Ben Komadayken Baldan Dökülen Tüyleri Yüzünden Yengem Köpeğimi Sokağa Attı

Bir rüyadaydım belki, ya da rüya benim içimdeydi; ne fark ederdi? Evimin ruhu hep tıkırtılı parkelerin üstünde dolaşan Sultanın pati sesleriyle yaşardı. Sultan, 60 kilo bir Kangal, bana sadece bir köpek değil, vefat eden eşim Ayşenin son nefesiydi. Ayşen, göçmeden evvel bana Birbirimize iyi bakacağız, diye söz vermişti.

Kazadan sonra, komadan gözlerimi açtığımda; anestezinin puslu karanlığında aradığım ilk şey kız kardeşim Elifin elinden ziyade köpeğimin sıcaklığı, Sultanın göğüs kafesini dolduran nefesiydi.

Sultan? dedim sersem bir fısıltıyla. Tamam Ahmet, dedi Elif, kusursuz, yırtıcı bir sırıtışla. Bahçede seni bekliyor. Dinlen. Bugün biliyorum ki o gülüş, soğuyan bir cesedi bekleyen akbabaların gülüşüydü.

Taburcu olduğum gün, havası tanıdık olan evime geldim. Yılların yas ve alın teriyle ödeyip sahiplendiğim evde, koltuk değnekleriyle yürüdüm. Evin kapısından girer girmez, sessizlik zihnimi ikinci bir kaza gibi yıkadı. Ne havladı ne de o şefkatli devin ağırlığıyla üstüme atladı Sultan. Hiçbir şey yoktu.

Bahçe, eskiden Sultanın kazdığı çukurlarla doluydu; salıncağın yanına bıraktığı eski oyuncaklarla. Şimdi ise bir peyzaj dergisinden fırlamışçasına, şaşırtıcı bir düzen içindeydi. Verandada, Elif ve Ercan şaraplarımı açıp kadeh kaldırıyordu.

Nerede? diye sordum, sesim ezilmiş taş gibiydi.

Elif, aşırı bir tiyatrallıkla iç çekti. Ahmet… Sultan çok hırçındı. Ayşene olan özlemiyle aklını kaybetmişti. Bir gün bahçe duvarını atlayıp gitti. Ercan günlerce aradı, değil mi canım?

Ercan gözlerini kaçırarak, kadehindeki şaraba gömüldü. Evet, çok aradım. Ama bak, şimdi huzurlu bir şekilde iyileşebilirsin. Ne tüy, ne koku, ne pislik. Hatta Sultanın kazdığı yere havuz yapıyoruz. Aileye lazım.

O gece, göğsümdeki boşluk bacaklarımdaki kırıklardan daha acıydı. Her zaman bana şefkat ve merhametle bakan komşum Münevver Teyzeye gittim.

Elifler Sultanı hiç aramadı, dedi bana, eski kameraların flaşındaki görüntülerle dolu bir USB uzatarak. Senin köpeğin onlara göre evin havasını bozuyordu.

Kamerada Ercanın Sultanı boynundan sürüklediğini gördüm. Sultan hiç direndi. Pencereye, odama, bana baktı. O sessiz, boğuk hüzün, bana video olmadan bile kemiklerimden geçti. Onu bir kamyonetin arkasına koydular; eski Ankara yoluna, yalnızca halı ve bir şefkat tanıyan dev köpeğim, asfalt ve talihsizliğe terk edildi.

Sultanı bir barınakta buldum. Zayıftı, kaburgaları acı bir piyano tuşları gibi çıkık, ayağı sargılıydı. Beni görünce üstüme atlamadı. Toprağa kapandı, kafasını dizime koydu ve öyle bir iç geçirdi ki, Neden bu kadar geciktin? dedi sanki.

O an Ahmet ve aile kavramı öldü. İnsanın kanı, yalnızca leke bırakır ama sadakat kutsaldır: bunu öğrendim.

Evime Sultanla geri dönmedim hemen. Tam iyileşmesi için klinikte bıraktım. Ben başka bir tür temizlik yapacaktım.

Pazar günü, Elif ve Ercan mangal partisi düzenledi. İyi arkadaşlarını çağırmışlardı, miras kaldığını sandıkları evi göstermek için. Bahçede, gelecekte yapacakları havuzun yerini kireçle çizmişlerdi.

Bahçeye gittim. Sessizlik bir bulut gibi asılıydı. Ahmet! diye bağırdı Elif. Yeni hayatını kutluyoruz!

Doğru, dedim, zorla ama soğukkanlı bir şekilde oturup. Kutlayalım. Evin sahiplilik durumuyla ilgili karar verdim.

Ercanın gözleri açgözlü bir sıçan gibi parladı. Yani? Tapuya bizi mi yazacaksın? Sen yokken eve biz baktık sonuçta…”

“Eve baktınız, ama en sevdiğim şeye bakmayı unuttunuz,” dedim bir dosya fırlatarak. İşte Sultanı sürüklediğiniz videolar. Veteriner raporu ve Sultanın susuzluk kaydı burada.

Elifin rengi kül grisine döndü. Senin iyiliğin içindi Ahmet

Susun. Dinleyin, dedim. Bu sabah Evim ve Bahçem Vakfı ile ömür boyu oturma hakkı şartıyla resmi bağış yaptım. Tapu artık Patiler Kurtuluş Vakfı’nın.

Ne? Deli misin? diye bağırdı Ercan. Bu ev bir servet değerinde!

İçinde sevgi olmayan ev bir hiçtir, dedim, acı bir gülümsemeyle. Ben ölene kadar burada oturacağım, ama gerçek mal sahibi barınak. Anlaşmaya göre, yarın sabah 8de bahçe, büyük köpekler için rehabilitasyon merkezi oluyor.

Kız kardeşim, bayılmak üzereydi. Yirmi köpek geliyor Elif. Yirmi Sultan, bol tüy, bol koku, bol havlama. Misafir olarak, yani kontratsız oturanlar olarak, size iki saat veriyorum. Kamyonlar, kafesler ve gönüllüler gelecek.

Elifim! dedi, çaresizce. Bir köpek için beni sokağa atamazsın!

“Bir aile üyesini karanlık bir yolda ölüme terk ettin,” dedim, koltuk değneğine dayanarak, her zamankinden güçlü. “Beni köpeksiz bırakmadın, bana gerçekten kimlerin hayvan olduğunu gösterdin.”

Eşyalarını toplayıp, ödemesi mümkün olmayan kiralık evlere doğru yola çıktılar. Arkalarından rezilce dağılan arkadaşları vardı.

Bugün, bahçemde camdan havuz yok. Engelli parkuru var, mutlu patilerin yıprattığı çimler ve duvarlarda yeniden canlanan havlama korosu. Sultan yanımda uyuyor, kilo ve güvenini geri kazanıyor.

Bazen insanlar Kan bağı değil miydi? diye soruyor. Ben ise sadece Sultanın sarkık kulaklarını okşayıp cevap veriyorum:

Aile, DNA değil. Karanlık çökünce terk etmeyenlerdir.Sultan bana başını kaldırıp, gözlerinde eski günlerden bir parıltıyla uzun uzun baktı. Bahçemiz, gün batımının sıcak ışığıyla dolarken, rehabilitasyondaki diğer köpekler neşeyle koşuyordu. Bir zamanlar yalnızlık ve acının hüküm sürdüğü o ev, şimdi dayanışmanın, toparlanmanın, ikinci şansların kök saldığı bir yuvaya dönüşmüştü.

Sultan sessizce yanıma sokuldu, burnunu avuçlarıma yasladı. Etrafımızda umut yeniden filizlenmişti; patiler, insanlardan daha gerçek bir iyilikle taşınan dostluklar kuruyordu. Her gün, yeni bir can kapıdan giriyor; eski yaralar iyileşiyor, bahçede birlikte koşuyor, Sultanın liderliğinde hayata tutunuyordu. Hepimiz sessizce bir aile oluyorduk; kayıp, keder ve barınaksızlığın üstüne inşa edilen, sevgiyle örülen bir aile.

Geceleri, Sultan ve ben verandada oturuyorduk. Karanlığa bakıp, kaybolanların yasını tutmak yerine, hayatta kalanların şerefine sessizce gülümsüyorduk. Sultanın başını okşarken bir şey biliyordum: bazen insanın yeni bir nefese, yeni bir patiye, yeni bir eve ihtiyacı vardır. İnsan, ancak kalbiyle sahip olur; ve gerçek aile, yanınızda havlıyor, ellerinizin arasında uyuyor, yaralarınızı sessizce sarıyorsa, kaybetmiş sayılmazsınız.

Gün döner, bahçede her sabah umut yeşerir. Ve artık ne ben ne Sultan yalnızız; çünkü gerçek aile, her zaman geri gelir bazen bir patiyle, bazen bir kalp atışıyla.

Rate article
Lifequest
Ben Komadayken Baldan Dökülen Tüyleri Yüzünden Yengem Köpeğimi Sokağa Attı