O gün, annemle babamın kırk beşinci evlilik yılına özel verdiği görkemli davet, hâlâ aklımda. Maslakta eski bir köşkün kapısında duruyordum, elimde bir kutu: babamın yıllar önce hayalini kurduğu İsviçre markası saat, iki hafta özenle seçip, son büyük projemin ikramiyesinden satın almıştım. Ama kapıdaki güvenlik görevlisi bana nazik, ama kesin bir tavırla bakıyordu, sanki yanlış gelmişim gibi.
İsminiz davetli listesinde yok, dedi.
Şaşkınlıkla tekrar sordum:
Bir kontrol eder misiniz lütfen, Ayşenur Yıldırım.
Adam tablete bakarken başını salladı. İçeriden kahkahalar yükseliyordubu sesi tanımıştım, kardeşim Elifin ani çıkışları. Ardından müzik ve annemin soğuk, tok sesi geldi:
Bu dilençiyi çıkarın buradan. Hiç gelip kutlamamızı mahvetmesin.
O an, kimden söz ettiklerini anlamamıştım. Güvenlik de öyle; bir an duraksadı, sonra mahcupca öksürdü. Kutudan saati neredeyse düşürüyordum, son anda yakaladımama kutu ezildi.
Taksiyle dönüşüm iki saat sürdü. Ağlamadım; gözyaşlarım kendi yolunu buldu, sessizce aktı. On iki yıl boyunca her hafta aradım, para gönderdim, borçlarını kapattım. Kardeşim Mehmet, girişim üstüne girişim açtıakıllı scooter işi, çiftlik, başka şeyler. Elif çocuklarıyla hep tatillere gitti, teşekkür mesajları atıyordu: “Sağ ol ablacım!” Annemle babam zaten hep sessizdi; sanki bu yardımlar, bana borçlu oldukları bir maaşın ödemesiydi.
Dilençi.
Bakırköydeki küçük lofta gelince sessizlik vardı. Bilgisayarımı açıp, yıllardır tuttuğum tabloyu gözden geçirdim: mimarlık alışkanlığı, her harcamayı, geliri kalem kalem kaydetmek. Ekranın aşağısında rakam, adeta bir mahkeme kararı gibi yanıp sönüyordu: Yirmi altı milyon Türk Lirası. Olamamış tatiller. Aldanmış daire. Yaşanmadan geçen hayat.
Bir bardak su doldurdum. Ellerim artık titremiyordu.
Ertesi sabah her şeyi iptal ettim. Ailenin evinin tadilatıiş başlayacaktı, sözleşme feshedildi. Tatil gezisirezervasyon iptal edildi. Mehmetin kredisine kefil olmuştumartık olmayacağım. Elifin çocuklarına eğitim programıikinci ödeme yapılmadı. Aile ortak hesabı, on dakika içinde kapandı.
Her aramayla üzerimden garip, yapışkan bir ağırlık kalktı. Öğlene kadar telefonlar susmadı. Açmadım.
Akşam, hepsi birden kapıma dayandı. Zili çaldılar, içeri girmeye çalıştılar, bağırdılar. Kapıyı hemen açmadım, biraz beklettim ki öfkeleri dinmeye fırsat bulsun. Dinmedi.
Sen nasıl böyle yaparsın! diye annem içeri daldı, yüzü kıpkırmızıydı.
Tadilatı engelledin! Tatil planını mahvettin! Hiç düşünmüyor musun?
Masada duruyordum, kollarım göğsümde kenetli. Sessizdim.
Ayşenur, aile bu. Böyle yapamazsın, dedi babam. Biz yabancı değiliz sonuçta.
Yabancı değil mi?
Elimdeki dosyayı gösterdim: on iki yılın ayrıntılı dökümü.
Yirmi altı milyon Türk Lirası. Bu, sizin aile olmanızın bedeli.
Mehmet kaşlarını çatıp hesabı yapmaya çalıştı. Elif yere bakıyordu.
Dün beni dilençilikle suçladınız. Hem güvenliğin yanında, hem misafirlerin önünde. Kapıdan içeri bile almadınız.
Annem şaka yapmıştı, dedi babam.
Şaka mı?
Annem gözlerini kaçırdı.
On iki yıl boyunca size banka oldum. Ben Ayşenur. Artık benden tek kuruş alamayacaksınız. Beni hayatınızdan sildiniz, ben de borçlarınızdan kendimi siliyorum.
Nasıl yaparsın bunu? diye Elif başını kaldırdı. Çocuklarım var, onların eğitimi önemli!
Eşin çalışıyor, sen de çalışıyorsun. Kendi paralarınızla yetinin.
Peki, tadilatı nasıl yapacağız? dedi annem, eli kalbinde. Çatı akıyor!
Arabanızı satın, arsayı satın, işe girin. Hepiniz sağlıklısınız, hâlâ gençsiniz.
Babam yaklaşıp elimi tutmak istedi.
Kızım, sinirlenme, biz hep yanında olduk, seni büyüttük
Elimi öyle çekip geri gittim ki, babam geri adım attı.
Siz Mehmet’i ve Elif’i büyüttünüz. Ben hep yalnızdım. On altı yaşında kazanmaya başladım. Şimdi lütfen gidin. Derhal.
Gittiler. Kapı kapandı. Yıllardır ilk kez göğsümde bir ağırlık olmadan uyudum.
Annem ortak tanıdıklara ulaşmaya çalıştı: “Kız çok değişti,” dediler.
Mehmet uzun mesajlarla ihanetten söz etti.
Elif sosyal medyada, duyarsız insanlar üzerine paylaşımlar yaptı. Hiç okumadım. Engelledim ve yeni hayatıma devam ettim.
Üç ay sonra kulağıma geldi: annemle babam evi satıyorlardı.
Mehmet, bir inşaat firmasında sıradan yönetici oldu; büyük fikirleri bırakmıştı. Elif tatil fotoğraflarını paylaşmamaya başladı.
Zafere sevmedim. Sadece yaşadım.
En ilginç olay ağustosta oldu. Büroya yakın bir kafede annemi gördüm. Bir masada, ellilerindeki bir hanımla konuşuyordutanıdım, Saadet Hanım, annemin liseden arkadaşı, varlıklı, hep destek olmuş biri.
Masalarından geçerken bir cümle kulak misafiri oldum:
Haydi Saadet, ödünç ver, bir ay sonra kesin geri öderim
Saadet Hanım başını sallayıp, kahvesini bitirmeden ayrıldı. Annem yalnız kaldı, boş bardağa bakıyordu. Sonra telefonu çıkardı, birini aradı.
Alo, Şenay? Bak, ben bir şey isteyecektim Ne? Yok, ama lütfen Alo? Alo?!
Annem telefonu çantasına fırlattı. Yüzü solgundu, yorgundu. Gözlerini kaldırıp beni görünce dondu. Sakin, öfkeden uzak bir şekilde baktım ve çıktım. Peşime düşmedi.
Sonradan tanıdıklar anlattı: Annem tüm eş, dost, akraba kapısını çalmış, destek istemiş. Kimse vermemiş. Herkes biliyordu, on iki yıl boyunca bir kızı vardı, tüm masrafları karşılayan. Ve herkes hikâyenin nasıl bittiğini biliyordu.
Psikoloğa gittim, daha çok çalıştım, hep ertelediğim projeleri üstlendim. Mimarlık bürom büyüdü; tek başıma gerçek işime odaklandım.
Eylül’de, doğum günümde bir hediye geldi. Kutunun içinde eski bir sandık ve kısa bir mektup vardı; babaannem Fatmanın el yazısı, beş yıl önce hayata veda etmişti.
Mektup kısacaydı:
“Sevgili Ayşenur, bu satırları okuyorsan, nihayet kendin için durmayı başardın demektir. Ben hep biliyordum, onlar senden hep almak ister, sen durdurmazsan. Sandıkta bankadan bir anahtar var. Mirasımın tamamı. Onlara bir şey bırakmadım, değeri bilmiyorlar. Sen ise biliyorsun. Kendin için yaşa, canım torunum. Babanne.”
Mektubu göğsüme bastım, ilk kez gerçekten biri beni görmüş gibi hissettim.
Parayı, Fatma Yıldırım adına bir burs fonuna yatırdımailesine yük olup, kopmaya cesaret edemeyen gençler için. Ne kadar çok olduklarını biliyordum. Hayatta sadece parası için değer gören birinin ne demek olduğunu biliyordum.
İki yıl geçti. Annemle babam hiç aramadı. Mehmet çalışıyor, tekrar evlendi, bir çocukları oldu. Elif başka bir şehre taşındı, bazen resmi kutlama mesajları atıyor. Yanıt vermiyorumintikamdan değil, söyleyecek bir şeyim yok.
Geçen hafta, kültür merkezi projesini bitirdim. Müşteri “hayatımda gördüğüm en iyi çalışma” dedi. Gülümsedimçünkü doğruydu.
Dün Elifi metroda gördüm. Elinde dolu poşetlerle, yorulmuştu. Beni fark etti, durdu. Ben de durdum. On saniye kadar sadece bakıştık. Sonra gözlerini kaçırıp geçti. Ben de.
Bugün cumartesi. Penceremden yağmur damlaları akıyor. Atölyemde, çizimler arasında, kulaklığımda hafif müzik eşliğinde kişisel projemi geliştirdim. Yalnızım. Ve bu yalnızlıkta huzurluyum.
Dilençi hiçbir zaman ben değildim. Dilençi olan; sürekli isteyen, hiç vermeyenlerdi.



