Yazın tuhaf bir serinliğiyle birlikte, karımın en sevilen küçük kız kardeşi bizi ziyarete geldi. Ona hep aile gözdesi derdim çünkü ailede herkes, annesi, babası, kuzenleri saatlerce ondan bahsederdi sınıf birincilikleri, üniversite başarıları, mesleğinde hızlıca iş bulması Herkesin ideal evladı sanki oymuş gibi.
Oysa benim eşim, yani ailenin büyük kızı, üniversiteyi bitirmeden evlenmişti. Ama kimse umursamazdı, zira ben maddi durumu iyi olan biri olarak, kendi işimi kurmuş, İstanbulda güzel bir daire ve arabaya sahip, gelirime güvenirdim. Buna rağmen, ailenin parlayan yıldızı hâlâ en küçük kızdı.
Bir sabah, İstanbulun rüya gibi bulanık sabahlarında, kayınbiraderimin kızı seğirterek yanıma gelip benden yüklüce bir miktar borç istedi. Kendi evini almak için kredi çekecekmiş ama peşinata parası yokmuş. Benim açımdan küçük bir meblağ olduğundan, hiç düşünmeden kabul ettim. Bana çalıştığı devlet dairesinde maaşını düzenli alınca, borcu muntazam ödeyeceğini söyledi.
Parayı aldı, neredeyse yemin ederek her ay ödeyecekti. Fakat aradan bir hafta bile geçmedi ki, birden sahil kasabası Bodrumda güneşlendiğine dair fotoğraflar aile grubunda dolanmaya başladı. Şaşırmıştım doğrusu; evi için parası olmayan biri nasıl oldu da Egeye tatil yapmaya gidebilmişti?
Akrabalarına ben zaten bütün yıl bu seyahat için kenara para attım deyip duruyordu. Lakin işler garipti; hâlâ banka kredisi başvurusu yapmamıştı. Ben de doğrudan sordum: Kredi işi ne oldu? diye. Kararsız kalan bir ifadeyle, evi almaktan vazgeçtiğini söyledi.
O zaman, verdiğim borcu lütfen geri öder misin dedim. Hiç utanmadan, Bende para kalmadı ki, hepsini tatilde harcadım diye cevap verdi. İşte o an, işin başından beri apartman almak niyeti taşımadığını fark ettim.
Nazikçe tekrar borcunu ödemesi gerektiğini, bu parayı ev alma hayali için verdiğimi söyledim, deniz kenarı tatili için değil. Ancak cevabı, gecenin uykusuzluğunda yankılandı: Çok para kazanacağım zaten, bekle biraz. Şimdi param yok!
Her şey, bir rüyanın puslu sisi gibi iyice tuhaflaştı. Sonra hemen annesine gidip, bana erken ödeme baskısı yaptı, böyle akrabalık mı olurmuş diye anlatmış. Sonuç: En büyük melek yine o küçük kız oldu, biz ise gözümüzde zengin ama vicdansız canavarlar gibi kaldık.




