— Eşyalarını topla, ilk aşkımla karşılaştım, dedi kocam. Ama bir saat sonra kendi valiziyle kapıda kaldı.

Toparlan, eşyalarını hazırla, lise aşkımla tekrar karşılaştım, dedi eşim. Ama bir saat sonra kendi eşyalarını almıştı eline.

Murat, pazar akşamı mezunlar buluşmasından döndü. Ben de mutfakta bulaşıkları yıkıyordum.

Nedense farklıydı bugün Murat. Böyle bir sevinç, bir özgüven Sanki terfi etmiş ya da Milli Piyango ona çıkmış gibi bir hali vardı. Elimi havluyla silip fazlaca belli etmeden baktım ona: Demek ne muhabbetler, gururla oturmuşlar, ne güzel

Hiçbir şey demedi. Üstünü çıkardı, yatağa gitti, yattı.

Ertesi sabah, kahvaltı için mutfakta oturuyordu. Yüzünde hayati bir karar almış insan ciddiliği vardı. Ellerini masaya koymuş, gözleri derin bir şey düşünüyor. Ben de kahvesini önüne koyarken, dolaba yöneldim, dünkü köfteleri bitirmek için düşündüm. İşte tam o sırada başladı konuşmaya.

Ayşe, konuşmamız gerek.

Eyvah, dedim içimden. Tam bir Türk dizisi girişi, artık sonrası ya cezaevi, ya ayrılık, ya başka bir facia.

Dün akşam Elifi gördüm. Hani sana anlattığım ilk aşkım vardı ya

Tabii ki hatırlıyorum, dedim kendi kendime. Elif, Muratın laflarında beş yılda bir gündem olurdu. En çok içtiği, hüzünlendiği akşamlar. Ah, gençtik be Ayşe derdi. Her evliliğin klasik hikâyesi.

Oturduk, sohbet ettik, uzun uzun Sana kısaca söyleyeyim Ayşe, toparlanman gerek.

Dolaptan köfteleri çıkarmış, masaya koyuyordum. Dondum.

Ne dedin?

Karar verdik. Ben ve Elif. Artık birlikte olmak istiyoruz. Anlatabiliyor muyum?

Uzun bir süre göz göze geldik Muratla.

Zaten bu ev bana ait dedi Murat, işini sağlama alır bir tavırla. Hani o bana ne! havası olur ya Sen kendine başka bir yer bulsan iyi olur.

Köfteleri tekrar dolaba koydum. Kapıyı yavaşça kapattım, turistik Türkiye magneti düşmesin diye dikkat ettim.

Her şey belli mi yani? diye sordum.

Evet.

Başımı salladım. İçeri, odaya geçtim.

Kendimi yatağın ucunda bulup duvara boş boş baktım. Duvarda geçen Ocakta toptancıdan aldığımız kedili takvim asılı, ucuz diye almıştık. Ocak çoktan bitti, Şubat da bitti, kedicik hâlâ orada. Felsefi bir empatiyle bana bakan turuncu kurdeleli yavru kedi.

Demek buraya kadarmış, dedim içimden.

Yirmi yıl boyunca aynı adamla yaşamıştım. Şimdi ise adam, mutfakta oturmuş valiz yapmamı bekliyordu. Yirmi yıl dile kolay, hele de evlilikte

İlk tuttuğumuz ev Başakşehirdeydi. Musluk damlatıyor, yan dairede gece boyu kavga gürültü. Muratın iflası, üç ay suratı asık gezdi de ben hiç çaktırmadım, her akşam balkonda birasını içerdi.

Bir gece apandisit yüzünden koşa koşa hastaneye götürdüm, doktor bir saat daha geç kalsanız her şey biterdi dedi sonra. Bir de kendi öğrencilerimin mezuniyet günü var, ben Türkçe öğretmeniydim, Murat elinde çiçekle kapıda durmuş, hem utangaç hem gururlu. Bunların hepsi oldu. Hepsi oldu ama, hiçbiri bir anlam ifade etmiyormuş demek ki.

Kalktım, yürüdüm. Dolabın önünde durdum.

Yukarı rafta, köşe bir yerde belgeler kutusu. Onu indirdim.

Murat mutfakta oturuyor, elinde telefon, arada sırada gülümseyerek mesajlaşıyor. Büyük ihtimalle Elifle. Bu gülümsemeyi yeni bir hayat kurduğunu sananlardan görürsün.

Masaya oturdum, belgeleri koydum.

Belgeleri mi topluyorsun? dedi Murat, kaşını kaldırarak.

Yok, sana göstereceğim bir şey var.

Dosyayı açtım.

Ayşe, şimdi sırası mı?

Bir sus hele.

Aradığım ki buldum, çıkardım önüme koydum.

On beş sene önce, Murat ilk inşaat malzemeleri işine kalkışırken avukat evlilik sözleşmesi imzalayın demişti. Murat çok da umursamamıştı: Ya önemli değil, Ayşe, prosedür işte, biz aileyiz Notere tek başıma gittim, imzaladım. Eve getirip ona gösterdim. Tamam deyip masanın dibine attı. Ben de gizlice dolaba koydum sonra.

Sstratejik biri değildim, ama düzenliydim.

Bu arada, o inşaat malzemeleri işi, büyük planlar, hayaller tam 14 ay sürdü. Sonra çöktü. Başından beri yamuktu çünkü.

Bayağı borç kaldı. O zaman bir defa, Evi satalım, kurtulalım dedim. Murat, Olmaz, ben hallederim dedi. Ve, sözde üç ayda hallerim dediği borcu altı yılda zorla ödedi. Ben de o altı yıl boyunca iki işe koştum, hiç sızlanmadım.

Murat belgeyi aldı, irdelemeye başladı.

O sırada ben kendime soğumuş kahveyi koyup içtim.

Bir dakika dedi Murat, sesi kısık ve temkinli. Burada yazıyor ki

Evet dedim.

Diyor ki, boşanırsak ev senin.

Evet.

Ama nasıl yani

Elinde belge, bir bana bakıyor, bir kağıda.

Bıraktım, iyice okusun. On beş sene önce ilgilenmemişti, şimdi dikkatle inceliyor.

Ya krediler? dedi.

Onlar da senin işinden kalanlar, dördüncü maddede.

Sessiz kaldı. Telefonu titriyor, Elif yazıyordur, ama cevap bile vermedi.

Ayşe, dedi bu kez yutkunarak, sen bunları bilerek mi sakladın?

Dürüstçe cevap verdim:

Hayır, sadece belgeleri asla atmıyorum.

Gerçekten. Tüm makine talimatları, faturalar, eski sağlık raporları, eski garanti belgesi Evde hurda niyetine saklayan biriyim. Ne yapayım?

Murat bir daha belgeye baktı, sonra cama yöneldi.

Kalktım, belgeleri aldım, bardağımı bulaşığa koydum, sonra döndüm.

Murat, ikimizden biri bu evden çıkacaksa, o da sensin, dedim. Haklısın.

Ve odaya geçtim.

Murat, mutfakta yirmi dakika kadar daha kaldı.

Belki de yarım saat. Hiç bakmadım saate. Ben odamdaydım, ev halindeydim. Herkesin tuhaf, tatsız bir anda yaptığı gibi: Hiçbir şey yapmadan oyalanmak. Yerde duran kitapları istifledim. Sardunyayı pencere önünden rafa aldım. Dolabın üstünü sildim. El eli meşgul edince, kafan susuyor.

Murat, kapıda göründü nihayet.

Ayşe

Arkamı döndüm. Kağıt hâlâ elindeydi, sanki onu kurtaracak bir belgeymiş gibi sıkı tutuyordu.

Şey, Ayşe, bak, konuşalım güzel güzel.

Konuşalım, dedim. Duygusuz, düz. Tamam.

Ama bu belge O dönemden, bambaşka bir zamandan kalma, şimdi ne anlamı kaldı ki?

Nasıl yani?

Cevap veremedi. Ne diyebilir, O zaman ayrılacağımızı düşünmedim mi diyecek? Bu kadar önemli olacağını bilmiyordum mu diyecek?

Noter tastikli, dedim. Kanunen geçerli. Kontrol ettirdim.

Ne zaman kontrol ettirdin?

Beş sene önce, annemin miras belgesi için ararken, arada sordum yani.

Şimdi bana bakışı, yılların ihmalini yeni fark etmiş gibiydi.

Sen bu işe kasten mi hazırlandın yani?

Biraz düşündüm.

Hayır, düzenliyim sadece, dedim tekrar.

Gerçekten, beş yıl önce noteri başka bir iş için aramıştım, Evlilik sözleşmesi aynen geçerlidir, merak etmeyin demişti. Ben de tamam dedim, kapattım, unuttum. Ta ki bugüne kadar

Murat tekrar mutfağa döndü. Adımlarını duydum, biraz sessizlik, sonra karmaşık sesler, çekmeceler açıldı, kapandı.

Kapıdan baktım; mutfağın köşesine bakıyordu.

Ne yapıyorsun? dedim.

Düşünüyorum.

Neyi?

Cevap yok.

Yanına geçtim, çaydanlığı koydum ocağa.

Murat, bir şey soracağım. Sen nereye gideceğini düşündün mü?

Bana baktı.

Sessizlik.

Anlaşıldı, dedim.

Bildiğin gibi oldu, Murat belli ki bu sahneyi başka türlü hayal etmiş. Önemli laflar edecek, ben üzülüp ağlayıp toplanıp anneme gideceğim. O evde kalacak, Elif de gelecek yanına. Her şey kolay, net.

Ama Ayşenin elinde o eski anlaşmanın olması, bu senaryoyu yıktı.

Çay kaynadı. Demledim.

Ben bir yere gitmiyorum, dedim. Burası benim evim, burada kalacağım.

Sustu.

Peki ben nereye gideyim

Elife, hatırlattım. Hani birlikte olacağınıza karar vermiştiniz ya.

Elife karşı hiç kızgınlık hissetmiyordum. Bir yabancının hikayesinden ekstra bir oyuncuydu. O akşam, mezunlar buluşmasında içkiyle güzelleşen anıların yanında ben fazlalıktım.

Olur bazen.

O da dedi Murat, sustu.

Ne olmuş?

O da kesin bilmiyor, henüz net konuşmadık, hazır değil miş

Çayımı bıraktım.

Murat

Efendim?

Şimdi bana toparlan diyorsun ama Elifle nereye gideceğini bile konuşmadın ha?

Sustu, yüzünden anlaşılıyor, aynen öyle.

Bazı adamlar büyük karar almakta çok iyi, ayrıntılarda fena tökezlerler.

Dolaba gidip eski kahverengi seyahat çantasını çıkardım, masaya koydum.

Buyur, dedim. Gerekli eşyalarını al.

Ayşe

Murat, kararını verdin. Ben de kabul ettim. Şimdi uygula.

Çantaya bakıp bir türlü toparlanamadı. Ama artık bir şeyler kırıldı içinde.

Odaya geçip toplamaya başladı.

Ben mutfakta kaldım. Dolap kapağı açıldı, komodin çekmecesi gıcırdadı, traş makinesi ses çıkardı.

Yirmi yıl. Eşya birikmiş bir seyahat çantasını zor doldurdu.

Bir saat sonra Murat antredeydi, çanta elinde. Yüzünde ne tam pişman, ne tam farkında şaşkın bir ifade.

Ayşe, dedi, araşırız.

Olur, dedim.

Hani şey, boşanma işleri için belge falan

Konuşuruz, ara.

Bir süre daha bekledi. Belki ağlayacağımı, yalvaracağımı düşündü. Ama hiçbiri olmadı.

Kapıyı açtı, çıktı.

Üç hafta sonra, eski iş arkadaşım Fatma Hanımdan duydum, Muratın Elifle de bir arpa boyu yol alamadığını.

Elif, ablasında yaşıyormuş. Tek odalı ev, ablası, enişte, iki çocuk. Romantizm hak getire. Murat, oraya gidemedı haliyle. Başka semtte yaşlı bir kadının evinde oda kiralamış, kadın misafir bile kabul etmeyi sevmezmiş.

Elif de öğrenince ki Muratın artık evi yok, uzun süreli ciddi düşünmedi, soğudu. Uzaktan bakınca Aşkı için her şeyi bırakıp gelen adam! havası çekici. Ama gerçekte, bir çanta ve borçlarla gelen adam hiç öyle görünmüyor. İlk aşk, genelde uzaktan güzel.

Dinledim bunları, Fatma Hanıma çay koydum.

Peki sen nasılsın? diye sordu; o özel, tam bir Türk teyzesi şefkatiyle.

İyiyim, dedim.

Gerçekten öyleydim. Üç haftada neler oldu? Uzun zamandır aklımda olan masaj kursuna yazıldım. Eski arkadaşım Gamzeyle buluştum, üç yıldır görmemiştim, oturduk, dört saat lafladık. Yüzme havuzuna üyelik aldım. Ufak şeyler bunlar. Ama hayat, işte böyle detaylardan ibaret.

Bazen akşamları, evde tam bir sessizlik olduğunda aklıma Murat geliyor. Ne öfkeyle, ne pişmanlıkla. Bir ara düşündüm: İyi ki o kapıyı kendi açıp gitti. Belki ben yıllarca açamayacaktım.

Duvarda hâlâ kedili takvim asılı. Ocak, Şubat, sarkık kurdeleli yavru kedi hepsi yerinde. Şunu artık güncellemek lazım, dedim.

Ama sonra Nasılsa vakit var, diye düşündümElimi uzatıp takvimi yavaşça duvardan indirdim. Sayfalarını bir bir çevirdim; Mart, Nisan, Mayıs Her ay yeni bir kedi; kimisi mavi gözlü, kimisi kara duman. Gülümsedim. Ama en çok Aralıktaki yaşlı, gözleri bilge bakışlı, üzerinde koca bir kırmızı fiyonk olan kediyi sevdim. Tuhaf bir huzur verdi bana.

Masaya oturup bir süre takvimi seyrettim. Sonra, derin bir nefes aldım ve defterimi çıkardım. Uzun zamandır yazmayı ihmal ettiğim satırlarla kendime yepyeni bir sayfa açtım. Bugün, tekrar başladığım gün, diye yazdım.

O anda, pencereden gökyüzüne gözüm takıldı. Hava griydi ama bir yerden incecik bir ışık sızıyordu. Sardunyam pencere önündeydi; salkımında kısacık yeni bir tomurcuk çıktı. Hayat, küçük sevinçler ve alışkanlıklar üstüne kuruluydu aslında.

Birden, kapım hafifçe çaldı. Komşumuz Behiye Hanım elinde bir tabak kurabiye, gülümseyerek çıktı karşıma.

Uğramayalı çok oldu, dedi. Kahve ister misin Ayşe?

İlk defa yıllar sonra yeniden, çekinmeden evimi açtım birine. Çayın yanına kurabiyeler dizildi, kahve mis gibi koktu. Behiye Hanım kendi evinin, kendi hayatının küçük hikâyelerini anlattı sararmış fotoğraflar, komik eski kavgalar, tatlı anılar.

Dinledim. Sonra pencereye döndüm, içimde hafif, serin bir rüzgar esti. O an anladım: Bazen yeni bir hayat, sadece bir takvimi değiştirmekle, yahut başka birine kapıyı açmakla başlarmış.

Ve ben, artık hazırım.

Gülümsedim; hem o koca dünyaya hem cam kenarında tomurcuklanan sardunyaya. Yeni sayfamda hiçbir pişmanlığa yer yoktu. Sadece umut, biraz kahve kokusu ve çokça huzur vardı.

Rate article
Lifequest
— Eşyalarını topla, ilk aşkımla karşılaştım, dedi kocam. Ama bir saat sonra kendi valiziyle kapıda kaldı.