Kırk yıl aynı çatının altında yaşadık, ve altmış üç yaşında birden hayatını değiştirmeye mı karar verdin?
Ayşe, sevdiği koltuğunda oturup pencereye bakıyor, geçen günün üzücü olaylarını unutmaya çalışıyor. Daha birkaç saat önce telaşla akşam yemeği hazırlıyor ve Mehmetin balıktan dönmesini bekliyordu. Mehmet eve döndü; ama elinde balık değil, uzun zamandır söylemek isteyip bir türlü cesaret edemediği haberlerle geldi.
Ayrılmak istiyorum ve bu kararıma anlayışla yaklaşmanı rica ediyorum, dedi Mehmet birden, gözlerini kaçırarak. Çocuklar artık büyüdü, durumu anlayacaklardır. Torunların bu meseleyle ilgisi olmaz, ikimiz sakin ve kavgasız bir şekilde bu işi noktalandıralım.
Kırk yıldır beraberiz, altmış üç yaşında birden hayatını değiştirmek neden? anlam veremedi Ayşe. Benim de geleceğim hakkında bilgi sahibi olmaya hakkım var.
Sen şehirdeki evimizde kalırsın, ben de yazlığa geçerim, her şeyi önceden planlamış gibiydi Mehmet. Ortak bir şeyimiz zaten yok, sonrasında da mal-mülkün tamamı kızlara kalacak.
Adı ne? umutsuzca sordu Ayşe.
Mehmetin yüzü kızardı, telaşla toparlanmaya başladı ve soruyu duymamış gibi davrandı. Ayşe, bu tavırdan bir başkasının varlığından şüphe etmiyordu artık. Gençliğinde böyle sorunlar hiç yaşamadı, hem de yaşlılığında yalnız kalıp kocasının başka bir kadına gideceği aklına gelmezdi.
Belki her şey düzelir, teselli etmeye çalışıyordu sonra Ayşeyi kızları Zeynep ve Elif. Babanın hareketlerine fazla takılma.
Artık hiçbir şey değişmez, derin bir nefes aldı Ayşe. Hayatımı değiştirmeye gerek yok, ömrümü tamamlayıp sizin mutluluğunuza sevineceğim.
Zeynep ile Elif, babalarının yazlığına gidip onunla ciddi bir konuşma yaptı. Eve döndüklerinde hayli üzgündüler ama gerçeği annelerine söylemeye pek yanaşmadılar. Sadece tavırlarını değiştirip onu bir süre sonra yalnız yaşamanın daha iyi olacağı konusunda ikna etmeye çalıştılar. Ayşe her şeyi anladı, ama kızlarını sorgulamadı ve hayatına devam etmeye çalıştı. Tabii ki kolay olmadı; çünkü akraba ve komşular sürekli sorular sorup ilgilerini gösteriyordu.
Vay arkadaş, bunca yıl birlikte yaşadınız, yaşlılıkta adam başka kadına kaçtı, dediler pek ölçüsüz komşular. O kadın senden genç mi, yoksa daha mı zengin?
Ayşe cevap veremedi, ama içten içe rakibinin kim olduğunu daha çok düşünmeye başladı ve onu görmek istedi. Bunun için de yazlığa, Mehmetin yanına gitmeye karar verdi, bahane olarak da yazdan kalan konserveleri almak istediğini söyledi. Haber vermeden gitti, özellikle ayrılığı sebep olan kadınla karşılaşmak istedi ve tam da ona rastladı.
Mehmet, sen eski karının bize geleceğini söylememiştin, fazlasıyla süslü ve makyajlı bir kadın şikayet etti. Sanırım bütün meseleleri hallettiniz ve onun burada işi yok.
Beni buna gerçekten değiştin mi? diye sordu Ayşe, kendinden emin şekilde kadını süzerek.
Öyle mi duracaksın, bana hakaret etmesine izin vererek? bağırdı kadın. Hem ben senden sadece birkaç yaş küçük olmama rağmen, senden daha iyi görünüyorum.
Eğer bu yaşta kadın dış görünüşü en büyük değer sanıyorsa, dedi Ayşe, eski kocasının utançlı bakışını yakalamaya çalışarak.
Otobüs durağına kadar o makyajlı, yaşını aşmaya çalışan kadının hakaretlerini işitti ve ağlamamaya çalıştı. Eve varınca duygularına hakim olamadı ve ablası Fikriye’yi arayıp ona misafir olmasını rica etti.
Hadi canım, dedi Fikriye, nane çayı hazırlarken. Yeni karısı öyle güzel değilmiş, üstelik çok da akıllı değil gibi gözüküyor.
Belki o kadın haklı, ben yaşlı biri gibi görünüyorum, şüpheyle konuştu Ayşe.
Sen yaşına göre gayet iyi görünüyorsun, dürüstçe karşılık verdi Fikriye. Ama bence büyük hata, yetmişine yaklaşırken leopar desenli tayt giymek ya da mini etekle gezmek. Kadın her yaşta güzel olabilir; yeter ki kendine yakışan şekilde giyinsin ve kendini iyi taşısın.
Ayşe kendisini aynada inceledi ve ablasının haklı olduğunu düşündü. Sağlığı yerindeydi, iyi giyiniyor, kızları sürekli ona güzel kozmetikler alıyordu. Hiçbir zaman çirkin davranmamış, papağan gibi sallanmamıştı, o yüzden yakın zamanda gördüğü rakibi gibi davranmayı hayal bile edemiyordu.
Tamam, devam etti Fikriye. Şimdi artık özgür bir kadınsın; istediğin gibi yaşayabilirsin. Kızlar yetişkin, bu yaştaki insanın gelişebileceği ve kültürel olarak gezebileceği çok seçenek var, ben sana asla pes etmeyi bırakmam.
Fikriye sözünü tutup Ayşeyi tiyatrolara, yürüyüşlere, konserlere götürmeye başladı. Kısa sürede kendilerine yaşdaş kişilerden oluşan bir arkadaş grubu kurdular. Hatta içlerinden biri Ayşeye ilgi göstermeye çalıştı ama Ayşe hemen bunu geri çevirdi ve yalnız kalmayı tercih etti.
Duydum artık tiyatrolara gidiyorsun, yeni arkadaşlar edinmişsin, belki yeniden evlenirsin, dedi Mehmet, markette karşılaştıklarında.
Sen neden buralara kadar geldin, yazlığa yakın market yok mu, yoksa yeni karın yemek yapmıyor mu? diye sordu Ayşe.
Hep bu marketten alışveriş yapardım, alışkanlık değişmek zor, sızlandı Mehmet.
Ayşe bu konuyu uzatmadı ve meşgul olduğunu öne sürüp eve gitti. Mehmet o an birden Ayşeyi durdurup ona hala ayrılıktan pişmanlık duyduğunu söylemek istemişti. Gerçekten hep karısı ve çocuklarının yanında olmuştu, sonra canlı ve sosyal Tülinin peşine takılmış, Tülin onu tutkulu ve hareketli hayatına çekmişti.
Başlarda Tülin ile hayat heyecanlı gelmişti ama zamanla Tülinin ev işlerini sevmediği, dedikoduya ve erkeklerle dolu kalabalık ortamları tercih ettiği ortaya çıktı.
Mehmet son zamanlarda sık sık eve dönmek istiyordu, Ayşe alışık olduğu huzur ve sakinliği hatırladıkça bu istek daha da güçlenmişti. Ayşe, eski kocasına ne tartışma ne kavga çıkartıyordu; sadece zarif ve gururlu şekilde yeni hayata alışmaya çalışıyordu. Mehmet ise yanında Ayşenin o huzur ve sıcaklığının eksikliğini hissetmeye başlamıştı.
Yine kuru kayısı almışsın, ben erik istemiştim, diye kızdı Tülin, poşeti karıştırırken. Peynirin yağ oranı yanlış, mayonezi ise hiç almamışsın.
Eskiden alışverişi Ayşe veya birlikte yapardık, sen ise her şeyi bana bırakıyorsun, dayanamayıp çıkıştı Mehmet.
Bana eski karınla beni kıyaslamana dayanamıyorum, bağırdı Tülin. Hatta onun için pişman olduğunuzu da söyle!
Mehmet gerçekten pişman olmuştu, fakat bunu anlatmanın faydası yoktu. Ayşe hiçbir şey yapmadı, entrikaya başvurmadı; sadece kendisi gibi kalarak, eski kocasını umutsuzca özletti ve ona affını hayal ettirdi.
Ama Mehmet biliyordu ki Ayşe bir daha asla güvenmeyecek ve geri kabul etmeyecek. Birkaç defa aramak istedi, yeni bir kavga sonrası ilk kez eski dairesinin kapısına kadar gitmeye cesaret etti.
Bir şeylerini almaya mı geldin? diye sordu Ayşe, kapıyı açıp misafiri içeri almadan.
Konuşmak istiyorum, vaktin var mı? dedi Mehmet, içeriden gelen onun en sevdiği erikli kekin kokusuna kapılarak.
Ne vaktim, ne imkanım, ne de isteğim var, dedi Ayşe sakinlikle. Ne almak istiyorsan al, ben misafir bekliyorum.
Mehmetin alacak bir şeyi yoktu, Ayşeye söylemek istedikleri çoktu ama bir türlü doğru kelimeleri bulamıyordu. Kapıyı kapatıp eve döndü, kendi yemeğini hazırlamaya koyuldu, çünkü Tülin yine köyde gezmeye çıkmıştı. Tülin neşeli bir şekilde eve dönünce Mehmet kesin kararını verdi; ona zaman tanıyarak ayrılmaya hazırlandı.
Tülinin çıkardığı kavgalar sonrası Ayşeyi aramak istese de fikrinden vazgeçip kendini yatıştırdı. Mehmet eski karısını çok iyi tanıyordu; affını ve geçmişin unutulmasını beklemenin boşuna olduğunu biliyordu.
Belki ileride, zamanla, bir gün gelip içini dökebilirdi ve konuşurlardı. Bunu yapması şarttı, yoksa Mehmetin içinde huzur bulamayacaktı. Affın olma ihtimaline belki de güveniyordu, ama bir daha aynı aileyi kurmalarına Ayşe asla izin vermezdi, bilerek Tülinle başladığı aşkın sonucu buydu.
Şimdi onun için bir hayat var yazlıkta, Ayşe için ise şehirde; kızları, torunları, tiyatro ve kültürel etkinlikler. Eski kocasının bu hayat tarzında artık yeri yoktu.



