Günlük 14 Mayıs
Benim adım Yavuz, 40 yaşındayım, bekarım. Bundan birkaç yıl önce, çevremdeki tüm kadınlar bana özenirdi. Her kadının isteyeceği bir adamdım aslında: uzun boylu, yakışıklı ve maddi olarak gayet iyi durumdaydım. Ama şimdi geriye sadece servetim kaldı. Ne gençliğim ne de eski fiziğim var artık; saçlarım döküldü, göbeğim günden güne büyüyor. Bunun fazlasıyla farkındayım, işte bu yüzden, hayatımda ilk kez evlilik işini ciddi ciddi düşünmeye başladım. Ancak, gönlüme göre bir eş bulabileceğimden şüpheliydim. Çünkü benim karakterim hiç kolay değildir: kaba, disiplinli ve oldukça katı biriyim. Herkes bunu biliyor, dolayısıyla anneler kızlarını daha baştan benden uzak tutmak için uyarıyor. Şansımın pek olmadığını fark ettim.
Arkadaşlarımla bu korkularımı paylaştım. Onlar bana bazı önerilerde bulundular, bu öneriler sayesinde aylar sonra evlendim. Nikâhtan hemen sonraki gün Nisana taleplerimi açıkça söylemeye karar verdim:
“Benim dairemde yaşayacaksın ve bu senin için büyük bir onur olmalı. Evde her yerde mutlaka düzen olmalı,” dedim. Nisan şaşkın bir şekilde tatlı tatlı gülümsedi: “Ne demek istiyorsun?” Ben de kısaca açıkladım: “Bir defa anlatacağım. Her an bu huzurun biteceğini bilmende fayda var. Ben çok disiplinli biriyim, buna alışıp kabulleneceksin. Ve evet, havlular her zaman kuru ve yerine asılmış olacak. En önemli mesele temizlik. Anladın mı?” Nisan başını sallayıp dikkatlice dinlemeye devam etti. Mutfağa geçtik, bütün taleplerimi tek tek anlattım. “Peki canım,” dedi Nisan, gülerek, “Sen saat kaç gibi evde olursun?” “Bu bilgiye neden ihtiyacın var?” dedim. “Yemek hazırlamak için,” dedi o da. “Şöyle diyeyim; ne zaman gelirsem geleyim fark etmez ama yemek hazır olacak ve sakın beğenmezsem… üzgünüm ama çöpe atarım ve seni cezalandırırım.” “Tamam aşkım, sorun yok,” dedi Nisan tekrar gülümseyerek.
O gülümsemesi aklımdan çıkmadı tüm gün. Akşam işten çıkınca bir restorana uğrayıp güzel bir yemek yedim. Biraz da eşimi sınamak istiyordum. Yemeği hiç tatmadan, beğenmediğimi, onu yemeyeceğimi söyleyecektim. Bunu bir hafta boyunca tekrarladım.
Eve döndüm, sessizlik… “Evde kimse yok mu? Geldim!” diye seslendim. “Gelmişsin,” dedi Nisan ilgisizce, “Televizyon izliyordum, uyuyakalmışım.” “Yemek hazır mı?” dedim. “Yemek mi? Ha, yemek! Hadi beraber mutfağa bakalım,” dedi. Kafamda planladığım cümleleri kurmaya hazırlanırken Nisan “Masaya otur,” dedi ve önüme kocaman bir tabak soğuk bulgur pilavı koydu. Sonra da ekledi: “Buyur bakalım! Pilav ne tuzlu ne sıcak. Eğer tamamını yemezsen, bu senin suçun. Ben giderim, bir daha da benden haber alamazsın. Şaka yapıyorum tabii, belki başka biriyle görüşürsün ama benimle işin olmaz! Unutmadan, bugün dışarıda yemek yediğini de biliyorum. Açken bu pilavı zorla yemek ne kadar acı verecek, tahmin edebiliyorum.” Şaşırdım. “Biliyorum neden bu kadar sert ve kaba davrandığını sormak istiyorsun ama bilmen gereken bir şey var: Ben de aynı şekilde davranırım, bana saygı göstermezsen, ufacık bir soruma cevap vermezsen aynısını yaşarsın. Şimdi pilavı ye, hem de hepsini. Ne kadar hızlı başlarsan o kadar hızlı biter!”
Nisan, benim ‘özel’ huylarım konusunda önceden uyarılmıştı. Ancak yerinden kımıldamadı, benden kaçmadı, mücadeleyi seçti. “Erkekler iyi ve anlayışlı doğmaz, eşlerinin elinde eğitilir,” dedi. Ve haklıydı. Tabaktaki tüm pilavı birkaç dakika içinde silip süpürdüm. Sonunda anladım: Aradığım kadını bulmuştum. Meğer bütün hayatım boyunca hayalini kurduğum, tam karşımdaymış.
Bugün şunu öğrendim: Kendi kurallarına göre yaşamak bazen yalnızlık getirir. Fakat gerçek mutluluk, karşınızdakine yer açmakla başlar.




