İşten Eve Döndüğünde, Kedisi Ortadan Kaybolmuştu

Ali sıradan bir gençti; kötü alışkanlıkları yoktu, sessizdi. Yirmi beş yaşına bastığında, ailesi ona bir daire almaya yardım etti. Dairenin anahtarları gökten birdenbire yağdı, kırmızı ve altın renkte parladı; anne ve babası ilk taksit için ona Türk lirasıyla destek oldular. O an Ali, kendi kendine yaşamanın ne kadar tuhaf olduğunu hissetti. İstanbul sokaklarında yürürken, gölgeler ona selam verir hep rüzgar uğuldamasıyla konuşurlardı. Ali yazılım geliştiricisi olarak çalışıyordu; sakin bir hayatı tercih ediyor, kimseden bir haber almıyordu.

Can sıkıntısı onu bir sabaha kadar takip etti; sabah güneşi Marmaradan yansırken, Ali bir kedi almayı düşündü. Kedi, ön patilerinde garip bir eğrilikle dünyaya gelmişti. Eski sahipleri, kedinin annesini bile hatırlamıyorlardı; bu küçük yavruyu uyutmak istediler ama Ali, kedinin gözlerinde Ay’ın yansısını görünce sahip çıktı. Ona Yatkın adını verdi. Ali işten eve döndüğünde, merdivenlerde Yatkının tüylerini görür, kedi ise halının üstünde sessizce beklerdi.

Bir zaman sonra, Ali işyerinde bir kızla tanıştı. Kızın adı sadece Türkçede bulunabilirdi: Derya. Derya kararlıydı, ilişkileri bir rüya gibi hızla büyüdü ve bir ay geçmeden Derya Ali’nin dairesinde yaşamaya başladı.

Ama Yatkından hemen hiç hoşlanmadı ve Aliye kediden vazgeçmesini söyledi. Ali ise kedinin hayatındaki en önemli varlık olduğunu izah etti, Derya ise ısrarını sürdürdü. Ali, Yatkın burada kalacak, dedi. Derya, misafirler her geldiğinde kedinin eğri patilerine bakıp İstanbullu bir tavırla burun kıvırdıklarını söyleyerek Aliyi ikna etmeye çalıştı. Ali bir tarafta Deryayı, diğer tarafta Yatkını seviyordu ve rüyasında ikisini tarttığı bir dükkana giriyordu; birinin ağırlığı hep hafif çıkıyordu.

Ali’nin ailesi de Derya’yı pek tutmamıştı; onlara göre Derya fazlasıyla açık sözlü ve kaba sayılırdı. Bir Osmanlı sabrıyla oğullarına Henüz nikah için acele etme, önce bir düşün dediler.

Bir gün Deryanın ailesi ziyarete geldi. Ali, kapıdan girerken Derya’nın babasının keskin bakışlarıyla karşılaştı. Adam Yatkını görür görmez, patileri görünce raundu kaybetmiş bir boksör gibi kıkırdayarak Ne tuhaf bir hayvan bu! dedi. Ali o an kediye sahip çıkmanın Osmanlı ruhundan geldiğini hissetti.

Akşam boyu Derya ve babası kedinin çirkin olduğu, Ali’nin ondan kurtulması gerektiğini söyleyip, kedi için yeni yerler uydurarak kahkahalar attılar. Derya’nın annesi de katıldı sohbete ve patilerin eğriliğiyle ilgili fıkra anlattı. Ali bir rüya labirentindeydi; sabaha karşı kedi birden yok oldu. Ali işten döndüğünde dairesi daha soğuktu, Yatkın ortada yoktu. Derya’nın alın teri gibi soğuk sesi: Kediyi veteriner kliniğine bıraktım, dedi.

Ali, rüyasında Galata Kulesi’nden Balata kadar beş saat kedi aradı; çarşıda, vapurda, bir köşe başında sanki şapkasıyla bekleyen bir zar kafasıydı Yatkın. Sonunda buldu onu; Yatkın Eğri Sokakta, Ali’nin kucağında mırlayarak gerçekliğe döndü.

Ali eve döndü ve Deryaya Eşyalarını topla, git, dedi. Derya, sabahın ilk ışıklarıyla valizini sessizce topladı, hayal kırıklığına uğramıştı; hiçbir zaman bir kedinin kendisinden daha önemli olabileceğini düşünmemişti.

Ali ve Yatkın, rüya gibi bir hayat sürdüler. Yatkın, Ali işten döndüğünde yine halının üzerinde mırlıyor, Ali ise İstanbulun rüzgarında kedinin fısıltılarını duyuyordu. Her şey biraz garip, biraz gerçek, biraz hayal olmuştu.

Rate article
Lifequest
İşten Eve Döndüğünde, Kedisi Ortadan Kaybolmuştu