Akrabalarımız bizi ziyarete gelmek istiyor çünkü deniz kenarında yaşıyoruz

Benim arkadaşlarım, Ömer ve Şule, İzmirin güzel sahilinde yaşıyorlar. Geçen yaz, çift bir sünnet düğününe davetliydi, Ömer ise sünnet çocuğuna kirve olacaktı. Tören camide oldu tabii; ardından meşhur Türk adetlerinden olan eğlenceli bir yemek ve bol sohbetli bir parti düzenlendi. Orada, kirvenin anneannesini ve dedesini de gördüler. Akşam boyunca, bu iki sevimli yaşlı, torunlarının böyle iyi bir kirvesi olduğu için bir türlü sevincini gizleyemedi. Ömeri bir film kahramanı gibi övdüler durmadan.

Ama en çok ilgilerini çeken şey, Şule ile eşinin deniz kenarında yaşamasaydı! Vay be, ne harika bir kirve! dedi anneanne, gururdan burnu havada. Hem bir de deniz kıyısında oturuyor… Aman Allahım, harika! Artık gidecek bir yerimiz oldu. Mis gibi deniz havası! Otel peşinde koşmaya gerek yok. Zaten akrabalarımız çok tatlı insanlar. Ah Ömer, ne güzel ki akraba olduk seninle!

Kim derdi ki, kirvenin anneannesi sözünün arkasında bu kadar duracak? Geçen haftalarda işte, pat diye çat kapı geldiler. Aslında öncesinde sünnet çocuğunun babası, Ahmet Bey, Ömeri bir aramış ve anneannenin birkaç günlüğüne kalıp kalamayacağını danışmıştı. Epey bir ev içi meclisi toplandı, Şule ile Ömer düşündü taşındı, kabul ettiler. Sonuçta ayıp olmasın dediler. Fakat tam da sezonun göbeğindeydiler, her ikisi de işe gidip geliyordu. Misafir ağırlamak pek mümkün değildi. Hatta Şule, misafirlerini ağırlayabilmek için işinden izin almak zorunda kaldı.

Geldiler; biraz sahilde güneşlendiler, deniz kenarında bir çay içtiler, bolca zeytinli börek yediler ve yüzlerinde büyük bir minnet ifadesiyle bavullarını topladılar, gittiler.

Aslına bakarsak, iki odalı minik bir evleri olduğundan, Şule bir dahaki sefere kapıdan dönmeleri gerektiğine kesin karar verdi. Malum, birdenbire tekrar mutluluk kaynağı olmaya karar verirlerse, ikinci kez evde turist istemez. Gerçi kendi arkadaşları ve kirvesi geldiğinde çok mutlu oluyorlardı. Ama iş, akraba anne-babaya gelince, olay biraz abartı oldu. Hele ki yaz ayı, ortalık turistle dolmuş; harcamaları kısmak lazım ki, kışa kuruşlar biriksin.

Durumu öğrendiğimde tek bir şey şaşırttı beni. Sonuçta misafirler altmışı çoktan geçmiş, dünyayı görmüş, çocuklarını ve torunlarını büyütmüş insanlar! Nedir yani? Biraz akrabalık avantajını kullanıp, deniz kenarında beleş bir pansiyon gibi mi davrandılar?

Bence aynen öyle yaptılar, üstüne üstlük, tekrar gelmeye söz bile verdilerAma hayat böyle işte. Sürprizler bazen yorgunluk, bazen kahkaha, bazen de ince bir ders getiriyor insanın kapısına. Şule ve Ömer, misafirlerin ardından deniz kenarında yürüyüşe çıktıklarında, omuz omuza gökyüzündeki bulutları izlediler. Şule bir an durup gülümsedi, İkinci kez gelirlerse, belki biraz daha hazır oluruz, dedi. Ömer ise kahkaha attı, Ya da kapının önüne bir paspas koyarız, üstünde Sadece gerçek kirveler için! yazar.

Küçük evin balkonda, akşam esintisinde çaylarını yudumlarken, anladılar ki aslında güzel anılar yapmak, bazen plansız gelen misafirlerle başlıyor. Ve her davetsiz akrabanın, bırakacağı bir hatıra, anlatılacak bir hikaye ve öğretecek bir küçük mutluluk olduğunu; deniz kıyısında yaşamanın en güzel tarafının, bazen evlerinde buldukları sürpriz misafirler olduğunu fark ettiler.

O günden sonra Şule ile Ömer, kapılarının ardında fazladan bir çay demleyip, bir börek daha hazırladılar. Kim bilir, bir sonraki yaz, sünnet çocuğu büyüyüp kendi çocuklarının kirvesi olursa, belki minik ev yine turist dolacak. Ve onlar, misafirliğin neşe dolu sürpriz sırrını hiç unutmayacaklar.

Rate article
Lifequest
Akrabalarımız bizi ziyarete gelmek istiyor çünkü deniz kenarında yaşıyoruz