Adam, küçük kızı Elifi tek başına büyütüyordu. Tek düşüncesi onun gerçekten iyi kalpli, düzgün bir insan olmasını sağlamaktı. Bu uğurda hiçbir masraftan kaçınmadı, çok çalışıp Elifin ihtiyacı olan her şeyi karşılamaya gayret etti. Elifin hayatı kolay olmadı çünkü annesini çok küçük yaşta kaybetmişti.
Elif, zor şartlardan ötürü derin bir üzüntü yaşadı. Okuldaki diğer çocuklar bazen onu dışlayıp alay ediyor, Elif ise üzülüp gözyaşı döküyordu. Adam, kızını her zaman teselli eder, hayatın bazen hiç beklenmedik şekillerde ilerlediğini anlatırdı. Elifi kalbinden gelen güçlü bir sevgiyle sarıp sarmalar, bu sevgi zor anlarda daha da belirginleşirdi.
Elifin en çok sevdiği özel gün ise yılbaşı gecesiydi. O günü büyük bir heyecanla bekler, tüm dileklerinin gerçekleşeceğine inanırdı. Okullar yılbaşı için çocuklara hediyeler dağıtır, öğrenciler ise rengârenk kostümler veya güzel elbiseler giyerdi. Adamın her zaman parası kıttı ama yılbaşında Elifin güzel görünmesini sağlamak için elinden geleni yaptı. Bir keresinde öyle güzel bir elbise aldı ki, Elif okulda adeta yıldız oldu; sınıfındaki herkes Elifin elbisesine hayran kaldı. Elif ise mutluluktan babasına şükran dolu sarıldı.
Zamanla Elif büyüdü. Lise biter bitmez İstanbula, üniversiteye gitmek için yola çıktı. Her şey Elifin planladığı gibi gitti. Çünkü Elif zeki ve çalışkandı. Üniversiteye başladıktan sonra büyük şehrin yaşantısı Elifi epeyce etkiledi. Paranın cazibesini fark etti ve hesapçı biri oldu. Artık yanında olup ona pahalı hediyeler alan, restoranlarda büyük masraflar yapan erkeklerle görüşmeye başladı.
Bir gün Elif hamile kaldı ve evlenmeye karar verdi. Çok mutluydu çünkü seçtiği eş zengindi. Fakat düğünü yaparken ne babasını ne de akrabalarını davet etmeyi düşündü. Onların yerine, babasına bir mesaj gönderip gelmemesini rica etti. Açıklamasında, düğüne sadece varlıklı insanların katılacağını yazdı. Babası ise, onun bu grubun bir parçası olmadığını anladı.
Adam bu duruma çok üzüldü. Yıllarca elinde avucunda ne varsa Elifin mutluluğu için harcamış, onu her zaman desteklemişti. Hak ediyor muydu böyle bir muameleyi? Uzun uzun düşündükten sonra yine de İstanbula gitmeye karar verdi.
Düğün günü konuklar tebrik edilirken, baba da Elife doğru yaklaştı. Küçük bir çiçek demeti verdi, onu öptü ve içtenlikle mutluluklar dileyip sessizce düğünden ayrıldı. Elif bir anda donakaldı. Derin bir utanç duydu ve yaptığı yanlışa kızdı. Nasıl olmuştu da hayatındaki en değerli insanı bu kadar kırabilmişti?
Elif koşa koşa babasının peşinden gitti. Gözyaşları içinde ondan özür diledi ve asla bir daha böyle bir hata yapmayacağına söz verdi.
Hayatta en büyük zenginliğin para değil, insanın vicdanı ve sevdiklerine duyduğu bağlılık olduğunu o gün Elif gerçekten anladı. İnsanın, yakınlarını unutursa kaybedeceklerinden haberi bile olmaz. Her şeyden önce sevgi ve saygı olmalıydı; çünkü gerçek mutluluk ancak bunlarla mümkündü.




