Ay, Zeynep kızım, burası sana göre değil, dedi kayınvalide. Keremin kutlaması erkenden bitti
Zeynep, kayınvalidesini daha önceden görmüştü. Nebahat Hanım, banket salonunun girişinde durmuş, boynundaki altın zinciri düzeltiyor ve misafirleri giysilerine göre tasnif ediyordu sanki. Zeynep kapıda duraksadı. O bakışı tanıyordu; bir kuyumcu çalışanı gibi, soğuk ve hesapçı. Üzerinde üç senedir her davette giydiği o koyu lacivert, ışıltısız elbise vardı.
Nebahat Hanım, Zeynepi ancak yanına yaklaşınca fark etti. Yüzü bir anda gerildi.
Ay Zeynepciğim, burası sana göre değil. Canım, yanlış kapıya geldin herhalde? Burası ciddi insanlar için, iş yemekleri için. Senin seviyen tren garının lokantası, oraya geçiversen daha iyi olur. Keremi patronları önünde rezil etme, akıllı kızım.
Zeynep sustu. Bir sürü göz ona döndü. Kimisi kısık bir gülüş attı, kimisi kafasını çevirip utançla başka tarafa baktı. Uzun masada, tabaklar ve kadehlerle dolu, Kerem oturuyordu. Bileğindeki pahalı saati düzeltti ve Zeynepe öyle bir baktı ki sanki yabancı biri yanlışlıkla içeri girmiş gibi.
Zeynep, annem doğru söylüyor. Bu ortam sana uygun değil. Eve git, sonra ben gelirim.
Yerinden kalkma zahmetine bile girmedi. Hatta yaklaşmaya çalışmadı. Sadece elini salladı, Zeynepi bedenen de uzaklaştırdı ve tekrar misafirlere döndü. Gri takım giyen bir adam yanındakine fısıldadı, ikisi de sırıttı.
Zeynep döndü, çıktı. Ne gözyaşı, ne ufak bir açıklama… Kapı arkasında sessizce kapandı.
Dışarıda rüzgar esiyordu. Zeynep telefonunu çıkardı, bankadaki uygulamayı açtı. Firma kartlarının tamamı Zeynepin hesabına bağlıydı tam beş yıl önce, Keremin batışından sonra borçlarını kapatıp onu düze çıkardıktan sonra ısrarla kendisi bağlamıştı. O zamanlar alacaklılar gece arardı, Kerem mutfakta solgun halde: Başaramadım, her şey bitti. Zeynep köydeki baba evini satıp hiç sorgulamadan tüm parasını verdi. Geceleri muhasebe tutar, tedarikçilerle pazarlık yapardı, Kerem ise itibarımı tekrar oluşturuyorum bahanesiyle ortalarda dolanırdı. Kerem kartları kullanır, kendisinin başarısı sanırdı.
Bir hareket kurumsal kart bloke edildi. Zeynep ekrana baktı, sonra telefonu çantasına koydu. Hepsi bu.
İçerde insanlar iyice rahatladı. Nebahat Hanım, Keremin sıfırdan nasıl yükseldiğini nutuk çekiyordu, Kerem tebrikleri topluyor, bir sağa bir sola el sıkıyordu. Mutluydu işte istediği tablo: ciddi insanlar, şık masa, saygı…
Garson hesabı getirdi. Kerem umursamazca kartı uzattı, rakama bile bakmadı. POS cihazı bipledi. Bekleme… Tekrar bip. Reddedildi.
Tekrar deneyin, Keremin yüzünde gülümsemeden eser yoktu artık.
Tekrar denedi garson. Yine yok. Üçüncü deneme. Yine yok.
Nebahat Hanım hışımla tezgaha gidip, yöneticiyi tepeden süzdü.
Ne saçmalık bu? Benim oğlumun parası biter mi? Bir düzgün deneyin!
Yönetici, şık takım giymiş genç bir kadın, gözünü devirmeden:
Kart, hesap sahibi tarafından bloke edildi. Zeynep Hanım erişimi birkaç dakika önce kapattı. Nakit ödersiniz ya da güvenliği çağırıyoruz.
Salon buz kesti. Bazı misafirler telefonuna gömüldü. Bazısı duymazdan geldi. Keremin yüzü bembeyaz oldu, telaşla Zeynepi aramaya çalıştı. Açmadı. Tekrar… Kapalı.
Nebahat Hanım oğlunun kolunu sıktı, dişlerinin arasından fısıldayarak:
Oğlum, bu rezaleti hemen çöz! Hemen ara, açsın kartı. Görüyorsun değil mi, ne utanç!
Kerem dinlemiyordu. Telefonunu çılgınca karıştırıyor, diğer hesapların şifrelerini hatırlamaya çalışıyordu. Yok. Hepsi Zeynepe bağlı. Belgeleri ne zaman imzalattığını hatırlamıyordu bile. Hep Zeynep getirirdi, Kerem sadece göz ucuyla imzalardı.
Misafirler masadan kalkmaya başladı. Kimi mazeret uydurdu, kimi sessizce çıktı. Gri takım giyen yaşlı bir müşteri yanına gelip Keremin omzunu acıma ile okşadı:
Olur böyle, kardeşim. Eşine biraz değer verecektin. Geç kaldın artık.
İlk çıkan oydu, ardından herkes gitti. Salon on dakikadan kısa sürede bomboş kaldı; sadece Kerem, annesi ve elinde hesapla yönetici vardı.
Yirmi dakikanız var, dedi yönetici duygusuzca. Sonra güvenliği çağırıyorum.
Nebahat Hanım çantasından birkaç banknot çıkardı. Yetmedi. Kerem cebini karıştırdı, bir miktar buldu. Eksikti. Yönetici soğuk bir merakla izliyordu.
Eşinizi aradınız mı?
Kerem sustu. Nebahat Hanım öfkeyle burnundan soludu, yüzü kızardı.
O köylü kızı… Nasıl cüret etti! Ben onu…
Anne, yeter, Kerem hani zorla, ama kararlı bir tonla söyledi.
Anladı ki Zeynep olmadan hiçbir şeyi yoktu. Ne şirket, ne hesap, ne teknik. Sadece başka birinin temelinde kendi ismi varmış!
Zeynep otobüs durağındaki bankta oturuyordu. Telefonu Kerem, sonra kayınvalide, sonra yine Kerem aradı. Mesajlar peş peşe: Ne yapıyorsun?, Saçma sapan işleri bırak, kartı aç, Evde konuşuruz, rezillik çıkarma.
Ekranında satırlar çoğaldı, gittikçe daha hırçın, daha çaresiz. Sonra telefonunu kapattı. Ekran karardı, ortam sessizleşti.
Keremin başta Sensiz başaramazdım, Zeynep dediğini hatırladı. O zaman inanmıştı; teşekkür, sevgi sanmıştı. Meğer teşekkür yokmuş, sadece almak varmış. Kolaylık sunmadığında, davette kim olduğunu açıklaması gerektiğinde, masada yer açılmadığında hemen kapı dışarı edilmişti.
Otobüs geldi. Zeynep kalktı, içeri girip cam kenarına oturdu. Camdan İstanbulun soğuk ve yabancı yüzü akıyordu. Ama uzun zamandır ilk defa rahat nefes aldı.
O masada kendisine yer yoksa, o insanlara da hayatında artık hiç yer yoktu.
Üç gün sonra Kerem çıktı kapısına. Bitkin, mor halkalı gözlerle. Sessiz, ne söyleyeceğini bilemiyor.
Zeynep, hadi abartmayalım. Sonuçta aile değil miyiz?
Zeynep kapıyı tamamen açmadı; eşiğinde durdu, sakin.
Aile? Ortalıkta herkesin gözü önünde salondan kovulan mı? Annenin burnunun kıvırdığı mı?
Annem yanlıştı, biliyorum. Ama bir akşam için her şeyi yıkacak mısın?
Hiçbir şeyi yıkmadım, Zeynep öfkesiz, sessiz halde konuştu. Sadece kendi hakkımı aldım. Şirket benim üzerime, hesaplar benim. Sen sessizken faydalandın.
Kerem dişlerini sıktı. Yüzünü korumaya çalıştı, ama sesi titredi:
İntikam alıyorsun. Bu öyle bildik bir intikam.
Hayır, Zeynep başını salladı. İntikam acıtmak ister. Bana ise artık fark etmiyor.
Kapıyı kapattı. Kerem bir dakika kadar kaldı, sonra gitti. Bir daha gelmedi.
Nebahat Hanım bir ay boyunca uzun, tehdit ve hakaret dolu mesajlar attı. Zeynep açmadan sildi. Sonra onlar da bitti.
Şirketi sembolik bir rakama Keremin eski ortağına sattı; zamanında belge işlerinde yardım etmiş, fazla sorgulamamış bir insana. Başka bir semtte kiralık ev tuttu, yeni bir işe girdi. Hayat daha sade, sessiz oldu. Altın zincirler, lüks davetler, elbise incelemeleri yok artık.
Bir gün, o salona rastladı yol üstünde. Durdu, tabelaya baktı. O akşamı, kayınvalidenin sesini, misafirlerin yüzünü, Keremin bakışını hatırladı. Savunmasını beklediği anları düşündü.
Ama Kerem sessiz kalmıştı. Zeynep ise gitmişti.
Bir süre daha durdu, sonra köşeyi dönüp yürümeye devam etti. O köşede, yepyeni bir hayat başlıyordu. Artık onların hiçbiri olmadan.



