İki yıl önceydi, valizimi toplamaya başladım. Hem kendi eşyalarımı hem de çocuğumun eşyalarını yerleştirdim. Arabaya bir çocuk koltuğu taktım. Ufak bir ısıtıcı edindim. Ardından adliyeye gittim, vasi onay belgemi almak için.
Birkaç saat sonra oğlumun odasına doğru gidiyordum. O, kavuşmamızın günüydü. Bütün hafta boyunca her gün toplam 60 kilometre yol gittim, onu görmek ve sonra tekrar eve dönmek için. Bir hafta boyunca bu rutindeydim, hem de ne uzun bir hafta!
O zamanlar daha çok küçüktü. Eymeni karnının üstüne yatırır, sanki bana aitmiş gibi hayallere dalardım. Sanki o hep benimmiş gibi hissederdim. Muhtemelen o da aynı duyguları paylaşıyordu. O anlarda, ikimiz de sükunet buluyorduk.
Evlat edinenlerin arasında bugüne Leylek Günü derler. Aileye beklenen bir yeni üye geldiğinde, herkesin içini tarifsiz bir sevinç kaplar. Anne babalar yaşamlarına yeni bir anlam bulur, çocuk da bir aileye kavuşmanın umudunu taşır. Hayatından, normal bir yaşamın sıcaklığını hissetmeye başlar.
Bense, kızımı sahiplenip gerçek anlamda ona bağlanmam aylar aldı. Fakat oğlumda bu çok daha hızlı oldu. Kısa sürede kalbimde ona ait kocaman bir yer açıldı. Evimde de öyle Hâlâ annesinin nasıl böyle bir karar alabildiğini, nasıl vazgeçebildiğini anlamıyorum. Üstelik oğluna tek bir kez bile bakmamış. Bir kez baksaydı, belki her şey çok farklı olurdu. Sevmeden durmak imkansızdı zaten. Sanırım bu kaderdi, bana nasipti. Oğlum bana bir armağandı.
Ben ona mucize çocuk diyorum. Onda bambaşka bir enerji, cazibe var. İnşallah çok mutlu büyür. Benim Eymenim Onun annesi olmak benim en büyük onurum.




