İzin günümde evde işlerimle meşguldüm. Birden telefonum çaldı, iyi niyetli ama biraz patavatsız bir arkadaşım aradı, Ben ve oğlum birazdan sende olacağız! dedi, bildiğin emir kipiyle. Temizlik yaptığımı ve ortalığın dağılmış olduğunu anlatmaya çalıştım, ama sağ olsun, beni duyan olmadı.
On dakika sonra, hop, ikisi kapıda. Oğlu, Baran, biraz fazla hareketli, biraz da özel efektli bir çocuk olduğundan aşırı sevindiğimi söyleyemem.
Mutfakta oturduk, Türk kahvemizi içiyoruz, Baran ise çizgi film izliyor. Tam “her şey kontrolümde” moduna geçmişken, aniden bir patırtı koptu. İçeri koştum ki ne göreyim akvaryum yerle bir! Bütün balıklar halının üzerinde, su her yere yayılmış. Halı adeta Marmara Denizi olmuş.
Arkadaşım, anında Baranın yanına koştu, Aman bir şeyin var mı, yavrum? modunda. Ben ise, komşular bodrumdan su altında antrenman yapmasın diye, bezle suyu toplamaya başladım. Sonra, olay yerini biraz toparladık, o da kalkıp gitmek istiyor.
Ya, halıyı yıkamaya götürmeme yardım etmez misin? dedim nazikçe. O ise, Yok, Baran çok korktu, onu sakinleştirmek lazım, cevabını verdi. Anlaşılan iş yükümde bir artış var.
Barana akvaryumu neden kırdığını sordum, dedi ki: “Bir kâğıt uçak geldi, ben de yakalamaya çalıştım.” İşin komik tarafı, kâğıt sandığı şeyin kâğıt olmadığını fark ettim. Dolabımda işaret etti; meğerse evlilik cüzdanımdan uçmuş!
Arkadaşım, Olur olur, bir tane yenisini çıkartırsın, mesele değil, diyerek travması büyük olmasa gerek. Tabii canım, ne olacak; yeni akvaryum al, cüzdanı yenile, halıyı yıka, üstüne bir de komşunun tamiratı Tüm bunlar yetmezmiş gibi, akvaryumu görünür yere koyduğum için suçlu ilan edildim.
Misafirlerim gittikten sonra, komşuma uğrayıp Bir zarar var mı? diye kontrol ettim. Ortalığı temizleyip kendimi yatağa attım. Akşam olunca, arkadaşım bana mesaj attı: Bana borçluymuşum. Psikoloğa götürdüm, Baran hâlâ çok korkmuş, diye yazmış. Cevap vermedim, numarasını engelledim. Bir günüm daha böyle komediyle bitti.




