Merhum annem bana bir gün ailemizde nesilden nesile geçen bir yüzük vermişti. Bu yüzüğü, ilk çocuğu olmam sebebiyle bana miras bırakmıştı. Küçük kardeşlerim aile geleneklerine pek itibar etmezlerdi, bu yüzden ben de sevgilime bu yüzükle evlenme teklif ettim. Sevgilim, Esra, çok mutlu oldu. Fakat nişanlandıktan birkaç hafta sonra, kardeşim de kendi sevgilisine bu yüzükle evlenme teklif etmek istediğini söyledi.
Kusura bakma kardeşim, ama ben o yüzüğü sevgilime çoktan verdim, dedim.
Peki, sadece birkaç aydır tanıdığın birine o yüzüğü nasıl verebiliyorsun? diye bağırdı. Ya ayrılırsanız? O zaman ne olacak?
Kardeşim sevgilisiyle beş yıldır aynı evde yaşıyordu. Annem de Betülden çok hoşlanıyordu; ancak ona o yüzüğü vereceğine dair bir söz vermemişti.
Ben Betülle evlenmeyeceğini düşünmüştüm. Hem annem yüzüğü en büyük oğlu olarak bana verdi, dedim.
Kardeşimle uzun süre tartıştık. Sonunda onu düğünüme davet etmemeye karar verdim. Ama içimde biliyordum ki kutlamamı berbat etmek için elinden geleni yapacaktı.
Tabii ki düğün günü aniden ortaya çıktı ve ortalığı birbirine kattı:
Değerli misafirler, buraya damat ve gelinin mutluluğunu paylaşmak için geldiniz. Ama kimse bilmiyor ki kardeşim bir sahtekârdır!
Herkesin yüzü düşmüş, aralarında fısıldaşmaya başlamışlardı.
Gelin hanım bir hırsız. İkisi birlikte annemin yüzüğüne el koydular…
Düğün devam etti ama elbette kutlamanın tadı kaçtı. Eşim perişan haldeydi. Altı ay kardeşimle konuşmadım. Sadece küçük kardeşimle görüşmeye devam ettim. Geçenlerde küçük kardeşim ziyaretime gelip yakında evleneceğini ve bizi de düğününe beklediğini söyledi. O an hemen aklıma yaşadıklarım geldi ve gitmemeyi tercih ettim. Şimdi herkes beni duygusuz biri sanıyor. Oysa kardeşimle aram çok iyiydi, ancak şimdi onunla görüşmek içimden gelmiyor. Hayatımın en önemli gününü yerle bir edişini unutabileceğimi hiç sanmıyorum…




