Sizinle daha fazla yaşamak istemiyorum! Her şeyiniz yanlış! – Yağmur annesine öfkeyle ve kırgınlıkla baktı. – Çocukken anlarım, hep “Oraya gitme, şunu yapma” diyordun ama artık yirmi yaşındayım, anne!

Artık sizinle yaşamayacağım! Size hiçbir şey uymuyor! dedim öfkeli ve kırgın bir halde anneme bakarak. Küçüklüğümde yine neyseydi; şuraya gitme, bunu yapma diyordunuz, ama artık yirmi yaşındayım, anne! Yirmi. İki senedir reşitim.

Madem reşitsin ve bizimle yaşamak istemiyorsun, kendine iş bul, ayrı ev tut, kiranı, faturanı da öde bakalım. Cevabım bu, kızım, dedi annem sakince.

Helal olsun! dedim burun kıvırarak. Bir ara Kızım, derslerine odaklan, gezip tozmaya kaptırma kendini deyip sonra da İş bul, çalış diyorsunuz. Okul ne olacak yani? Kendi kızıma biraz yardımcı olsanız olmaz mıydı?

Sen zaten her şeyi kendin bilirsin. Hiç bizim fikrimizi sormazsın diye destek verdi babam da anneme. O yüzden, Bize karışmayın, hayatıma burnunuzu sokmayın diyorsan, tamamen bağımsız yaşamanın zamanı.

Tabii ki böyle bir ortam pek işime gelmiyordu. Annem bana ne ev işi, ne yemek yaptırıyordu. Babam faturaları öder, alışveriş yapar, arada azıcık para atardı kartıma. Hayatım rahattı yani. Keşke bir de hiç karışmasalar

Ama inadım tuttuysa, geri adım atamıyordum. Zaten ailede efsane olmuştu, meğer bir büyük büyük nenem devrimciymiş; ne zaman dik başlılık etsem, bu hikaye anlatılırdı.

Sonunda bir iş buldum, üniversiteye yakın küçük bir daire kiraladım. Gerçekten paranın yetmediğini ilk defa o zaman anladım. Daha önce ancak otobüste konuşmalarda, tanıdıkların dertleşmelerinde ya da televizyon programlarında duymuşluğum vardı: En temel şeylere yetmiyor para!

Kiranın çoğunu yutunca, elde zaten zar zor bir maaştı, bir de yemek almak lazım, yol parası vermek lazım, diğer giderler cabası. Hayalini kurduğum o kalabalık partiler bir anda ikinci plana itiliverdi. Harcadığımın kıymetini anladıkça, ailemin bazı fazla titiz tavırları bile artık o kadar rahatsız etmiyordu.

Bir akşam işten dönerken, önümde iki genç gürültülü gürültülü konuşuyordu. Kullandıkları laflar, anlatmaya utanacağım cinsten. Kafalarının içinde acaba bir tane bile akıllı düşünce var mı? diye düşünmeden edemedim.

Biraz ileride, köşe başındaki kapalı ve kiralanamayan bir dükkanın merdivenlerinde oturan yaşlı teyzeyi yine gördüm. Burada sık sık rastlardım ona. Arada kendi kendine anlaşılmayan şeyler mırıldanırdı. Ayaklarının dibinde teneke bir kutu olur, geçenler bazen içine birkaç kuruş atardı. Kartlı ödemelerin yaygınlaşmasından, çoğu kişinin cebinde bozuk para olmaz oldu. Ben yine de onun için birkaç madeni para ayırmaya çalışırdım. Neden yaptığımı bilmiyorum, herhalde daha önce olsa bir dilenciye asla dikkat etmezdim.

Ama o teyzeye dilenci demek zordu. Eski giysiler ve önündeki kutu, içinde taşıdığı o onurlu duruşu gizleyemezdi. Her para atanı başıyla selamlar, sessizce teşekkür eder, yine aynı sabırla beton basamaklarda beklerdi.

O gençler tam yanından geçerken burun kıvırdılar. İçlerinden biri de, ayağıyla kutusunu tepikledi. Kutu gürültüyle yuvarlandı, azıcık paralar asfalta saçıldı.

Teyze güçlükle doğruldu, titreyen elleriyle onları toplamaya uğraştı.

Ne yapıyorsunuz siz, ayıp değil mi! diye parladım ve yaşlı kadına yardıma koştum.

Gençler alayla gülüp bir şeyler geveleyerek yollarına gittiler.

Buyurun teyze, diyerek topladığım paraları uzattım. Ve cüzdanımdan bir elli lira daha verip, bunu da alın dedim.

Teşekkür ederim, dedi kimseye benzemeyen bir içtenlikle. Gözleri, yorgun yüzünde şaşırtıcı derecede genç görünüyordu. Ben seni tanıyorum, hep para bırakırsın buraya.

Kutusunu eline aldı. Ezilmiş, yenisini bulmak lazım, dedi hafifçe gülerek.

Ellerinin titrediğine ve pek de iyi görünmediğine kanaat getirdim.

Eviniz uzak mı, diye sordum.

Başını salladı. Yok, yanda ki apartmanlardan birindeyim. Eski beş katlı binalar var ya, onlardan birinde.

Hadi beraber yürüyelim, koluma girin, dedim. Yürümekte zorlanacak gibisiniz.

Yüreğim sıkıştı bugün, çok üzüldüm, diye burukça söyledi. Teşekkür ederim evladım, vakitini de almayacağım, merak etme.

Üçüncü katta, küçücük eve girer girmez başımıza bir sürü kedi üşüşmesin mi! Sayamadım bile kaç tane.

On iki tane, dedi gülerek. Ben de böyle kalabalık olacağını hiç düşünmemiştim.

Neden bu kadar çok kediniz var, dedim şaşkınlıkla.

Evladım, onlar bana değil, ben onlara lazımdım. Onsuz yapamazlar. Kışın Kapı ve Lusiyi çöpe bırakmışlar, poşetin içinde buldum. Lusi miyavlıyordu, Kapı ise neredeyse donmuştu. Pusyayı mahalle çocuklarından kurtardım, Romka da dükkân önünde ortaya çıktı. Feni apartmanın bodrumunda doğurmuş, yavrularla birlikte eve almak zorunda kaldım; yoksa imha edeceklerdi… Delirdim mi sanıyorsun?

Hayır, asla… Sadece, gerçekten çoklar. Hepsini doyurmak zor değil mi?

O yüzden dışarıda oturuyorum, dedi.

O günlerden sonra ona sık sık uğramaya başladım. Garip ama, daha önce çok umursamadığım şeyler üstüne düşünür oldum. Kadının adının Asuman Hanım olduğunu öğrendim. Sosyal medyada onun hikayesini paylaştım. Tahmin ettiğimden çok, iyi niyetli mesaj gelmeye başladı, yardım etmek isteyenler çıktı.

Kızım, dedi babam biraz kuşkuyla, bütün bunlar neden? Sen kendini bildim bileli hiç hayvansever biri olmadın.

Baba, aslında hayvanları sevmekle alakalı da değil bu, diye cevapladım. Evde hiç konuşulmadı ya, ben sizin asla izin vermeyeceğinizi düşündüğüm için sormamışım bile. Şimdi düşünüyorum da, neden olmasınmış? Hem Asuman Hanımın dediği gibi, aslında onlar değil, biz onlara lazımız. O olmasa, kediler çoktan ölürdü.

İyi de, şimdi hepsini toplayıp evine mi alacaksın? dedi annem itirazla. Kızım, şunlara baksana bir.

Herkes yapamaz onları sahiplenmeyi, dedim. Ben muhtemelen başaramam ama ufak da olsa yardım etmek ne kadar zor olabilir ki?

Zor değilmiş tabii, diye annem ellerini açarak söylendi. Sen o kadar para sıkıntısı çekiyorken? Şimdi kalkıp tanımadığın birine para veriyorsun. Kandırıyor olabilir mi bu kadın seni?

Anne, Asuman Hanım kimseyi kandırmıyor. Ben sosyal medyadan paylaşmasam kimse bilmiyor olacaktı zaten.

Sen daha çocuksun, dedi annem biraz alayla.

Çocuk değilim anne, kendi düşüncelerim var. Sizi zorlamıyorum ki, sevin, ilgilenin diye. Benim yolum böyle oldu. Farklı biriyle tanışınca, hayatımın başkalarınınki gibi olmak zorunda olmadığını anladım.

Ama ne, yani kedilerle mi yaşayacaksın? dedi babam yine sinirle. Zamanında böyle kadınlara kedi kadını derlerdi.

Ev kediyle doldurmuyorum, dedim sinirle. Birini sahiplenmeyi düşündüm aslında, ama ev sahibi izin vermiyor. Fikirlerimiz çok farklı. Hem ben çocuk değilim, halimden memnunum. Size yük olmuyorum.

Senin yaptığın yanlış değil. Ama hayatını bu işlere adayacak mısın? dedi babam. Anneyle ben sadece sana acıyoruz.

Baba, bana acımayın. Her şey yolunda.

Asuman Hanımla görüşmeye devam ettim. Sosyal medyada yaptığım duyurularla, Feninin yavrularından dördüne yeni sahip bulduk. Yine de sekiz kedi, Asuman Hanımla yaşamaya devam ediyordu. Çoğu yaşlıydı ve kolay kolay kimse sahiplenmezdi. Zaten kadın yıllardır alışmıştı ve onlardan ayrılmayı asla istemezdi.

Bir gün, bana dönüp; Bak yavrum, eğer bana bir şey olursa, kedileri bırakma olur mu? Biliyorum çok yük oldum ama bana senden başka yakın kimsem kalmadı, dedi.

Neden yalnız yaşıyor diye hiç sormamıştım. Sonra o acı acı anlatmaya başladı; biricik oğlu hem çocuk sahibi olamayınca karısından ayrılmış, sonra da çalışma sırasında hayatını kaybetmiş. Elinde sadece kedileri kalmış.

Bir gün yine eve uğradım, kapıyı kimse açmadı. Komşusunu aradım.

Merhaba, Asuman Hanımı gördünüz mü bugün?

Yok, yavrum, dedi teyze. Sabah keyifsizdi, şimdi hiç sesi çıkmıyor. Kötü bir şey olmasından korkarım. Dur, bende anahtarı var.

Girdiğimizde Asuman Hanım, yatakta sanki huzur içinde uyuyordu. Yüzünden yılların yorgunluğu silinmişti. Kedileri başucunda dolaşıyor, anlamaz bir şekilde miyavlıyorlardı.

Allah rahmet eylesin Asuman Hanımımız gitti, dedi komşusu. Ben ağlamaya başladım. Daha önce ölümle bu kadar yakından karşılaşmamıştım.

Şimdi ne yapacağım, dedim şaşkınlıkla.

Bak şurada sana bir mektup bırakmış, dedi komşu.

Ağlayarak zar zor okudum. Asuman Hanım evini bana bırakmış, en çok da kedilerine sahip çıkmamı rica ediyordu.

Senden başkasına güvenemem, güzel kızım yazmıştı.

Ne kadar çok şey öğrenmem gerekti, hukuk işleri, işlemler Eğer Tolga olmasaydı epey zorlanacaktım.

Tolgayla, ilk kedi paylaşımında tanışmıştım. O iyi niyetli mesaj atan az sayıdaki insandandı. Mesajlaştık, sonra yüz yüze görüşmeye başladık. Tolganın ailesi de hayvanseverdi, zaten barınaklarda hep gönüllü olmuştu. Zaten Feninin yavrularına da birlikte yuva bulmuştuk.

Hukuk fakültesinde okuyordu. O karmaşık dönemde en büyük desteğim oldu.

Süper olmuş, dedi arkadaşım Zeynep. Kendi evin çıktı kız! Tolgayla şu kedileri barınağa verin, sen de rahata çık!

Olamaz, dedim tedirginlikle. Asuman Hanıma söz verdim.

Ama o artık yok Ev senin oldu, neden uğraşıyorsun ki? Aylarca bakarsın, yaşadıkları sürece elin kolun bağlı kalır.

Zeynep, ne kadar yaşarlarsa yaşasınlar Ne bileyim, olmadı. Kadın bana güvendi. Hem kediler çok sevimli, içim rahat etmez.

Sen yaşlanmadan önce yaşlı kadın oldun, dedi gülümseyerek. Bak kız, baban bile kedi kadını dedi. Uzun süre böyle gitmez, erkek arkadaşın da kaçar senden.

Onca tartışmadan sonra ailem de memnun olmadı.

Ev güzel, dedi annem huzursuzca. Ama hiç gerçekçi gelmiyor, tanımadığın biri sana bırakıyor.

Ne var bunda? dedi babam. Teyze kafayı çizmiş, senin de hayatını mahvetti. Söz verdirdi, yük etti.

Ama kötü niyetli değildi, diye atıldım. İyilik yapmak istemişti.

Kendini rahatlatmak istedi, dedi annem. O kedileri toplarken düşünen var mıydı?

Eve kırgın döndüm. Herkes karşımdaysa, kedileri sokağa at önerisinde bulundu.

Tolga yolumu kesti. Tam Asuman Hanımın evinin önünde. Yanlış mı yaptım sence? dedim direkt.

Niye yanlış olsun? dedi.

Herkes yanlış diyor, kediler yüzünden Sence evi bırakmasam mıydım?

Hayır. Asuman Hanım niyetini gördü. Sen olmasan, çoktan sokakta perişan olurlardı. Veya uyutulurlardı.

Kararımı yargılamıyor musun?

Hayır. İçten kimselerle karşılaşmak zor bu devirde. İyi ki seni tanımışım. Dedim ya, bugün yine sosyal medyada duyuru yaptım. Bir kadın iki kedi daha almak istiyor. Onu tanıyacağız, bakacağız.

Ne güzel Ama Tolga, ya iyi davranmazsa?

Birlikte konuşuruz, gözümüz tutmazsa vermezsin.

Evlendikten sonra, on iki kediden dördü bizimle kaldı. Komşu Romkayı aldı.

Uzun zamandır gözü bende idi, dedi komşu teyze. Hem sevimli, siz de buradasınız, merak etmem.

Tolganın ailesi bir kediyi sahiplendi.

Alışkınız zaten, dedi Tolga. Ben çocukken de sokaktan toplardım.

Doğumdan eve döndüğümde, minik Oğuzhanı kucağımda, koridorda Kapa, Lusi, Pusya ve Feni sıraya dizilmiş bekliyorlardı.

Bak bak, dadılar hizaya girmiş! dedi Tolga. Yoksa kedi ninemiz mi olduk?

Hoş geldiniz, sizi özledim, diye gülümsedim onlara. Birazdan Oğuzhanı uyuturum, sonra hepinizi seveceğim. Siz, benim tüylü mirasım!

Rate article
Lifequest
Sizinle daha fazla yaşamak istemiyorum! Her şeyiniz yanlış! – Yağmur annesine öfkeyle ve kırgınlıkla baktı. – Çocukken anlarım, hep “Oraya gitme, şunu yapma” diyordun ama artık yirmi yaşındayım, anne!