Bir zamanlar, büyük şehre yüzlerce kilometre uzaklıkta bir köyde büyümüştü Zehra. Oraya yazın ulaşmak için coşkun bir nehrin üzerindeki kayıkla geçmek, kışınsa karla kaplı zorlu bir yoldan aşmak gerekirdi.
Fakat tüm bunlara rağmen, o köyde hayli kalabalık bir topluluk yaşardı. Herkes birbirini tanır, dertleşir, sorunlarını paylaşır, imkânı olan yardımlaşmayı eksik etmezdi.
Zehra ailesinin uzun zamandır beklediği bir kız çocuğuydu; ancak… annesi onu nikâhsız doğurmuştu.
Kızın babası İsmaildi uzun boylu, yakışıklı, annesinin en yakın dostunun kocası. Fakat köyde kimse Zehranın gerçek babasının kim olduğunu bilmiyordu. İsmail zaten üç çocuk büyütüyor, ailesini asla bırakmak istemiyordu. Zehranın annesi ise dostunun ailesinin dağılmasını hiçbir zaman arzu etmemişti.
Zehra doğduğundan beri Ayşe (İsmailin kızı) ile arkadaş olmuş, birlikte oyunlar oynamış, hatta aynı sınıfa gitmişlerdi. İkisi de kulakları müzik için yetenekliydi; birlikte müzik okuluna başladılar, dereceyle mezun olup şehirdeki müzik akademisine girmek için hayaller kurdular.
Fakat okul bitince, o vakit birbirlerinin öz kardeşi olduklarını bilmeyen iki kızın yolu ayrıldı; Ayşe şehre gitti, Zehra ise köyünde kaldı. Zamanla irtibat koptu, yıllar boyunca hiç haberleşmediler.
Çocukluk fantezileri ise sıradan hayal olarak kaldı; hiçbiri müzik okuluna gitmedi. Ayşe teknik bölümde okudu, Zehra ise sıradan bir kuaför oldu. Zaman geçti, Zehra evlendi, iki oğlan çocuğu sahibi oldu ve ancak arada bir gençliğinde Ayşe ile olan günleri hatırlardı.
O yıllarda Zehranın annesine doktorlar bir tümör buldu; Zehra annesini kurtarmak için elinden geleni yaptı. Ancak tüm sırlar bir gün açığa çıkar; annesi hayata veda edeceği anda bir itirafta bulundu:
Babacığın… Baban… Yaklaş yanıma güzel kızım…
Aldığı haber Zehrayı sarsmıştı. Meğer bütün hayatı boyunca kendi öz kardeşiyle birlikte büyümüş, bundan hiç haberi olmamış! Boşuna mıydı gönül birliği, ortak hayaller? Demek ki baba tarafından aynı kan çekişiyordu ikisini.
Kendi kardeşinin telefonunu bulabilmek için Zehra çok uğraştı. Sonuçta öz babası uzun süredir köyden taşınmıştı. Ayşe anne babasını şehre götürmüş, izleri kaybolup gitmişti. Fakat Zehra, tanıdıklarının yardımıyla Ayşenin numarasını bulmayı başardı.
Numarayı çevirdiğinde telefonda sevinç çığlıkları yükseldi. Ayşe, eski çocukluk arkadaşının aradığını duyunca çok sevindi. Fakat Zehra öğrendiği büyük sırrı telefonda değil, yüz yüze söylemeye karar verdi, Ayşeyi köyde buluşmaya davet etti.
Birkaç gün sonra Ayşe doğduğu köye geldi, iki kız uzun uzun sohbet ettiler. Çocukluklarını, okul yıllarını yad ettiler. Onca yılın ardından kavuşmuş olmanın huzurunu yaşadılar. Artık birbirlerine destek oluyor, fırsat buldukça ziyarete gidiyorlar. Zehra öz babasıyla da görüşmeye başladı.
İsmail, yıllar sonra eşiyle konuşup özür diledi; eşi onu affetti. Şimdi İsmail ile Ayşe, Zehrayı ziyaret ediyor, Zehranın annesinin mezarına gidiyorlar. İsmail, torunlarıyla sohbet ediyor, çocuklar bir dedeye kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. Onların talihi böyleymiş; hakikat yıllarca gizli kaldı, sonunda hiç kimseye zarar vermeden ortaya çıktı.




