşlarını çattı.
Esra, annem o benim.
Esra iç çekti.
Sadece biraz mesafe istiyorum.
O kelime öyle bir resmi geldi ki, kendimi kendi evimde misafir gibi hissettim.
Akif küçükken, benim de sınırlarım vardı.
Ama kendi annem kapıdan dönmemişti hiç.
Çorbayı koridorun dolabına bıraktım.
Sadece bunu getirdim, dedim.
Oğlum rahatsız oldu, belli.
Esra suskun kaldı.
Kalbim sıkıştı.
Gidiyorum ben.
Asansöre doğru yürüdüm.
Ağlamadım. Sadece, “artık kendi evimde değilim galiba,” diyen o boşluğu hissettim için için.
İki gün geçti.
Ne aradım, ne yazdım.
Üçüncü gün telefonum çaldı.
Arayan Akif.
Anne gelir misin?
Sesi yorgundu.
Ne oldu?
Sadece gel.
Gittiğimde tabela yoktu artık.
Kapı hafif aralıktı.
İçeri girdim.
Oğlum kanepede, yanında Esra.
Esra’nın gözleri kıpkırmızı.
Anne dedi Akif. Sana bir şey söylemem lazım.
Bakışlarım onlarda.
Neymiş?
Akif derin bir nefes aldı.
Esra, çok sık geldiğini düşünüyor.
Esra sessizce ekledi:
Ben ailede bu kadar yakınlığa alışık değilim.
Ona baktım.
Gerçekten utangaç görünüyordu.
Ama Akif hastalanınca dedi.
Evet, dedim.
Yutkundu.
O zaman anladım. Başka kim sıcak çorbayı kendiliğinden getirir ki?
Odada bir sessizlik oldu.
Oğlum hafifçe gülümsedi.
Anne bazı şeylerin değeri, neredeyse kaybedince anlaşılıyor.
Esra ayağa kalktı.
Ve sessizce dedi:
Özür dilerim.
Bazen az kelime yeter.
Ama tam yerine oturur.
Kapıya baktım.
Artık tabela yoktu.
Sadece ev vardı.
Böyle durumda affetmek gerekir mi acaba?
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



