İnan, insan ailesinin gerçekten ne düşündüğünü, ta ki bir gün onları telefonda konuşurken tesadüfen duyana kadar anlamıyor aslında. Bu gerçeğin insanın hayatına girişi öyle gürültülü, öyle hoyratça oluyor ki, sanki birisi aniden kapıyı kırıp içeri dalıyor ve hiçbir fiziksel eşyayı değil, sende kalan son umut kırıntılarını çalıyorgeriye, dününe mutluluk dediğin kuru bir külden başka bir şey bırakmadan.
Handan, marketten dönerken kolları alışveriş poşetleriyle doluydu, arasından bir somun ekmeğin ucu çıkıyordu. Akşam serinliği havaya iyice sinmişti; evinin sıcaklığı yakında bünyesini saracak diye içini hafif bir huzur kapladı. Tanıdık, yıpranmış ceviz kapısının önünde kısa bir an durdu, içeri kulak kabarttı. Kapının ardından, minik çan gibi çınlayan, kızı Derya’nın kahkahası duyuluyordu; Derya muhtemelen küçük kardeşi Cana bir şeyler anlatıyordu hevesle. Şaşkınlıkla kalbi bir an kıpırdadı. Demek ki, eşi Kemal çocukları kreşten almıştıalışılmadık, hatta neredeyse hiç görmediği bir şeydi bu. Normalde bu iş onun göreviydi, zamana sığdırdığı işler arasında.
Anahtarı deliğe sokarken, sanki başka bir gerçekliğin kapısını açıyormuş gibi hissetti. Kapıyı açınca durdu kaldı. Kemal mutfakta, ona sırtı dönük, gömleğinin altında kaslı omuzları gergin durmuştu. Tavada yumurtalar cızırdıyordu; masanın üstünde, mavi kareli tertemiz örtünün üzerinde mis gibi kesilmiş domates dilimleri, üzerlerine taze fesleğen serpili vaziyette diziliydi.
Selam, dedi Handan, ince montunu çıkarırken, havada bir şeyler asılıydı söylenmemiş.
Toplantı iptal oldu, dedi Kemal donuk bir sesle, arkasını dönmeden. Çocukları almaya gittim. Sürpriz oldu demeyin.
Odanın içinden, bir kasırga gibi fırlayan Derya annesinin bacaklarına sarıldı.
Anne! Babam bize yeni bir çizgi film açtı! Ejderhalı! Dedi ki bu akşam kraliyet usulü yumurta yapacakmış!
Handan, kızının ipek gibi saçlarını okşadı. Son zamanlarda Kemal çocuklara daha fazla vakit ayırmaya başlamıştı, bu da ona umut veriyordu: Belki de gölgeler dağılır. Altı yıldır beraberlerdi. Bu duvarlar, elma tartı kokuları ve çocuk sabunu, Handana babaannesinden miras kalmıştı. Babaannesi Müzeyyen Hanımın ruhu hâlâ döşemelerde, tavanın beyazında yaşayan bir sığınaktı; üç yıl önce vefat eden babaannesinin ardından Handan o eve taşınırken Kemalin de yerleşmesini istemişti. O zaman yeni bir başlangıç gibi gelmişti her şey.
Başlarda Kemal bambaşkaydı; düşünceli, ev işlerinde yardımcı, perde seçmekten tatil planlamasına kadar en küçük şeyde bile danışan biriydi. Tam bir ekip olmuşlardı. Ama son bir yıldır, sanki görünmez bir saatçi ailelerinin mekanizmasına paslı bir çark yerleştirmişti; aksaklık yaşanıyordu. Kemal annesine artık daha sık gidip geliyor, her defasında eve başka, soğuk ve sinirli biri olarak dönüyordu.
Kemalin annesi Gülsüm Hanım, yakındaki eski bir apartman dairesinde yaşıyordu, yanında kızı Semayla. Sema, şık bir güzellik salonunda çalışıyor, yüzünden buz gibi bir ciddi ifade hiç eksik olmuyordu. Handan defalarca onunla gerçek bir ilişki kurmaya çalışmıştı ama Sema hep soğuk bir mesafeyle karşılık vermişti.
Gülsüm Hanım ise en başta Handana açıkça oğlu için yeterli olmadığını göstermişti. Adam dediğin evin reisi olur kızım, köşe minderi olmaz. Kadın dediğin biraz susmasını bilmeli, derdi, ağır broşunu düzelterek. Torunlar doğduktan sonra bu nasihatler iyice artmıştı.
Handancığım, çok serbestsin, fazla özgür olmuşsun, derdi neredeyse her aile buluşmasında, lafları havada asılı kalırdı, zehirli buhar gibi. Kemal evin patronu olmalı. Senin ise her şeye fikrin var.
Birlikte karar veriyoruz, Gülsüm Hanım, diye atılırdı Handan, masanın altında peçeteyi sıkıca kavrayarak.
Birlikte karar veriyorsunuz da, son söz yine kocanda mı? Yoksa sen mi her şeyi yönetiyorsun, Sema aradan laf atardı, sesi kağıt kesiği gibi ince ve acıtıcı. Başarılı adam, ama senin evinde kendi eşyası gibi yaşıyor.
Handan bu lafları sineye çekiyordu. Baskı uygulamak mı? Beraber yuva kurdular, her şeyi birlikte seçtiler! Ortaklık bu işte.
Ama bu laf laf, zehir Kemalin damarına işliyordu. Minicik şeylerde bile parlayacak kadar gergin oluyordu artık. Yeni bir koltuk alsak mı deyince, Daha idare eder eski koltuk, deyip kestirip atıyordu. Deryayı jimnastiğe yazdırmak istese hemen karşı çıkıyordu, Para yok zaten, haberin var mı senin?
Neden sürekli tüm önerilerime karşısın? diye bir gece sordu Handan, çocuklar uyuduktan sonra.
Karşı değilim, dedi Kemal soğuk bir tavırla, telefona bakarken. Artık bana sormuyorsun ki, hep kendi bildiğini yapıyorsun.
Hep danışıyorum! Ama sen sustukça ben mecbur kalıyorum karar vermeye!
İşte! Tam olarak bu! dedi aniden, gözünde bir anlık nefret çakımıyla ona bakarak. Mecbur kalıyorsun! Peki ben ne oluyorum? Bu evde hiçbir şeyde sözüm yok! Eşyadan farksızım!
Bunlar Kemalin sözleri değildi. Gülsüm Hanımın dili, onun üslubu, onun zehriydi.
Bir hafta sonra yine annesindeydi Kemal, gece yarısından sonra geldi eve. Kapıyı öyle bir çarptı ki salonda bardaklar titredi. Handan korkudan yüreği ağzında, peşinden mutfağa gitti.
Ne oldu Kemal? Gel konuşalım.
Bir şey yok! dedi hiddetle. Kendi evimde alanım yok, yokum! Yok hükmündeyim!
Handan, kollarını sıkıca göğsünde kavuşturdu, kaosa karşı bir kalkan ararken.
Kim aklına bunları sokuyor?
Kimse! diye bağırdı, öfkeyle. Her şey ortada! Ev senin, para senin! Ben neyle övüneceğim? Misafirliğe gittiğimizde kendi evim diyemiyorum!
Çünkü burası babaannemden kalan bir miras! Bunu daha taşınırken konuştuk! dedi Handan sesi titreyerek.
Hiçbir şey konuşmadık! Sen kararı vermiştin bile!
Handan derin bir nefes aldı, kendini tutmaya çalıştı. Zaten bu, onun Kemali değildi. Annesinin elinde oyuncak olmuş bir yabancıydı artık.
Kemal, şimdi konuşmak istemiyorum. Yarın konuşalım, biraz sakinleş.
Ben zaten gayet sakinim! diye bağırdı, ve koluyla masanın kenarındaki porselen kupayı itti. Kupa yere düşüp paramparça oldutıpkı birlikteliklerindeki eski mutluluk gibi.
Handan geri çekildi, içine çekildi. Kemal bir an ne yaptığını fark ediyormuş gibi baktı, sonra öfkesiyle tekrar odayı terk etti, kapıyı çarparak.
Evdeki hava daha da ağırlaşmaya başladı; Kemal annesinden ne zaman gelse, sanki eve kasvetli bir bulut giriyordu. Bazı akşamlarda Handan çocuklara masal okurken, telefonu çaldıekranda Gülsüm Hanım yazıyordu.
Handancığım, canım, torunları özledim, haliniz nasıl? dedi Gülsüm Hanım baldan tatlı, ama içten buz gibi bir tonla.
İyiyiz, çok teşekkürler, dedi Handan kısa ve soğuk bir ifadeyle.
Kemal evde mi?
Henüz gelmedi.
Aaa, anladım Şey, ben şunu düşündüm Bu evi Kemalin üstüne bari sembolik olarak yapsan? Erkek kendini ev sahibi gibi hissetsin, erkekliğini kaybetmesin. Bir gün senin de kızın olur, anlarsın değerini.
Handan donup kaldı. Hava buz kesti.
Gülsüm Hanım, bu ev babaanne yadigarı. Birlikte yaşıyoruz, çocuklarımız burada büyüyor. Ne gerek var böyle bir şeye?
Canım, sen akıllı kızsın, anlarsın Erkek destek olmadan ev, yuvadır mı? Kendi çatısı yoksa erkek neye güvensin?
Handan telefonu titreyen elleriyle kapattı. Her şey ayan beyan ortadaydı: Gülsüm Hanım, sabırla, adım adım Kemalin aklını karısı tiran, mülkçü diye yıkamıştı.
Bir süre sonra Kemal geldi; Handan onunla konuşmak, olanları anlatmak istedi ama Kemal elinin tersiyle konuyu geçiştirdi.
Annem haklı, diye homurdandı. Saygı duymuyorsun bana.
Sana nasıl saygı duymam? Hep birlikte karar aldık, aile olduk!
Hayır, her şeyi sen kurdun. Ben senin misafirin gibiyim.
Bu saçmalık! dediyse de, Kemal hiç dinlemedi, tartışma iyice büyüdü.
Anneme laf söyleme sakın! Öfkesi giderek katlanmıştı, sesi evi çınlattı.
Handan bir adım geriledi. Böyle bir öfkeyle, bu kadar kör bir öfkeyle hiç karşılaşmamıştı. Kemalin gözleri alev alevdi, yumrukları bembeyaz sıkılıydı.
Kemal, lütfen sakin ol, çocukları uyandıracaksın.
Umrumda değil çocuklar! O kelimeler, Handanın içini bıçak gibi kesti. Sen beni hiç ettin, gölgeme çevirdin!
Bir anda, Kemalin kolu korkunç bir kuvvetle omzuna inip onu kapı pervazına hızla çarptı. Handan sırtındaki kemiğin sarsılmasıyla yere düştü.
Sessizlikte Kemalin hırıltısını duydu, sonra da arkasında kapının çarptığını. Yerde bir süre oturdu, duvara sırtını dayamış, nefis bir acıdan çok daha büyüğündeiçinde dipsiz bir boşluk açılmıştı sanki. Altı yıl boyunca, ilk kez. O eli kaldırdı ya Bir zamanlar başını okşayan, bebek Deryayı kucaklayan o el.
Ağır ağır kalktı, çocuklara uğradı. Derya ile Can huzurla uyuyordu. Onların masum, derin uyku nefesi ona tuhaf bir güç verdi. Yavaşça Deryanın saçlarını sıvazlayıp, usulca ağlamaya başladı.
Sabah Kemal hiçbir açıklama yapmadan evden çıktı. Handan artık kararını vermişti. O gün boyunca neredeyse bir robot gibi; eşyaları topladı, düşüncelerini tarttı. Akşam Kemal kapıdan girerken, iki çocuk valiziyle karşılandı.
Ne bunlar? dedi Kemal.
Biz gidiyoruz, dedi Handan sessizce. Anne-babama.
Nasıl yani gidiyoruz?
Dün bana el kaldırdın, Kemal. Çizgiyi aştın. O atmosferde çocuklarımı büyütemem.
Kemal yüzü bembeyaz, şaşkındı.
Handan özür dilerim, öyle olsun istemedim Kendimi kaybettim
Hayır, dedi Handan kesinlikle. Artık bahaneye yer yok. Seçimini yaptın. Annenin tarafını tuttun. O avutsun seni.
Beni bırakamazsın böyle!
Hayatta böyle şeyler de var. Burası benim evim, ama artık seninle burada kalmak istemiyorum. Eşyalarını alacak vaktin var, yeni bir yer bul.
Kemal şok içinde, donakaldı. Handan çocukları çağırdı. Derya ile Can arkadan paltolarla çıktılar.
Anne, gerçekten anneanneme mi gidiyoruz? dedi Derya.
Evet, canım, dedi Handan, boğazı düğümlenerek.
Evi arkalarında bırakıp çıkarken hiç dönüp bakmadı. Taksiyle ayrıldılar, göz ucuyla apartman penceresine baktığında, Kemalin silueti görülüyordu. Telefonu titreştiGülsüm Hanım. Önce açmadı. Sonra bir merakla açtı, hoparlöre aldı.
Handancığım! Kemal anlatmış, çok akıllıca karar vermişsin! Dedi sevincinden neredeyse kahkaha atacaktı.
Arka planda Sema’nın sesi duyuldu:
Demek ev boş? Anne, ben geçsem mi acaba? Tek başıma sıkıldım burada…
Gülsüm Hanım kıkırdadı:
Hele bakalım, kızım. Handancığım, çocuklar da babalarında kalmalı, bir düşün. Bencil olma, onların geleceğini yakma.
Handan bir daha cevap vermedi, telefonu sessize aldı. Artık taşlar yerine oturmuştuonlar zaferlerini kutluyordu. Ama bu zafer erken, yanıltıcı bir gururdu ve Handana son büyük gücünü verdi.
Ertesi sabah çocukları kreşe bırakıp hiç şaşırmadan karakola gitti. Anne babası Aman aile adımız, düşün biraz daha deyip çekimserdi ama Handan kararlıydı. Şiddetin mazareti olmazdı. Hiçbir zaman.
Nöbetçi polis memuru dikkatle dinledi, sonra onu kadın polis memuruna yönlendirdi. Hanımefendi, adı Şebnem Hanımdı, masasına oturttu:
Tüm başından anlat, acele etme, dedi.
Handan anlattı. Psikolojik baskıdan, kaynanadan, Semadan, o geceyi, itilmeyi, sırtındaki morlukları detaylıca. Şebnem Hanım not aldı:
Bir sağlık raporu almalısın, dedi. Burada yönlendirme kağıdı, hastanede morluğu kayıtlara geçirsinler. Sonra tekrar bize gel.
Hastanedeki doktor, yaşlı bir hanım, sessizce muayene etti ve raporu verdi. Öğleye kadar resmi şikayet ve raporu da polise teslim etti.
Eşin ifadeye çağrılacak, dedi Şebnem Hanım. Şikâyetini geri almaya çalışacaklar, yılma.
Söz, dedi Handan, kendi kendine yemin eder gibi.
Üç gün sonra Kemalin tepkisi hışımla geldi:
Aklını mı kaçırdın? Karakola mı şikayet ettin!
Evet, dedi Handan kısa ve buz gibi.
Kariyerim bitti, insanlar ne der, hiç mi düşünmedin?
Kemal, düşünecek ne vardı? Ananı dinleyip bana şiddet uygularsan bunun sonucu olur.
Özür diliyorum, bir daha olmayacak
Artık çok geç, dedi. Ben çocuklarım ve kendim için doğru olanı yaptım.
Kemal telefonu kapattı. Hemen ardından Gülsüm Hanım aradı. Bu defa sesi acı ve öfkeliydi.
Handan! Ne hakla oğlumu karakola verirsin!
Savunuyorum kendimi, dedi Handan soğukça.
Bahane uyduruyorsun, oğlum her şeyi anlattı, sen kendin düşmüşsün!
Raporum ortada, dedi Handan ve kapattı.
Ertesi gün Gülsüm Hanımla Sema bütün apartmanı dolaştı, Handanı çekiştirdiler, zavallı Kemali mağdur gösterdiler. Ama apartman sakinleri usul usul başlarıyla onları uğurladı, kimse inanmadı.
Mahkeme uzaklaştırma verdi. Kemal çocuklarını sadece Handanın anne babası yanında görebildi. Kemal perişandı, Gülsüm Hanım ise oğlunun yanına,
Beni dinleseydin, başına bunlar gelmezdi! diye çıkışıyordu.
Handan eve dönüp yeni bir çilingir çağırdı. Parlayan, yeni bir kilitin sesi, hayatında yepyeni bir dönemin başladığının işaretiydi. Eski anahtarları macerasızca çöpe attı.
Bir hafta sonra akşam kapıdaydı Gülsüm Hanım ve Sema, kapıyı tıklatıyorlardı.
Aç kapıyı Handan! Konuşalım!
Handan hiç konuşmadan polisi aradı. 10 dakika sonra polis geldi.
Lütfen buradan ayrılın. Mahkeme kararı bu.
Gitmek zorunda kaldılar; yenilmiş ordular gibi geri çekildiler. Artık arkasında kanun vardı.
Mallar bölüşülürken, Kemal avukatı aracılığıyla dairede hak iddia etmeye kalksa da, tüm resmi makbuzlar Handanın ailesinin yaptığı harcamaları gösterdi. Araba da evlilikten önce alınmıştı, paylaşacak bir şey kalmamıştı.
Bir iki ay geçti, Kemal tekrar aradı.
Handan, bir görüşsek, insan gibi konuşsak?
Hayır, dedi, Artık avukatımla konuşursun.
Ne olur Çok pişmanım
Artık çok geç Kemal, dedi Handan pencerenin dışındaki sarı yapraklara bakarak. Sen seçimini yaptın. Sana söyleyecek sözüm yok.
Ama çocuklar
Onları sadece ailemin yanında görebilirsin, mahkeme böyle karar verdi.
Kemal daha da aramadı. Gülsüm Hanım, tanıdıklardan barışma isteğini ilettiyse de, Handan asla yumuşamadı.
Altı ay sonra boşanma tamamlandı. Mahkemeye Kemal bile gelmemişti. Otomatik olarak nafaka bağlandı. Handan adliye kapısında ciğerlerine buz gibi havayı dolu dolu çekti. Boştu içi, ama bu fırtına sonrası bir boşluktu; yeniden başlanacak, başka bir huzurun boşluğuydu.
Derya ile Can yeni düzene alıştı. Kemal düzenli nafaka ödüyor, ara sıra da ebeveyn kontrolüyle çocukları görüyorduama o eski bağ yoktu, hiç olmayacaktı.
Gülsüm Hanım ve Sema tamamen kayboldular. Evi ele geçirme planları patır kütür çökmüştü. Sema başka bir şehirde nişanlandı, gitti; Kemal ise hayatın tüm yüküyle yalnız başa kaldı, zar zor geçinmeye çalıştı.
Kış akşamlarında Handan mutfakta kakaosunu yudumlarken dışarıda kar lapa lapa yağıyordubeyaz örtü, tüm pisliği ve geçmişin izlerini kaplıyordu. O an gelen bir mesajda arkadaşı, Eski kocanı markette gördüm, hem çökmüş hem yaşlanmış, Sema da yeni evliymiş galiba, diye yazınca, Handan hafifçe gülümsedi.
Eh, Sema başka yerde yenilenir, annesinin oyunlarından uzakta mutlu olur belki. Kemal ise yaptığı seçimlerin bedelini yalnız ödeyecekti.
Çay bardağını yıkayıp çocuklara baktı; Derya ve Can sarmaş dolaş uyuyordu. Üzerlerini örttü, birer öpücük kondurdu, usulca çıktığı odada, hayatın gerçek huzurunu hissettiği o sessizlikte, bir kez daha kendi kararına şükretti.
Hayatına dair gerçek özgürlüğün, kendi evinde ve çocuklarının huzurunda, iç sesiyle baş başa kalınca gelen bir duygu olduğunu o an anladı. Yarın yeni bir gündü. Kavga olmadan, suçlama olmadan, korkusuz bir hayat. Ve asıl özgürlük buydu.



