Teyze, sende biraz ekmek var mı? Bana da verebilir misin?

Zehra, 37 yaşındaydı ve hayatında hiç evlenmemişti. Yıllarca muhasebeci olarak çalışmış, ama hayatının amacını, içindeki o eksik parçayı bir türlü bulamamıştı. İşinde başarılıydı belki ama kalbinin sesi bir türlü susmuyordu.

O sabah da her zamanki gibi uykulu uyandı. Çalar saati susturup kendini zorla yataktan kaldırdı. Yine onun nöbetiydi. Zehra, birkaç aydır bir kafede garson olarak çalışıyordu. Yaz gelince açık hava terasında müşterilere servis yapmaya başlamışlardı. Onun vardiyası sabah altıda başlardı, çünkü müşteriler yedi olmadan gelmeye başlardı.

Zehra, İstanbulun kenar mahallesinde oturuyordu. Servise geç kalmamak için beşten önce evden çıkması gerekiyordu. Çünkü ya minibüs gecikirdi ya da köprüde trafik kilitlenirdi.

Her zamanki gibi sabah terasta masaları silmeye başladı. İstanbulun nemli havasında bir gecede bile toz, her şeyi kaplardı. Müşterilerin tertemiz masalarda oturmasını isterdi. Kendi kendine alçak sesle eski bir Türk şarkısı mırıldanıyordu.

Birden, ince bir çocuk sesi sessizliği böldü: Annem de çok güzel şarkı söylerdi.

Zehra irkildi. Bu saatte kimseyi beklemiyordu. Karşısında altı yaşlarında, kara gözlü, ince bir kız çocuğu duruyordu, yalnızdı. Etrafına bakındı.

Sen burada ne arıyorsun? Tek başına, sabahın köründe?

Kardeşimle bana yiyecek almak için çıktım. Teyze, bir parça ekmeğin var mı? dedi, ürkek bir sesle. Aç olduğu yüzünden okunuyordu.

Elbette, dedi Zehra. Gel, otur, ben hemen mutfağa bir bakayım. Bu arada, kardeşin nerede?

Evde. Şurada, köşedeki eski binada. Babaannemle birlikte.

Zehra, kızın neden yalnız olduğunu, annesiyle babasının nerede olduğunu sormadı. Ama kız kendisi anlatmaya başladı:

Anne babamız çoktan vefat etti. Babaannem yaşlı ve her şeyi unutuyor. Bazen bizi bile hatırlamıyor.

Zehranın dili tutuldu; boğazına bir düğüm oturdu.

Seni üzmek istemem, sadece biraz ekmek istedim. Kardeşime ve babaanneme götüreyim diye. Giderim sonra, dedi kız.

Dur, beraber gidelim, dedi Zehra, sesi titreyerek. Hiçbir yere ayrılma, hemen geliyorum.

Yanında çalışan diğer garsondan bir süreliğine yerine bakmasını istedi ve küçük kızla beraber eski binaya gittiler.

Kızın anahtarı vardı. İçeri girdiklerinde yerde sürünen minik, bir buçuk yaşında bir erkek çocuğu gördüler. Sevinçle ablasına gülümsedi. Odada, yatağa düşmüş, ifadesiz gözlerle tavana bakan yaşlı bir kadın vardı; ne olan bitenden ne gelenlerden haberi vardı, bir gölge gibi adeta.

Bu ne hal böyle! diye fısıldadı Zehra, şaşkınlıkla.

Hemen bir ambulans çağırdı. Görevliler yaşlı kadını görünce zamanının az kaldığını anladılar, onu hastaneye götürdüler. Zehra, iki çocuğu yanına aldı, evine götürdü. Onu evde 13 yaşındaki oğlu Emre bekliyordu. Bütün olanları duyunca şaşırdı ama Zehra durumu izah edince anlayışla karşıladı.

Aralarında hiçbir zaman tartışma olmazdı; anne oğul birbirlerine güvenir, yaşadıkları evde öyle yüksek sesli kavgalar duyulmazdı. Emre her zaman annesine destek olurdu; iyi kalpli, olgun bir çocuktu. Zehra işe gittiğinde çocuklarla ilgilenmeyi kabul etti.

On gün sonra, yaşlı kadın hayatını kaybetti. Çocukların devlet yurduna yerleştirileceği belliydi. Zehranın içi parçalandı, onları bırakmak istemiyordu. O çocukların gözlerindeki mahzun bakışı asla unutamazdı. Kendini onların yerine koyunca, kimsesizler yurdu fikri Zehranın yüreğini daha da dağlıyordu.

O an, içindeki sesi dinleyip hayatında bir dönüm noktası yaptı. Çocukların velayetini alacaktı.

Garsonluğa devam etmesi mümkün değildi. Yıllar önce bir arkadaşının önerdiği muhasebe işine geçmeye karar verdi. Arkadaşı hem iş hem de resmi prosedürlerde ona yardımcı oldu. Birkaç hafta içinde çocukların yasal vasisiydi artık.

Bir gün eski arkadaşı ona takılarak Bak, neden garson olmak istemişsin şimdi anladım! dedi.

Zehra gülerek, Uzun vadeli bir planmış bu, meğer kaderim yeni başlıyormuş, dedi.

Hayatı o sabah, o küçük kızın kırık sesiyle bir anda değişti. Artık hayatında üç çocuk vardı ve belki de ilk defa ne için yaşadığını, neyin kendisini güçlü hissettirdiğini biliyordu. Güçlü olmak Zehraya hiç bu kadar zor gelmemişti ama, kaderin ona sunduğu bu yeni yolu kabul etti ve yürümeye başladı.

Rate article
Lifequest
Teyze, sende biraz ekmek var mı? Bana da verebilir misin?