Bazen hayat insana öyle oyunlar oynar ki, benim ve ablamın aynı kaynanayı paylaşmamız gerekti
Herkes eşimi çok severdi, ama ondaki laf cambazlığını kimse görmezden gelemezdi. Beni sözleriyle tavlamıştı; fakat aynı zamanda ablama da göz koymuştu. Eşim, babaannem evini sadece bana miras bıraktığını öğrenir öğrenmez hemen evlilik teklif etti.
O sırada ablam zaten hamileydi. Onunla evlenmeyi planlıyordu ve babam, eşiyle hayat kurmasını istiyordu. Eski sevgilisine bebeğin ondan olduğunu söylemek zorunda kaldı, sırf yanında bir erkek olsun diye
Eşimle ben, küçük bir evde, kayınvalidemlerde yaşamaya başladık. Komşuları arsalarını satmak isteyince, bana evimi satmamı ve o arsayı almamızı önerdi. Kabul ettim. Lakin inşaat için kredi çekmek zorunda kaldık
Kayınvalidem, bana hayatı zindan etti. Her fırsatta laf sokar, kızıyla bana emirler yağdırır, kendi kızı Gülnihali şımartırken bana hayat hakkı tanımazdı. Evimiz tamamlandığında bahçemizdeki çiti yıkıp, köpekleri içeri saldı korktuğumu çok iyi bildiği halde. Gücünü, otoritesini göstermek isterdi. Eşime ne kadar anlattıysam da, Büyütüyorsun, deyip geçiştirdi.
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Mahkemeye gittim; evimizin yarısının bana ait olduğunu sanıyordum, kendi başıma bir daire almak istedim. Ama meğerse ev tamamen kayınvalideme kayıtlıymış. Nasıl bir hileyle yaptıysa, anlayamadım Sokakta kalakaldım.
Sonra eski eşi, yani ablam, babamdan bir ev kalınca eşi hemen harekete geçti, ablamın evliliğini bitirmek için onun kocasına çocuğun asıl babasını anlattı. Ben ondan boşandım, o da Gülnihale bana yaptığı oyunu oynadı.
Bu arada, ablamla pek görüşmüyorduk, olan biteni şans eseri öğrendim. Ama Gülnihal durumu anlayınca bana iş birliği teklif etti.
Komşuları dolaşıp konuştuk; öğrendik ki kayınvalidem ve oğlu, saf kadınları kandırarak beş ayrı arsa almışlar. Önce gelini getirip evine yerleştiriyor, sonra boşadıktan sonra kadını ortada bırakıyorlar.
Mağdurları bulup toplu dava açmaya karar verdik. Ama dava açacak kimse yoktu çünkü eşler yurt dışına kaçmıştı. Geriye sadece kayınvalidem kaldı; şimdi de utanmadan bize torunları vermemizi, kendi kanından olanları istemekte.
Bize, Kendi eviniz yok, çocuklara bakamazsınız, diye velayet davası açtı. Her birimize bir başımızı sokacak yer bulduk ama yaşadığımız bu felaket, onun sinsi planlarının bir sonucuydu. Son duruşmada, çocukların zorla ondan uzak tutulamayacağına, belirli zamanlarda görüşmelerinin sağlanacağına dair karar verildi.
Ama en kötüsü, kayınvalidemin kendi kızlarını bize karşı doldurmasıydı. Sanki kendisi masummuş, biz kötüyüz! Bize alenen huzur vermiyor, çocuklara dedikodular fısıldıyor, onları yalan söylemeye teşvik ediyor. Artık kızlar gözümüzün içine baka baka, Eğer bize tablet almazsanız, sosyal hizmetleri çağırırız! diye bağırıyorlar.
Torunlarımı alacağım, göreceksiniz! diye bağırıyor kayınvalidem.
Ve biz ne yapacağız? Ona karşı nasıl savaşacağız? O kadar kötülük yaptı ki, hâlâ rahat vermiyorO an aklıma yılların ezikliği, sırtımdaki haksızlıkların ağırlığı çarptı. Ablama baktım; gözlerimizde aynı kararlılık vardı ilk defa. Artık pes etmeyeceğiz, dedik birbirimize sessizce.
Önce çocuklarla oturup konuştuk, yaşlarına uygun cümlelerle. Kimsenin onları ayırmaya, istemediği birine vermeye hakkı olmadığını anlattık. Sonra kayınvalideme, dosdoğru gözlerinin içine bakarak, Biz burada kalıcıyız. Senin oyunların bitti! dedik. Şaşkındı, böyle dik duruş beklememişti.
Zamanla mahalledeki başka kadınlar da yaşadıkları haksızlıkları anlatmaya başladı, biz bir araya geldik, birbirimizin sesi olduk. Onların arsalarını da birlikte geri aldık. Yan yana, dayanışarak yeni hayatlar kurduk, çocuklarımızla birlikte özgürce yeni bir bahçe kurduk; çitlerimiz yoktu ama aramızda güven vardı.
Bir sabah, bahçede oynayan çocuk sesleri arasında kayınvalidemin pencereden bize baktığını gördüm. Yalnız, yenilmiş; ama artık bana acı veren biri değil, ufalıp gitmiş bir gölgeydi. İçimde huzurla gülümsedim. Çünkü sonunda öğrendim ki, insanın gerçek evi; adaletiyle, dayanışmasıyla, sevgiyle inşa ettiği yerdir. Ve bizim evimiz, artık kimsenin tapusunda değil, kalplerimizin tam ortasındaydı.




