“Ben diyorum ki, artık modern insanlarız. Birlikte yaşamayı öneriyorum, ama bir şartla: giderler yüzde elli-yüzde elli, ama ev işleri sende, çünkü sen kadınsın… O anda derin bir sessizlik oldu… Şaşkınlıktan donup kaldım…”

Bugün olanlar hâlâ zihnimde yankılanıyor. Bir süredir birlikte olduğumuz Barış ile ortak bir hayatı konuşmaya başlamıştık. Altı ay boyunca küçük eksiklerini bile sevimlilik olarak görüyordum, geleceğe dair hayallerimiz hep parlak ve umut doluydu. Barış bana neredeyse kusursuz geliyordu: akıllı, başarılı, kültürlü, her zaman şık ve özenli. Hafta sonları Kadıköydeki kahvecilerde buluşuyor, Modada yürüyüşe çıkıyor, filmleri tartışıyorduk. Sanki düşüncelerimizde ve hedeflerimizde hep buluşuyorduk.

Ama zamanla anladım ki aslında farklı yollara bakıyormuşuz. Ben ilişkide eşitlik ararken, Barış rahatlığı başka bir şekilde arıyormuş.

Bir akşam, Beyoğlu’nda küçük bir restoranda yemek yerken konu açıldı. Barış çayımızı doldururken aniden dedi ki: “Bak, artık birbirimizin evine gidip gelmek yorucu olmaya başladı. İki ayrı ev tutmak saçma. Birlikte taşınalım mı? Merkeze yakın güzel bir iki odalı ev bulalım.”

Gülümsedim, bu hamleye zaten uzun zamandır hazırdım. Fakat hemen ardından yaptığı konuşma beni bambaşka bir gözle ona bakmaya itti.

“Şimdi, kuralları da baştan netleştirelim,” dedi, sanki evlilik değil de ticari bir anlaşma konuşuyormuş gibi. “Biz de günümüzün insanlarıyız. Bütçemiz ayrı olsun, ortak masrafları yarı yarıya ödeyelim. Kira, fatura, market hepsi 50/50.”

Başımı salladım; eşitlik, evet, mantıklı.

“Peki ev işleri nasıl olacak?” diye sordum, aynı şekilde eşit bir paylaşım bekleyerek.

Barış hafifçe kızardı, sonra rahatlatıcı bir gülümsemeyle yanıtladı: “Orası doğal. Sen kadınsın, evin düzeni sende. Yemek, temizlik, çamaşır senin alanın. Ben de arada yardım ederim; mesela çöpü çıkarırım veya bir şey kırılırsa tamir ederim, ama esas iş sende. Zaten evinin hanımı olmak istemez misin?”

Dondum. Kafamda bu sözleri sindirmeye çalıştım.

Sevgili bir kadın varsa, neden yardımcıya para vermek gerek ki?

Artık tartışmayı Barış’ın kendi diliyle devam ettirmek istedim.

“Barış, seni anladım,” dedim sakince. “Finans konusunda ortaklık istiyorsun, bu adil. Yemek, tertemiz gömlekler, pırıl pırıl bir ev arıyorsun. Ama ben de senin gibi tam zamanlı çalışıyorum. Akşamları tüm enerjimi ev işleriyle tüketmek istemiyorum.”

Barış ciddiyetle dinliyordu.

“O yüzden sana bir önerim var,” dedim. “Madem masrafları paylaşacağız, ev işlerinde de medeni bir yol izleyelim. Haftada iki kez temizlikçi tutalım: temizlik, ütü, birkaç günlük yemek. Ücretini de ikiye bölelim. Eviniz hem düzenli olur, hem kimse kendini yormaz. Hoş ve sıcak ortamı ben yaratırım; mumlar, perdeler, dekorasyon bana kalır.”

Barışın yüzü önce şaşırdı, sonra gerginleşti ve en sonunda yabancılaştı. Gözlerinde hesap makinesi çalışıyordu, toplam tutar ona ağır gelmişti.

“Neden yabancı biri evde olsun?” dedi yüzünü ekşiterek. “Bu gereksiz masraf. Sen kadınsın, sevgiline bir yemek hazırlamak zor mu? Bu sevgi göstergesi, bir iş değil.”

Kadının emeğini gerçek anlamda tartışınca, işin adı birden sevgi ve kadınlık görevi oldu. Akşam yemeği sevgi; market harcaması ticaret.

“Barış,” dedim yumuşakça, “Eğer ben sekiz saatlik iş gününün ardından, sen oyun oynarken ya da dizi izlerken, yemek yapıp evi toparlıyorsam, buna bakım demem, sömürü derim. Bütçeyi ayırıyorsak, sorumluluğu da ayıralım. Ya işleri beraber paylaşalım, ya üçüncü bir kişiyle halledelim ve masrafı paylaşalım. Ben, senin kadar para verip, iki kat fazla çalışacağım bir düzen istemiyorum.”

O sessiz kaldı ve akşam yemeği gergin geçti. Sonra “Düşünmem lazım,” dedi.

Ertesi gün “Günaydın” mesajı gelmedi. Akşam ise kısa bir mesajla, “İşten geç çıkacağım,” dedi. Üç gün sonra tamamen kayboldu; ne mesaj, ne telefon.

Bir hafta sonra ortak arkadaşlardan duydum: “Barış ayrıldı; çünkü sen para odaklıymışsın, ev işlerini sevmiyormuşsun. Sen sadece paraya bakıyorsun, aile hayatına hazır değilsinmişsin.”

Başta çok canım yandı. Altı aylık ilişki, umutlar, hayaller ama sonra içimde büyük bir rahatlama yaşadım.

Onun kaybolması, her şeyin en güzel cevabıydı. O bana değil, ona zahmetsiz ve sıcak bir yuva lazımmış.

Barış gitti, iyi ki gitti. Kendime temizlikçi tuttum. İşten dönüp tertemiz eve giriyorum, çayımı hazırlayıp düşünüyorum: Değer vermeyene hizmet etmekten kurtulmak ne büyük bir özgürlük!

Rate article
Lifequest
“Ben diyorum ki, artık modern insanlarız. Birlikte yaşamayı öneriyorum, ama bir şartla: giderler yüzde elli-yüzde elli, ama ev işleri sende, çünkü sen kadınsın… O anda derin bir sessizlik oldu… Şaşkınlıktan donup kaldım…”