Babamı hiç görmedim, annem de ziyarete pek gelmezdi. Orada kaldığım günlerin ardından, nasıl olup da İstanbuldaki ormanda kendimi bulduğumun hikayesini ancak yıllar sonra bakıcılardan duydum. Bir yaşındayken zatürree olmuşum. Hasta düşüp sesi kesilince, ağlamayı da bırakmışım. Günlerce beşik köşesinde sessizce yatmışım, yavaş yavaş giderken, annem üzgün bir şekilde komşu odada rakısını deviriyormuş.
Tam anlamıyla bir alaturka ailede dünyaya gelmişim: annemin rakıya olan sevgisi dillere destandı! Bazen günler boyunca içer, bardakların şıkır şıkır sesiyle ben de gece uykumdan uyanır dururdum. Komşular, bebek ağlamasından bıkınca, annem bir gün beni hastaneye götürmeye karar vermiş. Hemşire bir geldi beni muayene etmeye, baktı, aman Allahım! Üzerimdeki pijamam yanıyor! Üç kişi zor söndürdü alevi. Acil servise götürüldüm, yanıklarım tedavi edildi. Hastanede yanıklarla mücadele ederken annem bir kez olsun ziyarete bile gelmedi.
Hayatımdaki en güzel anılarım, Kasımpaşadaki çocuk yurduyla başladı. Okulumu bitirip iyi bir iş buldum, Beşiktaşta güzel bir eve taşındım. Ev büyük, ince zevkle döşenmişti. Orada oturmak ruhuma bayram sevinci yaşattı. İlk çocuğum doğunca da huzurum devam etti. Kuruluş ailemle kurduğumuz bu sihirli ortamda, tek eksik kendi evladımızdı…
Eşimle birlikte iki yaşında bir kız çocuğunu çocuk yuvasından sahiplendik. Herkes, Aman yapmayın, bulaşmayın, genetik falan var, uğraşmayın, diye uyarsa da, biz kulak asmadık. Çocuk hastalıklı olur diye endişeler vardı ama İstanbuldan taşınırken onu da aldık yanımıza, hiçbir sorun olmadı! Sağlıklı, gürbüz bir kız oldu.
Her gün Allaha şükrediyorum ki kendi aklımla karar verebiliyorum, başkalarının gereksiz uyarılarına kulak asmıyorum. Doktorların tüm korkutmalarının aksine, hiçbir şey olmadı; kızım sağlıklı ve büyüyor. Bence, hayatı çocukların kötü genlerine bağlamak çok kolay. Hemen bunun suçu biyolojik anne babada, genlerde! deyip işin içinden sıyrılmak istiyoruz, sanki koşullar, bakımdan, sevgiden hiç etkilenmiyorlar. Oysa bir çocuğun tek ihtiyacı, sevgi ve kendine ait olduklarını hissettiren sıcak bir ortam; iyi insan böyle yetişir!
Beşinci evlilik yıldönümümüze yaklaşırken tedirginim. Oğlumu, öz çocuğumu nasıl seviyorsam, Defneyi de o kadar seviyorum ikisi de ailem! Fakat bir yanım korkuyor, ya Defne bir gün evlat edinildiğini öğrenirse ve kötü tepki verirse? Nasıl konuşmaya başlamalıyım, hangi kelimelerle anlatmalı? Acaba anlayacak mı, yoksa bir başkası önce söyleyince işler iyice karışır mı? İşte asıl korkum, bu sohbetin nereden, nasıl açılacağı!




